Özyönetim Türkiye’de egemenlerin iddiasının tam aksine ‘Bölücü’ değil birleştiricidir, daha doğrusu radikal katılımcı demokrasi zaten ‘Örgütlenmektir.’ Burada ‘Bir olmak’ ile ‘Örgütlenmek’ arasındaki fark bir kelime oyunu değildir. Çünkü birçok ‘örgüt’ ya da neredeyse bütün örgüt tarihleri ‘bir olmak’la maluldür. Buradaki ‘Örgütlenme’ bütün bu hakim olan tarihin aksine herkesin ‘Özne’ olarak içinde yer almasıdır ki bu örgütlenmenin gerçekte asli unsurudur. Çünkü eğer ‘örgütlenmek’, ‘bir olmak’ yani ‘içinde erimek’ olsaydı o zaman ayrı ayrı olanın bir araya gelmesini yani kendisini reddetmiş olacaktı. Örgütlenmek ‘öznelerin, özne olarak’ bir araya gelmesidir.
Bu yüzden ‘Özyönetim’ yani radikal katılımcı demokrasi tam anlamıyla ‘örgütlenmek’tir, bir araya getiricidir ve ‘hep beraber diyebilmek’ içindir. Bu nedenle, egemenlerin iddiasının tam tersine ‘bölücü’ hiç değildir. Bu yüzden egemenlerin ve hatta sol liberallerin anlayamadığı, bunun sınırlarını belirlemeye çalışmalarıdır. İç içe geçen çemberlerin sınırı olmaz. Her çember bir diğerini bir başka yerde keser ve diğer çemberin bir parçası halini alır. Bu durum, kategorize edici, sınıflandırıcı burjuva bilimin hegemonyasının ve tabii ki uzun yıllar dirsek çürüttüğümüz okulların didaktik sistematiğine aykırıdır ve hatta bu sınıflamayı yıkıcıdır. Bu yüzden, başka bir formda-formu olmayan ‘örgütlenmeler yumağı’, özyönetimlerin genel görünümünü teşkil eder. Bu form ya da formsuzluğun bize şaşırtıcı gelmesi, aslında şaşırtıcıdır çünkü ‘doğal’ olan budur.
Özyönetim bu yüzden sınırsızdır ancak bu her özyönetimin, dar ya da geniş bir çemberi hedeflemesini, örgütlemeyi amaçlamasını ortadan kaldırmaz. Mesela Brezilya Topraksızlar Hareketi MST kolektif liderlerinden Stedille ile konuşurken MST-Topraksızları şöyle tanımlıyordu. “Bir doktrin düşünün. Bir ideolojiyi aklınıza getirin, yoksul köylüleri örgütlemek istiyor. Biz bunu istiyoruz. Yoksulluğa ve sosyal sisteme karşı mücadele ediyor. Bu böyle. Bunun için toprak istiyoruz, okul inşa ediyoruz Yeni bir yaşam örgütlüyoruz. Bir sağlık sistemi, karşı bir eğitim sistemi ve esenlik içinde bir yasam. Burjuva sınıfı tabii ki bunların hiçbirini istemiyor.
Bizim düşüncemiz başka bir model, sosyal bir değişim isteyen ve en önemli karakteri devrimcilik olan bir düşüncedir. Ayrıca aslında devrimci olmak için mutlaka sosyalist olmak da gerekmez. (MST her zaman kendini sosyalist olarak tanımlar.) Brezilya sosyal yapısı aslında çok eşit. Çünkü milyonlarca yoksul var. (Gülümseyerek) Biz yoksulluk konusunda çok zenginiz!
İsteklerimizin arasında en önemli şey demokrasi. Biz her şeyin demokratikleşmesini istiyoruz. Direkt olarak toprağın, direkt olarak etiğin, direkt olarak emeğin, direkt olarak eğitimin ve direkt olarak adaletin demokratikleşmesini istiyoruz. Bütün bunları istemek gerçek bir devrimciliktir. Sonuç olarak düşünsel anlamda, politik anlamda bizim politikamız sosyal bir dönüşüm sürecidir.” diyordu.
İşte bu özyönetim neden mi iyi? Sarayı yok, başkanı yok, ordusu yok... Hiç masrafı yok yani...