
İzmir'in Bornova İlçesi'nin Naldöken Mahallesi'nde bulunan mezarlıkta yaklaşık bir ay önce görevlisi bulunmayan nöbetçi kulübesi kimliği belirsiz kişi veya kişilerin saldırısına uğramıştı. Ardından geçtiğimiz günlerde Alevi yurttaşlara ait yaklaşık 20 mezar saldırıya uğradı. Bazı mezarların taşları kırılmış, bazılarının ise üzerine yazılar yazılmıştı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal, mezarlıklara yapılan saldırı, dedelerin maaşa bağlanması ve Alevilerin Ekim ayında yapacakları kitlesel eylemleri DİHA'ya değerlendirdi.
Bülbül, İzmir'de Naldöken diye adlandırılan ve geçmişten beri Tahtacı Alevilerin mezarlığına yapılan saldırının sıradan olmadığını belirterek, "Türkiye'de sistematik saldırılar münferitmiş gibi gösteriliyor. Toplumun üzerinde korku yaratıp sindirmeyi hedefleyen bir saldırıdır. Kapı işaretlemeleri, kamusal alandaki saldırı ve benzeri de bu kapsamdadır. Cezaevinde üzerinde Pir Sultan Abdal'ın bulunduğu kart suç gibi gösteriliyor. Bu yöntemler tesadüf değildir, bunlar devletin geleneksel aklının güncellenmiş halidir. Bu güncellemeyi devletin kendisi yapıyor. Devlet bizzat, 'şöyle yapın' diye talimat vermiyor. Ortaya bir konsept koyuyor, bazıları da görev bilip yapıyor. Gerilla mezarlarına yönelik saldırılar da böyledir. Demokrasi mücadelesi yürütenler sistemin ve onun yürütücüsü AKP'nin hedefidir. Türkiye'nin tüm demokrasi güçleri aynı tepkiyi göstermelidir" dedi.
Cemevi kültür merkezi mi?
'Demokratikleşme paketi' adı altında hazırlanan ve 30 Eylül'de açıklanacak olan pakette cemevlerinin "kültür merkezi" olarak ele alınmasına tepki gösteren Bülbül, "Din anlayışından tutun, ekonomik anlayışa kadar bakış açısı Osmanlı'da neyse Cumhuriyet'te biraz daha revize edilmiş halidir. Bu sistem topluma sürü olarak bakmaktadır. Devletin yaşatmayı düşündüğü camilerde ve benzeri yerlerde yürüttüğü anlayış devletin dinidir. İslam dini değildir. Bunu vurgulamak lazım. Diyanet İşleri Başkanlığı her hafta Cuma hutbesinde okunacak metini göndermektedir. Camilerdeki namaz kıldıran hocalardan tutun diğerlerine kadar hepsi devlet memurdur" diye konuştu.
Devlet memurundan inanç yürütücüsü veya inanç öncüsü olmayacağının altını çizen Bülbül, kendilerini buna itiraz ettiğini söyledi. Bülbül, şunları vurguladı: "Buna dedelere maaş verme noktasında da itiraz ediyoruz. Yıllardır hakkın, hakkaniyetin, adaletin yolunun yürütücüsü olan dedeler devlet memuru olamazlar. Bu kabul edilemez bir durumdur. Biz bunu reddediyoruz. İkinci nokta ise cemevinin ibadethane mi ya da ne olup olmayacağının tanımlaması bize aittir. Biz bunu tanımlarız, devlet de bunu tanır. Bizim tanımlamamıza devlet bir tanım ekleyerek bize yutturmaya çalışmaz. Devletin 'Burası kültür merkezidir' demesinin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu adeta bir saldırıdır. AKP böyle bir tanımlama yaparsa bu tutmaz, toplumda karşılığı olmaz bunun. Oraya birkaç memur atamak, dedeyi de memur yapmak Alevi inancına uymaz. Tarihte böyle bir Alevilik yoktur bugün de olamaz."
'Biz kazanıyoruz ve alıyoruz'
Bülbül, AKP'nin her paketinin önce kamuoyunun önüne atıldığını, ardından ona göre düzenlendiğini vurgulayarak, paketten bir şey çıkmayacağını belirterek, "Kazanımlar Kürt halkının destansı mücadelesi, Alevilerin sokağa çıkması ve verilen direnişlerle oldu. Biz kazanıyoruz ve alıyoruz. Demokrasi paketinden bir tek şey çıkar. O da demokrasi mücadelesidir. Bizim için çıkacak şey budur. Cemevlerine yönelik ya da Alevi inancının taleplerine yönelik çıkacak sonuç da aynısıdır" dedi.
Büyük mitingler yapılacak
Bülbül, kendilerini verecekleri mücadelenin belli olduğunu belirterek, 5 Ekim'de Mersin'de, 27'de Ekim'de ise İstanbul'da demokratik kile örgütleri ve partiler ile birlikte "Eşit yurttaşlık laik demokratik Türkiye" talebini haykıracaklarını söyledi. Bülbül, şöyle devam etti: "Burada üçüncü yolun ortaya çıkması gerekiyor. Burada partilere rol düşüyor. Biz siyasi parti değiliz, ancak çağrı yapıyoruz. Biz bu yola destek veririz. Eşit yurttaşlığın oluşması ve sorunların çözülmesi için bu gereklidir. Bakın, okullar açıldı ve halen ırkçı ve asimilasyoncu eğitim programı uygulanıyor. Bunun hemen değişmesi lazım. Sadece kamusal yaşamın veya etnik, inançsal kimliklerin değil tüm süreçlerin demokratikleşmesi gerekiyor. Artık biraraya gelinmeli ve üçüncü güç yaratılmalıdır."
Pazar günkü toplantı
Pazar günü Alevi dedeleri ile yapılan toplantıyı da değerlendiren Bülbül, "Bizim toplantıya çağırdığımız ocakzadeler, mürşit, pir, dedeler ve analar, bu maaş konusunu gündeme bile almadılar. Böyle bir şeyi asla kabul etmezler. Toplantımızda 'Cami-Cemevi' projesinin asimilasyon projesi olduğunu, İzzettin Doğan ve Fethullan Gülen'in bu iki toplumu temsil etmediğini vurguladılar. Bizim yol yürütücülerimizin, maaş gibi bir talebi yoktur" dedi.
Devletin otlağında beslenenler
Alevilerin birlik olmadığı yönündeki değerlendirmelere de sert tepki gösteren Bülbül, "Bu sistemin bilinçli olarak ortaya attığı bir şeydir. Kürt halkı için de aynı şey söylenir. Münferit bir kişinin düşüncesi sanki bir halkın düşüncesi gibi verilir. Devletin otlağında beslenmiş bir kişinin düşüncesi, Kürt halkının düşüncesi, talepleri olarak algılanıyor. Şimdi eğer Alevi toplumunun birlikteliği deniliyorsa hafta sonu biz bu birlikteliği gördük. Toplantımıza gelenler arasında mürşitler, ocakzadeler, Alevi Bektaşi Federasyonu ve bağlı kurumlar, PSAKD, Alevi Kültür Derneği Avustralya, İngiltere, Avrupa'da örgütlü Alevi kurumları vardı. Bütün alevi kurumları bir aradayken neden deniliyor ki 'Aleviler biraraya gelemiyorlar?' Başbakan ve hükümet yetkilileri 'Bir araya gelip öyle gelsinler' diyor. Sen kimsin ya. Ben bir araya gelirim gelmem sana ne? Senin görevin tarihin bir hakikati olan toplumsal, inançsal bir gerçeklik olan Alevi kimliğini ve Alevileri tanımaktır. Başbakan çıkıp 'Alevi kardeşlerim' diyor ya, işte bu efendi köle ilişkisidir. Bir araya gelin demeleri de efendi köle ilişkisidir" diye konuştu.
ALPER ATALAY/EREN DİNÇ/DİHA/ANKARA