Utanma duygusuna yabancı, itibarsız, her türlü küçük işe bulaşan aylak, seviyesi düşük ayak takımına, argoda „paçoz“ deniyor. Bir süreden beri, onun yerine „Kasımpaşalı“ deyimi kullanıldığı için, paçoz gündelik konuşmanın tedavülünden kalkmış, kenarda kalmıştı. Yazar Alev Alatlı, geçenlerde Türk kültür ve sosyal seviyesinin vardığı durağı „paçozlaşma“ diye tanımlayınca bir kere daha hatırlandı.
Tabii ki, Türk siyasal, sosyal ve kültürel paçozlaşması yeni ve birden bire değildir. Bugünkü seviye, düne göre daha da çukurlaşmış olabilir, ama bir bütün olarak dünün devamıdır.
Dün gizlenip, saklanabilen yalan, dolan ve talan ile şirretlik, utanmazlık bugün, gelişen haberleşme aygıtları sayesinde, evrensel boyutlarıyla üstü örtülenmeyecek biçimde gözler önündedir.
Toplumların vicdanı ve erdem boyutu olaması gereken medya devlet gücünün terörüyle bastırılarak, bir kısmı da satın alınarak paçozlaşmanın savunma mevzii, saldırı silahı haline getirilmiş, seviyesizlik, toplumsal elit seviye olmuştur.
Söz gelişi, TC tarihi boyunca, toplumun vicdanı, erdemin elit kurumu olması gereken basında bazı gazeteci ve yazarların „derin devlet“ denilen çekirdek terör ağının parçası, polis, MİT işbirlikçisi hatta personeli olduğu yolundaki söylem ve suçlamalar hep var olmuştur. Ancak, hiç bir dönemde, böylesine soysuzca paçozlaşma yaşanmamış, kalemler bu denli düşmemiş, ilişkileri alaniyete dökülmemişti. İlk defa, polis devletin görülen örnekle, polis şeflerinden entelektüel ve toplumsal düşüncenin dinaminde at oynatan yazar yaratılmıştır.
Bu toplumsal çürümedir. Paçozlaşmanın yalan, dolan, talanla dibe vurduğu zemin ise Kürdistan meselesidir. Ki, bu denli paçozlaşmayı, ancak bunlar başarabilirler.
Mesela, Türklere layık Başbakan Recep, „Kürt meselesi benim meselemdir, çözeceğim“ demiş, sonra çözümün paçozlama dansı başlamıştı. İki yıldan beri Kürdistan, paçozun darbeleri altındadır. Cinayetler işlemekte, katliamlar „teröristlere gereken ders verildi“ diye açıklanmakta, uçaklar dağı, taşı, böceğiyle Kürdistan’ı yangına vermekte, şehirlere zehirli gazlar boca edilmekte, seçilmiş Kürt önderler zindanlarda aşağılanmakta, çocuğundan erginine kadar, gözleri tutmayanları yakalayıp, cezevlerine doldurmaktadırlar.
Türk ordusu, ısmarlama zaferle göz doldurup, muhataplarını kandırmak için, Kürdistan’da 152 hedef vuruldu, açıklamaları yapmakta, fakat aldığı can konusunda bir türlü karar kılamamakta, bir gün 100 ölü derken, ertesi gün 150 demekte, paçozluk deryalarında yelken açmakta…
Ama Kürdistan güçleri hayasızlığa karşılık verince, yalanın „ciğerimiz yandı“ feryadını koyvermekteler.
Bu vahşetin paçozca adı, çözümdür. Recep Başbakan, şiddete tapınan, can alıp, kan dökmekten hoşlananlara müjde verirken, özel eğitilmiş birliklerin iş başı yapmak üzere olduğunu söylemekte. Sonra da, Kürtlere dönüp, „sizi yok etmemiz için, bize yardım edin, din kardeşiyiz“ demekte.
Hey senin dinini, dindarlığını sevsinler. Daha dün seçim mitinglerinde, „onların ilk dini Zerdüştlük“ diyen sen değil miydin? Nereden, hangi sebepten kardeş oldun, şimdi?
Dahası Kürdistan işgalin kirli postalı altında. Kürt esir bile değil. Diliyle ibadet, okuma, yazmayı öğrenmesi, bebeğine isim seçmesi yasak, adliyede düşman, ülkesi, kimliği, kişiliği statüsüzdür. Hangi dinde buna cevaz var ki, üstelik kardeş diyorsun…
Ve kardeşi aptal yerine koyup, ebedi ölüm olan köleliğe teslime çağırıyorsun!..
Recep Erdoğan, dün partisinin il başkanları toplantısında Kürtlere seslenirken, polis ve askeri karakolları, kışlaları din dışı bir tanımla „mabet“ olarak tanımlıyor ve şöyle diyordu:
„Benim Müslüman din kardeşim olan Kürt kökenli kardeşlerime sesleniyorum: Bu mabedlerinizi roket atarlarla bombalayan bu örgüte nasıl destek veriyorsunuz? Bunlara karşı sizler de kalkıp bir direniş ortaya koyacaksınız. Bu, sadece bizim görevimiz değil.“
Recep Erdoğan, Kürdistan için asıl ve tek kutsal mabetin özgürlük ve onuru olduğunu anlatmaya kalkışmak nafiledir. O küçük esnaf kafasıyla, bu soylu değerlerin pahasını biçemez, kavrayamaz. Kürtlerin paçozlaşmaya niyetli olmadıklarını da...