Olof Palme Merkezi, Tunuslu devrimci kadın Avukat Radhia Nasraoui’nin “Sesimizi çıkarmazsak baskıcıların suç ortağı oluruz” parolasıyla işkence ve baskılara karşı verdiği insan hakları mücadelesi, Suudi Arabistanlı Avukat Waleed Sami Abu al-Khair’in ise kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olmaları için verdiği mücadeleden dolayı ödüle layık görüldüklerini açıkladı.
Yaşamı mücadele ile geçti
Tunus İşkenceye Karşı Birlik adlı örgütün kurucusu ve Başkanı olan Nasraoui 30 yıldan bu yana baskı, saldırı ve işkencelere karşı mücadele yürütüyor. Pek çok kez baskı ve saldırıya uğradı, polis tarafından sürekli olarak izlendi ve bürosu basıldı. Tunus Barolar Birliği’nin yönetiminde de yer alan Nasraoui eski Tunus lideri Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesine yol açan gösterileri örgütleyenler arasındaydı. Mücadeleci ve devrimciliği kişiliğiyle bilinen Nasraoui baskı ve tutuklamaları protesto etmek amacıyla birçok kez, en uzunu 57 gün olan açlık grevleri yapmıştı.
Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesinden sonra yapılan Kurucu Meclis Seçimlerine da Tunus İşçileri Komünist Partisi’nin adayı olarak katılmıştı. Bu yıl ise 1977 yılında öldürülen Lübnanlı Politikacı Kemal Junblat anısına verilen İnsan Hakları Ödülü’ne de layık görüldü.
Olof Palme Ödülü’nü almasının ardından İsveç’te yayımlanan Svenska Dagsbladet Gazetesinin sorularını yanıtlayan Nasraoui, hala karakol ve cezaevlerinde işkencenin sürdüğünü ve gözaltında ölümlerin olduğunu belirterek “Şimdi ifade özgürlüğü var ama hala gazeteciler yazdıklarından dolayı yargı karşısına çıkarılıyor” dedi.
ANF/STOCKHOLM