Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yeni bir aşamayı ifade eden özyönetim ilanları, özyönetime yönelik saldırılar ve buna karşı gösterilen direnişin başlaması üzerinden bir yıl geçti. Bu direnişin Kürt halkının özgürlük mücadelesi tarihindeki önemi her geçen gün daha iyi anlaşılacaktır. Kürt halkının var olma ve özgür yaşamda ısrarının yeni bir aşamaya yükselmesi olarak tarihteki yerini alacaktır. Özgürlük mücadelesi içinde de 15 Ağustos hamlesinin yeni bir aşamaya vardırılması olarak ele alınacaktır.
Kürt halkının direniş iradesi, gücü, özgürlüğü için göstereceği fedakarlık düzeyi de bu direnişlerle yeni bir aşamaya varmıştır. Kürt halkının direniş iradesi ve bu konuda gösterdiği fedakarlık düzeyi, Diyarbakır zindanındaki zulüm ortamında gösterilen direnişle büyük bir sıçrama yapmıştı. Son 36 yılda Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi bu mücadele iradesi, ölçüsü ve düzeyiyle büyük kazanımlar elde etmiştir. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinde somutlaşan bu irade, ölçü ve düzey yaratılmasaydı, Kürt halkı bunu var olma iradesi haline getirmeseydi şu anda var olan büyük gelişmeler ve kazanımlar ortaya çıkarılamazdı. Bundan sonraki tüm mücadeleler ve elde edilen mevziler de özyönetim direnişçilerinin yükselterek yeni aşamaya vardırdığı özgürlük mücadelesi iradesi ve fedailik düzeyiyle kazanılacaktır.
Şu ana kadar Kürdistan özgürlük mücadelesi tarihinde çok büyük çatışmalar, direnişler yaşanmıştır. Ancak hiçbirinde Cizre, Şırnak, Sur, Nusaybin, Gever ve Hezex’teki gibi çok büyük askeri güçler karşısında fedaice aylarca direnen bir duruma rastlanmamıştır. Kürt direniş tarihinde bir ilk yaşanmıştır. Yüz kadar direnişçi bu şehirlerde binlerce asker ve polise karşı elleri ve yürekleri titremeden mücadele etmiştir. Saldıran on binlerce güç, üzerine yürüdükleri birkaç direnişçi karşısında tir tir titremişlerdir. Sur’un büyük kahraman komutanı Çiyager’in söylediği gibi direnişleri de, şahadetleri de muhteşem olmuştur.
Çîyager, Xebatkar, İslam, Axin…
Bir halkın özgür ve demokratik yaşam güvencesi özgür ve demokratik yaşam için gösterilecek direnişin düzeyiyle sağlanır. Özyönetim direnişçileri bu mücadele düzeyini yükselterek Kürt’ün özgür ve demokratik geleceğini güvenceye almışlardır. Nasıl ki 14 Temmuz’un ortaya çıkardığı direniş düzeyiyle Kürt halkının mücadelesi hep yükselerek gelişmişse, özyönetim direnişlerinin yükselttiği fedailik düzeyi ile de Kürt halkı saldırılar ne kadar ağır olursa olsun direnecek, Kürt’ün özgür ve demokratik yaşamını sağlayacaktır.
Kim Sur’un büyük komutanı Çîyager’in yenildiğini söyleyebilir? Kim Nusaybin’in büyük komutanı Xebatkar’ın yenildiğini söyleyebilir? Kim Gewer’in büyük komutanı İslam’ın yenildiğini söyleyebilir? Cizre’de şehit düşen büyük gençlik komutanı Axin’in kim yenildiğini söyleyebilir? Kürt halkı; Kemal Pir, Hayri Durmuş, Agit gibi bu komutanlar şahsında da direnişini daha da yükseltecek, özgür ve demokratik yaşamını mutlaka kazanacaktır.
Bunlar direnişleriyle gerçek özgür ve demokratik yaşamın ne olduğunu da göstermişlerdir. Özyönetimlerin gerçek özü ve niteliğinin ne olduğunu ortaya koymuşlardır. Özyönetimler, demokratik özerkliğe dayalı yerel demokrasiler gerçek özgür ve demokratik yaşamlarıdır. Devletler altında toplumlar özgür ve demokratik yaşama kavuşamazlar. Gerçek özgür ve demokratik yaşam sokağın, mahallenin ve şehrin kendi kendini yönettiği özyönetimlerde vardır. Özyönetimler, belediyeler ve yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması değildir. Özyönetimler, devletin eklentisi olan idari bir sistem de değildir. Özyönetimler, devlet dışı toplumun tam özgür ve demokratik yaşamını yaşadığı, halkın doğrudan kendini yönettiği toplumsal örgütlenmelerin adıdır. Tam özgür ve demokratik yaşam özleminin, ruhunun, amacının bedenleşmesidirler. Direnişin muhteşem olması da özyönetimlerin özgürlüğünün derin ve kapsamlı yaşanacağı bir demokratik sistem olmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
Kürt Halk Önderinin özgürlük sisteminde devletin bir eklentisi olmak yoktur. Önder Apo'nun çizgisinde devlet ve iktidar özgürlük ve demokrasi karşıtı bir yapılanmadır. Devlet; bir sınıfın, egemen kesimlerin, iktidarların diğer sınıflar ve toplumlar üzerindeki baskı aracıdır. Bir baskı aracından toplum için özgürlük ve demokrasi beklenemez. Sadece mücadele edilerek bu devletlerden özgürlük ve demokrasi koparılabilir. Özyönetimler ise devletten ayrı özgür ve demokratik yaşam kurmaktır. Önder Apo, bunu yerel demokrasiye dayalı demokratik özerklik modeli olarak ifade etmiştir.
Özyönetimler ayrı bir devlet kurmak değildir; devlet sınırlarının dışına çıkmak değildir. Ancak mevcut siyasal sınırlar içinde devlet dışı toplum olarak yaşamaktır. Mevcut devlet sisteminden kopmaktır. Önder Apo nasıl ki kadının erkekten kopması gerektiğini söyledi, özgür eş yaşamın bu kopuşla sağlanacağını söyledi, özyönetimler de devletten benzer bir kopuşu ifade etmektedir. Devletin Türkiye sınırları içinde bazı fonksiyonları sürebilir, ama özyönetimlerini, yani yerel demokrasiye dayalı demokratik özerkliklerini kurmuş topluluklar özgür ve demokratik yaşamlarını tam sağlamış olurlar. Bu açıdan özyönetimler devletin sıradan bir eklentisi ve devletin bazı yetkilerinin bazı yerel idari birim ya da başka kurumlara verilmesi değildir.
Toplumun devletten kopması
Özyönetimleri bir yönüyle de gerçek bağımsız üniteler olarak görmek gerekir. Gerçek bağımsızlıkçılık özyönetimlerde vardır. Devletler gerçek bağımsız değildirler ya da sözde bağımsızlıklarının toplum için bir anlamı yoktur. Toplumlar bağımsızlıklarını demokratik topluma dayalı özyönetim iradelerini ortaya koyarak gerçekleştirirler. Özyönetimler, demokratik özerklikler; aslında bağımsız olmayan, topluluklar için bağımsızlık değil, kölelik olan devlet sisteminden ayrı kendi özgür ve demokratik yaşam sistemini kurmaktır. Bağımsızlık kavramının özüne uygun bir irade ve yaşam biçimine kavuşmaktır. Özyönetim direnişleri bu yönüyle tarihin en bağımsızlıkçı ve kutsal direnişleridir. Tabii ki bu ayrı bir devlet kurmak değildir, ya da Türkiye, Suriye, İran ya da Irak devletlerinden ayrı bir devlet olmak değildir. Ancak toplumu doğrudan ilgilendiren konularda devleti toplum yaşamının içine sokmamaktır. Toplumun kendini doğrudan ilgilendiren konularda devletten kopmasıdır; Türkiye halkları ve toplumuyla mevcut devlet sınırları içinde özgür birlik yaşamanın Kürt ve Kürdistan ayağını yaratmaktır.
Ancak bazı çevreler bu özyönetim ilanlarının ve direnişlerinin siyasi ve toplumsal değerini anlamada yüzeysellik göstermektedirler. Özyönetimleri devletin bir eklentisi ya da yerelde bazı yetkilerin belediye ya da idari yapıya devredilmesi gibi ele alarak bu direnişin kutsallık derecesindeki niteliğini anlamamaktadırlar. Dolayısıyla da bu direnişleri önemsizleştiren bir yaklaşım göstermektedirler.
Özyönetim ilanları ve direnişi özgürlük ve bağımsızlık kavramına gerçek anlamını kazandırmada da tarihi bir rol oynamıştır. Bağımsızlığı ve özgürlüğü halkın mahalleler ve sokaklardaki özgür ve demokratik yaşamında somutlaştıran gerçek niteliğine kavuşturmuşlardır.
Kuşkusuz daha az kayıp ve tahribatla özgür ve demokratik yaşam için adım atılması tercih edilmiştir. Önder Apo demokratik siyasal yollardan Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlayacak yoğun bir çaba göstermiştir. Ancak bu çabalar karşılık bulmamıştır. Oyalama ve zamana yayılmış biçimde Kürt halkının varlığını bitirme politikası izlenmiştir. Kürt halkının Kürdistan’ın dört parçasında güçlendiği görülünce de şiddetli bir ezme savaşı içine girilmiştir. Her yerde asayişi ve güvenliği sağlama adına Kürt halkına özgür ve demokratik yaşam için hiçbir nefes almayacak biçimde savaş açan bir devlete karşı tabii ki halk tutum alacaktı. Bu halk ne Türk devletinin tapulu kölesi ne de malıdır. Amiyane deyimle Türk devletinin karısı da değildir. Kürtler özgür ve demokratik yaşamını isteyen bir halktır. Bu devlet sınırları içinde kalsa da soykırımcı sömürgeci devlet sistemi altında yaşayamaz. Bu devlet sistemi altında yaşamamak için özyönetimleri ilan etmiştir.
Herkes Kürt halkının yerel demokrasi, demokratik özerklik ve özyönetim modelini doğru anlamalıdır. Bunlar tam demokrasi, tam özgürlük, tam demokratik toplumculuk isteyen bir düşüncenin, bir amacın somutlaşması olmaktadır. Bu nedenle sıradan bir reformcu talep ya da reformlarla karşılanacak talep değildir. Reformlar, yukarıda belirtilen çerçevede bir özyönetimi tanırsa kabul edilebilirdir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi devlet ve iktidarı halklar için baskı ve zulüm getiren yapılanmalar olarak görmektedir. Bu açıdan devlet sınırları içinde bir çözüm modeli olsa da bunun başka çözüm modellerinden böyle bir farkı olacaktır.
Bu çözüm modeli devlet imkanlarından bazı Kürtlerin faydalanmasını sağlayan karakterde değildir. Devletten bekleyen, devlet versin yaklaşımı yoktur. Devlet gölge etmesin yaklaşımını ifade etmektedir. Şu anda devlet Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını engelliyor. Hatta engelliyor demek bile Türk devletinin politikalarını hafifletmektedir. Devlet şu anda da AKP iktidarı şahsında Kürtleri soykırıma uğratmak istiyor. Bazıları soykırımı sadece 19. yüzyıldaki Kızılderili, 20. yüzyıldaki Ermeni ve Yahudi soykırımı olarak anlıyor. Halbuki şu anda Kürtler üzerinde uygulanan soykırım örtülü bir biçimde onlardan yüz kat daha tehlikeli biçimde sürmektedir.
Kürtler bu sistem altında yaşayamaz
Biz Hareket olarak 1970’li yıllardaki reformist milliyetçiliği çok eleştirdik. Çünkü Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı için mücadele etme ve gerçek bağımsızlığı sağlama yerine, mevcut soykırımcı devletin karakterini bile anlamadan bazı reformlar isteme durumları vardı. Devletin Kürtler üzerindeki baskılarının yumuşatılmasını hedefliyorlardı. Türk devleti tümden yok etmeyi hedeflerken, bunu görmeyen yaklaşımlarla bazı reformlarla sorunun çözüleceğini sanıyorlardı. Halbuki ilk önce bu soykırımcı saldırıyı durdurmak ve gerçek özgür ve demokratik yaşamı sağlama mücadelesi vermek gerekiyordu. Zaten bu devleti tanıyamadıkları için onlar silindi gittiler. Çünkü reformlar bile bu devleti tanıyıp özgür ve demokratik yaşam mücadelesi verilerek sağlanabilirdi.
Şu anda da Kürt sorunu bazı palyatif adımlarla ya da bu devletten bir şey talep edilerek çözülemez. Talep, tam demokrasi içinde özgür ve demokratik yaşam doğrultusunda olursa anlamlıdır. Bu da müzakerelerle olmuyorsa Kürt halkı bekleyecek değildir; bu devletin ağzına muhtaç değildir. Direnişiyle özgür ve demokratik yaşamını sağlar. Bu açıdan halkın özyönetim duruşu ve direnişi kutsal görülmelidir. Bu tutumu göstermeyen bu halk köleliği kabul etmiş olur. Kürt gerçeğinde ise yok olmayı.
Demokratik siyasal çözüm değerli bir yoldur, ama bu konuda adım atılmıyorsa, Kürt halkı bu sistem altında yaşamaya mahkum değildir. Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşmayacak, ama bu devlet sistemi içinde yaşamaya devam edecek! Ne Kürtlerin yaptığı böyle bir sözleşme vardır, ne de böyle bir durum kabul edilir. İşgal de soykırımcı egemenlik için bir meşruiyet sağlamadığına göre, Kürt halkı kendi özyönetim iradesini gösterir ve direnir. Bu direnişte kayıplar olabilir. Bugün mücadelenin şu yol ve yöntemi kullanılır, yarın başka bir yol ve yöntemi; ama bu devletin bugünkü sistemi altında yaşam kabul edilemez. Hiç kimse bu sistem altında yaşamaya Kürtleri alıştıramaz. Bazıları bu sistem altında yaşamaya alışalım diyor. PKK çıkışından beri bu sistem altında yaşamayı kabul etmeyeceğiz dedi. Bu sistem altında yaşamaya alıştırılan Kürt halkını bilinçlendirdi, örgütlendirdi ve mücadeleye sevk etti. Önder Apo her zaman düşman güçlü, Kürtler de zayıftır diye köleliği kabul etmenin en aşağılık durum olduğunu ifade etti. Bir halkın düşmanı ne kadar güçlü olursa olsun, kendisi ne kadar zayıf görülürse görülsün direnme iradesi ortaya koyarak direnişçi tutumunu ve direnmesini ortaya koyması gerektiğini vurguladı. Bir halkı özgürlüğe bu tutumun götüreceğini her zaman söyledi. Kürt halkı da özyönetim direnişleriyle bu sistem altında yaşama alıştırılmayacağını ortaya koydu.
Bu özyönetim direnişlerini anlamamak, soykırımcı sömürgeci sistemin propagandası ve kapitalist modernitenin konformist tüketici yaşamı altında gerçekleri görmemektir. Bir daha vurgulayalım; Kürt halkı özgür ve demokratik yaşamını bu direnişçi tutum ile güvenceye almıştır. Bu direniş düzeyi doğrultusunda mücadele yükseltilirse soykırımcı sömürgeciler mutlaka yenilecek, özgür ve demokratik yaşam kazanılacaktır.