Türkiye’de devlet-iktidar yalakaları ve bananeciler en karanlık olaylar karşısında bile vakur kalabildiler hep. Otuz yıllık savaşı, katliamları, işsizliği, gencecik ölümleri, hak gasplarını, demokrasiye vurulan darbeleri, adaletsizlikleri her şeyi ama her şeyi görmezden gelebildiler. Sözlerinin keskin uçlarını sadece ezilenlere, sömürülenlere, mazlumlara yönelttiler. Ama iş devlete gelince birden yumuşayıverdiler her zaman. Arkalarındaki güce ya da zenginliklerine olan güvenleri tamdı bir anlamda. Devlete karşı gelme, işin yolunda gider diye düşünmekteydiler. Tarihte onlarca farklı örnek olmasına rağmen, çark hep aynı yöne dönecek inancındaydılar üstelik…
Bir gün bu inançlarında bir zedelenme hissettiler. Olmaz olmuş, değişen güç dengeleri gidişattaki istikrarı bozuvermişti. Uzun zaman bunu da bir oyunun parçası sananlar , karşılarındaki heyulayı fark edince paniklediler. Ve köşe yazılarının satır aralarından, TV ekranlarından, şaşkın beyanatlardan dışarı taşıverdi panikleri…
Mesele sadece birinin güven sarsılması olamayacak kadar önemli boyuttaydı üstelik. Yani bu panik hali kişisel değil, gayet toplumsal bir psikolojiydi. Toplumun devlete ve hatta iktidara yakın pek çok kesimi aynı psikolojiye kapılmış durumda şu anda. “Yarının sizin için ne getireceğini biliyor musunuz?” diye soruyorlar. Ve çaresizce sorulan bu sorunun ardındaki cevap “ben bilmiyorum, korkuyorum” dan başkası değil…
Durum ortada; bir yandan Suriye ile yaşanan kriz, savaşın ortasına doğru hızla gidiş, Suriye’li Kürtlerin gücü AKP iktidarını sarsıyor. Öte yandan kendisine güvenini yitiren iktidar, dostlarına bile acımasızca saldırıyor.
Yıllarca memleketteki her türlü baskıya sömürüye seyirci sıralarından alkışla destek veren, nasılsa ben kazanan taraftayım diye düşünenler, bu gün hiç olmadığı kadar endişeliler yerlerinden. Çünkü dün kendi sıralarında iken bu gün iktidarın hışmına uğrayanlara, cezaevlerine tıkılanlara, adalet beklentisi içinde cezaevlerinde ölüme terk edilenlere alışmış görünseler de, bu gün iktidarın en ufak bir eleştiri yapanı dahi parmağını sallayarak bilmem hangi terör örgütü üyesi ilan etmesi yanında, hızla gelen siyasi ve ekonomik kaos paniklerinin dozunu çekilmez boyutlara vardırıyor…
Bu kaosun ucunda kendileri için de aile boyu ölüm, cezaevi, işsizlik, yoksulluk olunca; gelişmeler karşısında, sahiplerine olduğu kadar kendilerine de güvenleri sarsıldı aynı zatların. Ve gidişatı terse çeviririz beklentisi ile söylem değiştirdiler. Suriye’de Kürtlerin 877 km.lik Türkiye sınırının kontrolünü ele geçirmesi sonrasında; Kürdistan, demokrasi, halkın taleplerine saygı, iktidar politikalarının uzlaşmayı esas alması gerektiği biçiminde ifadeler kullanmaya başladılar. Hatta reddederek gerçeklerden kaçılamaz, diyorlar… Ne diyelim, korku insana doğruyu bile söyletebiliyormuş.
Üstelik bu yaklaşımları nedeniyle, Kürtler ve demokrasi güçleri ile istemeden de olsa ortak ses vermiş oluyorlar. Ve yüzde 49.8 ine güvenen AKP’nin işini zorlaştırıyorlar. Örneğin Suriye’ye askeri müdahale seçeneğine oy verenlerin oranı en iktidarcı ankete göre bile yüzde 23’te kalıyor bu gün.
Elbet AKP’nin en zor sınavı bu. Ancak bu dönemde devlete iktidara yaltaklanarak ayakta kalanlar da epey terleyecek. Bu bukalemunların yeni bir sahip arayışına girmeleri kadar, bu arada telef olma olasılıkları da yabana atılamaz... Her şey bir yana, bu paniklerini çok sevdim. Bundan sonra da iştahla yalamaya devam edebilecekler mi sahiplerinin p..olarını göreceğiz. Hadi bakalım!
Paniğinize bereket beyler hanımlar!