Belediye Kent Evinde Ermeni Soykırımı’nın 100. Yıl anmasındayız. Toplum temsilcileri bu anma için bir araya gelmiş, akademisyenlerle birlikte 100 yıldır, Türk devletinin inkar sabit fikri ile bir türlü kapanmayan bir dosyayı tartışıyoruz. “Suçlu” bir devletin, bir suç devletinin suçu ısrarla inkarından vazgeçmesi yanında, dosyanın kapanması için, uluslararası toplum üstüne düşen vicdani sorumlulukları yerine getirmesi gerek. Ölüler 100 yıldır insani bir biçimde defnedilmeyi bekliyor. Geçen gün Dersim’de bir ailenin talebi üzerine başlatılan bir kazı vardı. Bosna’da, çağdaş tekniklerle açılan toplu mezarlarda bulan kalıntılar, DNA analizleri sonucu ailelerine teslim ediliyor, her yaz yapılan anma toplantılarından sonra defnediliyor ve aileler biraz olsun huzura kavuşuyor.

Bizde ise belediyeler, gerilla toplu mezarlarının üstüne, habersiz yurttaşları cenazelerini gömmesine izin veriyor. İki yanlı vicdansız bir tavır sergileniyor. Hem gerilla ailelerine karşı, hem de yakınlarını doğal nedenle yitiren ailelere karşı…

10 yıl boyunca üst düzeyde ekonomiden sorumlu devlet bakanının valiz dolu parasına Londra’da el konulduğu haberi, başka bir ülkede ortalığı sallardı. Bir açıklama yapmaya bile gereksinim duyulmadı.

Üstelik aynı bakan yolsuzluk nedeniyle görevinden istafa etme durumunda kalmış, ancak Meclis üstüne düşen görevi yapmadan soruşturulmasını geçiştirmişti.

Artık dünya ve Türkiye kamuoyu bu tür haberler karşısında hayret bile etmiyor.

Yeni-Osmanlılar, “Eskilerinin rüşvet ve yolsuzluk geleneklerini canlandırdı” deyip geçiyor.

Bunların bir haber değeri bile yok.

Bu zatı şerif, CHP’nin müstafi lideri Bay Baykal ile birlikte, Strasburg’da AİHM’de Doğu Perinçek hakkında, soykırım inkarcılığından dolayı, İsviçre Mahkemesi’nin verdiği mahkumiyet kararı nedeniyle açılan bozma davasında, dayanışma amaçlı olarak bulunmuştu.

Müstafi CHP lideri Bay Baykal, 2000’lerin başında hile-i şeriye ile, Bay Erdoğan’ın “başkanlık” yolunu açan kişi olması yanında, mütekait sefir Elekdağ ile birlikte, kendilerine soykırım inkarcılığı konusunda akıl hocalığı yapmış, İngiliz Parlamentosuna 550 milletvekilinin imzası ile birlikte, ünlü Mavi Kitap Ermeni Faciası Belgeler Derlemesinin, “bir propaganda malzemesi” olduğunu “itiraf ederek”, bu raporu yürürlükten kaldırmasını talep ettirmişti.

O zaman Bay Baykal, henüz “çıraklık” safhasında olan Bay Erdoğan’a ciddi ve önemli devlet mevzularında “ağabeylik” yapma havalarındaydı. Belki de payına devlet başkanılığı düşmesini bekliyordu. Kısmet değilmiş. Bay Baykal, “soykırım inkarcılığında” inkarcı olduğunu Perinçek ile dayanışması ile sergiledi.Strasburg AİHM’de Bay Baykal’ı, Bay Perinçek’i ve Bay Egemen’i buluşturan ortak nokta, “düşünce özgürlüğü” mevzuu idi.

Perinçek’in “Ermeni Soykırımı olmamıştır, Ermeni Soykırımı büyük bir yalandır” demesi fikir özgürlüğü alanında idi ve yasaklanamazdı.Üçü de orada “düşünce özgürlüğü şampiyonu pozlarındaydı.

Avrupa Parlamentosu kararı konusunda ne dediğini soran gazeteciye, Başkan Erdoğan, “bir kulağımdan girer ötekisinden çıkar” dedi.Dışişleri Bakanlığı ise, bütün parti gruplarınca desteklenen belgeyi ‘gülünç bir karar metni’ olarak aşağılamayı tercih etti.Ermeni soykırımı hani “düşünce özgürlüğü” mevzuu idi. AP’nin “düşünce özgürlüğü” yok mu?2002 yılından beri Ermeni soykırımı konusunda taziye mesajları yayınlayan ve bunu bu yılda tekrarlayan Katolik dünyasının dini lideri Papa Françesko kınandı.

Yani Doğu Perinçek için düşünce özgürlüğü diyeceksiniz, Papa’nın düşünce özgürlüğünü kısıtlamaya kalkacaksınız.

Vatikan’ın resmi internet sitesi Türk milliyetçileri tarafından hacklendi.

Birkaç gün önce DAİŞ yanlılarının Fransız Kanalını ele geçirip, “Hepimiz ISIS’iz” yayını yapmasından sonra kötü bir tesdüf!

Teşekkürler Papa Françesko, makama Latin Amerika’dan yeni bir soluk getirdiniz. Albaylar cuntasının kayıplar trajedisi yaşattığı, siyasal soykırım ülkesi Arjantinden gelip, Roma’da tutarlı bir davranış sergilediniz.

Başkan Obama gibi davranmadınız. Makama gelince kendi “düşüncenizi” ifade etmekten kaçınmadınız

İnkar politikası, Türkiye’yi insanlık önünde küçük düşürmeye devam ediyor. Ama sabrın da, nezaketin de bir sınırı var. Ve bu sınır zorlanıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Marie Harf bu yıl çok daha açık ve net konuştu: “Başkan Barack Obama ve üst düzey yetkililer, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonlarında 1,5 milyon Ermeninin katledildiğini veya ölüme yürütüldüğünü tarihi bir gerçek olarak kabul ediyor”… “Obama ve yetkililer gerçeklerin tam, adil ve içten kabulünün Türkiye Ermenistan ve Amerika dahil herkesin çıkarına olduğuna inanıyor”. Obama, galiba Küba ve İran konusunda insiyatif alan açılım politikasını Ermeni Soykırımı konusunda da sergileyecek.
Harf’ın şu ifadesine de katılmamak mümkün değil: “Devlet idaresine rehberlik eden ilkelerden biri, ülkelerin, geçmişin acı unsurlarıyla hesaplaşmalarıdır; ülkeler ancak gerçekliği kabul ederek ilerleyebilir ve güçlenebilir. Bunu yapmak, farklı ve daha hoşgörülü bir gelecek inşa etmek için esastır”.

 Bir yıl önce başsağlığı dileyeceksiniz, sonra Çanakkale’ye ricat edeceksiniz.

Ya başsağlığı dilemeyin, ya da vicdani sorumluluğunuzu tam olarak yerine getirin!

Ermeni Soykırımı’nın tanınmasını bir yüzyıl daha ertelemeyin!

  

Södertalie