Kulakarımda, Vedat Abi’nin (Türkali) insan sıcağı sesinin, ne kadarını hak ettiğimi bilemediğim iltifatıyla yazıya oturuyorum. Başları saran paçozlaşmaya rağmen, o topraklarda insan vicdanının soluğu kalemlerden biri olan ve verdiği sevgiden onur duyduğum Vedat Abi…
Vedat Abi’nin insani değerler uğruna savaşa girdiği dünlerde, yani paçozlaşmanın henüz su başlarında bağdaş kurmadığı dönemlerde, „ileri demokrasi için, ileri arkadaşlar“ naraları yok, tumturaklı nutuklar hevenginde „cumhuriyet bizim canımız, ona bekçi duralım sevgili vatandaşlar“ bağırtıları vardı.
Oysa, cumhuriyet kavramı, utancın evrensel boyutlarında, „diktatörlük“ niyetine kullanılıyordu. Sıram sıram darağaçları kuran, ölüm mangalarıyla ırkçı temizlik yapan Türk darbeciler ve seçilmişler gibi dünyadaki bütün diktatörlükler cumhuriyeti kutsiyorlardı, çünkü.
Demokrasi, savaştıkları korku, ortak düşman cumhuriyet kavramı tapınaklarıydı.
Ama, haklarını teslim etmek gerekiyorsa eğer, Türk cumhuriyetçileri her şeye rağmen, utanma adında bir duygunun kokusundan haberliydiler. Ar, haya denilen bir hissin ruh halinden etkilenen. 
Demokrasiden korkuyor, bu kavramı ağızlarına almıyor, fakat ne zaman, nereden saldıracaklarını, kimleri, niçin altlarına alıp, boğazlayacaklarını herkes biliyordu. Çünkü, kanunları vardı.
 Kürdistan için, 1925 yılında topyekün „vur emri“ çıkarırken, bunu „Takriri Sükun“ kanunuyla açıkladılar. Kürtlerin var olmadığına karar verip, Kürtçeyi yasayla yasakladılar.
Kürtler, hal ve vaziyete bakıp, yaşamak için tedbir aldılar. Fakat, Paçozun rejiminde hiç bir şey belli değil. Kanun yok, nizam tatilde. Kürtler, Atatürk döneminin Takriri Sükun hallerini arar oldular.
Takriri Sükun rejiminde Kürdistan yasak bölge cehennemiydi. Sonra sıkıyönetim, olağanüstü hal vaziyetleri çöktü.
Paçoz sıkıyönetim ve olağanüstü hal yok diyor, ama yok denilen korkuluk fiilen yürürlükte. Daha dün, 13 ayrı bölgenin birden sivil insanlara, hayvanların dolanım ve otlamasına yasaklandığı açıklandı, olağanüstü hal vaziyetleri üzere…
Paçoz, „ileri demokrasi yollarında ileri, arkadaşlar“ naraları patlatırken, adı konmamış Takriri Sükun korkuluğu dağların efendisi. Toprağın nimetleri, çayırlar, tarlalar yasak, Kürtlere.
Yasası nerede? O yok, emir var.
Bir de utanmadan, mülkiyet hakkı çiğnenen, malını, mülkünü işleten, özgürlüğü elinden alınan Kürde „kardeş„ diyor, sahtekar.
Gerçek Takriri Sükuncular, en azından bu konuda dürüsttüler. Canını aldıklarına dönüp, „kardeş„ diye alay etmiyorlardı.
Onlar öldürerek soylarını kurutmaya gayret ediyorlardı. Paçozun gücü yetse, bütün Kürtleri içeriye tıkıp, „hoş bir açılım oldu, düşmanı bitirdim“ diye deli deli göbek atacak.
Takriri Sükun rejiminde Kürtçe konuşmak yasayla yasaktı. Paçozlaşma döneminde yasal yasaklama yok, ama konuşan tutuklanıyor.
Takriri Sükun rejiminde, Türk ırkçılığının değirmen çarkına su dökme şartıyla, Kürdün siyaset yapması, hatta Vanlı Hüseyin Çelik gibi rejimin partisinde tepede yönetici olması serbest, gerisi yasaktı.
„İleri demokrasi yollarında ileri“ naralı paçozsal vaziyetlerde, „Kürtlere her kapı açık“ deniliyordu. „Türk ırkçılığı yapmak, sapma halinde tutuklanmayı göze alma şartıyla“ da denmeden.
Bu da paçozun, çapul demokrasisiydi.
Paçoz, ayağa düşmek, utanmayı unutmuş ayak takımı olmak, kullanıldıktan sonra çöpe atılan çaput demektir.
Zorla askerliğe götürülüp, tehditle eline silah verilerek kardeşine karşı ileri sürülen Bismilli Hakan Koçer, ölüsü döndü aile ocağına. Üstünde de Türk bayrağı…
O bayrak ki, korkunun narasıydı Kürdistan’da. Ailesi çekip alınca, paçoz medya, „o şehidi, bayrağa sarmadılar“ diye yas tutuyordu. Gölgesinde can biçilen bayrağın bir de kutsallaştırılmasını bekleyerek…