Bölgede ve Türkiye’de yüz yıllık statüko çöküyor.

İki çöküşü de durdurmak olanaksızdır. Yani Birinci Emperyalist Paylaşım savaşı sonunda oluşan statüko artık sürdürülemez. Hiçbir güç eskiyi ayakta tutamaz. Kavga eskiyi korumak için değil, yeni sistemde yer alabilmek için yapılıyor.

Bu nedenle, her güç yıkılan statükonun altında kalmamak, yeni dönemde kendi varlığını sürdürebilmek ve güvenceye almak için zamana karşı bir yarışa ve savaşa girmiş bulunuyor.

Bölgedeki varlığını-çıkarlarını korumak ve arttırmak isteyen emperyal güçlerin müdahalesi her yolla sürmektedir. Bölge halkları da kendi özgürlüklerini kazanmak için savaşmaktadır. Bu kargaşada bazen at izi it izine karışsa da işin özü değişmez. Zaten, eski sistem herkes için aşılmadan yeni bir sistem de kurulamaz. Bugün o noktaya gelinmiş bulunuyor. Eski sistemi ne ezenler, ne de ezilenler kabul ediyor. Yenisi üzerinde bir uzlaşma da mümkün olmadığı için kıyasıya bir mücadele her yere yayılarak sürüyor. Bunun ne kadar kanlı ve yıkıcı sonuçlara vardığını her gün yeni bir olayla görüyoruz. Bunlar karşısında dehşete kapılmakla, protesto etmekle, kınamakla bir çözüm bulunamaz. Çözüm ezilenleri özgürleştirecek bir mücadele yolu ve yeni bir sistem kurabilmekten geçiyor.

KÜRTLER EN ÖNDE

Bu yol ayrımında toplum olarak en hazırlıklı olan, en önde olan Kürtler ve Kürdistanlılardır.

Çok önceden, Ortadoğu gibi bin bir farklılığın cirit attığı, birbiriyle çatıştığı bir bölgede, herkesin bir arada eşit, özgür, bağımsız yaşamasının yolunu düşünüp bir çözüm önermişlerdir. Önermekle de kalmayıp bunun uğruna savaşıp hayata geçirmişlerdir.

 Özyönetim, demokratik özerklik, demokratik cumhuriyet, demokratik konfederalizm sözlerinin kulağa hoş gelen sözler olmadığı, tam tersine cehenneme dönen bölgede yeni bir yaşam kurulmasının kaçınılmaz yolu olduğu anlaşılmalıdır. Varlıkları ve iradeleri hiçe sayılan, yok sayılan ezilenler özgürleşmedikçe hiç bir yerde huzur ve barış olmaz.

Geçen yüz yıl boyunca katliamlarla, ağır baskı ve zulümlerle köleleştirilen ve yok edilmek istenen Ortadoğu halkları bugün özgür bir yaşam istiyor. Bu halkların başında da bugüne kadar özgürlük uğruna en ağır bedeli ödeyen Kürtler geliyor. Kürtler ideolojik-politik-örgütsel yapılanmalarıyla bölge halklarına da örnek ve önder olmaktadır. Rojava Devrimi ve oradaki farklı milliyetlerden, inançlardan halkların hep birlikte kurduğu demokratik kanton sistemi herkesin sempatisini kazanmaktadır. Bu sistemin Ortadoğu geneli için de geçerli olması en makul çözüm olarak gündeme gelmiştir.

Son yıllarda Kürdistan parçalarında da, bütün dünyada da çok tartışılan özyönetim örgütlenmesi somut olarak gündeme girmiştir. Özyönetim sadece bir ilan eylemi ya da hendek kazmak, barikat kurmak değildir elbette. Bunlar yeni sürecin başlangıcını gösteren sadece sembolik bir anlam ve önem taşıyor. Esas olan hayatın her alanında halkın bu esasa göre örgütlenmesi ve kendisini yönetmesidir.

Son bir yılda yaşananlar mevcut devlet yönetiminin lüzumsuzluğunu ve demokratik özyönetimin kaçınılmazlığını göstermiştir. Kürdistan halkı çözüm sürecini başarıya götürmek için her türlü desteği vermiştir. Bütün ezilenlerle birleşerek, barajları yıkarak HDP’yi Meclis’e göndermiştir. Ama merkezi iktidar HDP’ye karşı savaş açarak halkların iradesini yok saymıştır. Seçimler yenilenirken, onlarca belediye eşbaşkanı tutuklanmıştır. HDP’nin en çok oy aldığı yerlerde, halkı cezalandırmak ve boyun eğdirmek için bir imha operasyonu başlatmıştır. Öyle ki, merkezi iktidar da bölgedeki kendi devlet yapılanmasını tanımayıp dışarıdan gönderdiği DAİŞ‘vari özel kuvvetlerle-esedullah timleriyle yönetime el koymuştur. Yani merkezi hükümet de bölgedeki yapılanmasını tanımamaktadır. Bu yapıyı halk niye tanısın, tanısa ne olacak?

Günlerce sokağa çıkma yasağı koyan, elektrik-su gibi her şeyi kesen, halkı bir lokma ekmeğe muhtaç hale getiren, evinde oturanları bile katleden, cenazelerini gömmesine bile izin vermeyen bir işgal yönetimi söz konusudur. Bu işgal yönetiminin kendisi özyönetimi kaçınılmaz kılmaktadır. Halkın bu yönetimi reddedip kendi özyönetimlerini kurmasının tam da zamanıdır. Halkın bu tercihine destek olunmalı, özyönetim sadece Kürdistan’da değil, büyük şehirlerin varoşlarından başlayıp her yerde yaygınlaştırılmalıdır.

Son bir yılda yüzlerce sivil Kürt katledildi. Kürdistan bayraklarına bürünüp meydanlara çıkmak için daha neyi bekliyoruz? Binlerce insanın katledilmesini mi?

Özgürlüğe, eşitliğe, özyönetime ihtiyacı olanlar sadece Kürtler değil, tüm ezilenlerdir. Hep birlikte özyönetime, özgürlüğe, eşitliğe!