
Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, devlet içinde örgütlenerek paralel bir devlet haline gelen Fethullah Gülen Cemaati ile AKP Hükümeti arasında bir kavganın sürdüğünü, ancak daha önce Kürt meselesinde açıktan olan ittifaklarının, şimdi ise kapalı/zımni olarak sürdüğünü söyledi.
Mustafa Karasu, Kürt milletvekillerinin neden serbest bırakılmadığına, Cemaat-AKP çatışmasının perde arkasına ve İstanbul merkezli gelişen yolsuzluk/rüşvet operasyonlarının ne anlama geldiğine yönelik sorularımızı yanıtladı.
Anayasa Mahkemesi kararıyla Mustafa Balbay serbest bırakıldığı halde Kürt parlamenterlerin tahliye talepleri neden reddedildi?
Şu an binlerce Kürt siyasetçi politik nedenlerle tutukludur. Milletvekillerini içeride tutmayı siyasal mücadelenin bir parçası olarak gördüler. Kürt sorunu söz konusu olduğunda esas kararları ve uygulamaları belirleyen hukuk ilkeleri, anayasa ve anayasalar değildir. O andaki siyasi projelerdir. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Kürtlere ayrı bir hukuk uygulanmaya başlanmıştır. Bunun en somut ifadesi Şark Islahat Planı, Tunceli Kanunları ve İstiklal Mahkemesi kanunlarıdır. Şark Islahat Planı'nın amaçları, hedefleri, felsefesi ve uygulamaları Türk devletinin Kürdistan'daki anayasası ve yasası olmuştur. Milletvekillerinin bırakılmamasının bu yönlü tarihsel nedenleri var. Anayasa ve yasalar Türkiye’de uygulandığı gibi Kürdistan’da uygulanır demek kendini kandırmadır, gaflettir.
AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, BDP’li vekillerle ilgili kararı eleştirdi. Fethullah Gülen Cemaati’ni işaret eden Çelik’in değerlendirmesini nasıl okuyorsunuz?
Hüseyin Çelik’in değerlendirmesi cemaate yönelik açık bir göndermedir. Yargı ve Emniyet’te cemaatin örgütlenmesinin olduğu doğrudur. Bu yönüyle cemaatin Kürt milletvekilleri konusunda farklı bir tavır alma gerçeği mevcut durumun bir kısmını ifade edebilir. Son dönemlerde cemaat ile CHP arasında bir dirsek teması var. Bir ilişki var, görülüyor. ABD’ye gittiğinde Kılıçdaroğlu’nun kendisi olmasa da bazı CHP’lilerin onlarla görüştüğü söyleniyor. Balbay’ın bırakılmasının bundan sonra olması tabii ki dikkat çekicidir ama Kürt milletvekillerinin bırakılmamasını Hüseyin Çelik’in dediği gibi açıklamak Kürt halkını kandırmaktır. Eğer böyle düşünüyor olsalardı AKP Hükümeti olarak açık tavır alırlardı ve gerekirse bir yasa çıkarıp bu milletvekillerini bir saat içinde bıraktırabilirlerdi. Belki KCK tutukluları konusunda cemaat katıdır ama milletvekilleri konusunda esas tutumun AKP Hükümeti’nden geldiği bilinmektedir.
Fethullah Gülen Cemaati ile AKP Hükümeti arasında bir kavga sürmektedir. Kürt milletvekillerinin bırakılmaması ikisinin ilişkisi açısından ne ifade ediyor?
Kuşkusuz cemaat ile AKP arasında bir kavga sürmektedir. Cemaatin devlet içinde örgütlendiği ve paralel bir devlet haline geldiği de bir gerçektir. Ancak dün ittifak halindeyken bu durumu görmeyenlerin şimdi kıyamet koparmaları da anlaşılır değil. Dün kirli işler konusunda ittifak yaparken bir birine sahip çıkanlar, şimdi çıkar çatışmasına girmişlerdir, birbirlerinin açıklarını yakalamaya çalışmaktadırlar. Cemaat ve AKP Kürt meselesinde daha önce açıktan ittifak içindeydi, şimdi ise kapalı/zımni ittifak içindeler:
* Her ikisinin de Kürt sorununda bir çözüm politikası yoktur.
* Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiyesinde hemfikirdiler.
* Siyasi soykırım ve rehin politikasında ortaklar.
* Tüm bileşenleriyle zihniyet değişimini yaşamış değiller.
* Kürtlerin siyasi gücünü muhatap almaya gerek görmüyorlar.
AKP’li bakanlara da uzanan bir operasyon yapıldı, ardından poliste görevden almalar başladı. Sizce neler oluyor?
Derin devlet kavramını, özellikle 1980’lerden sonra en fazla Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi dile getirmiştir. Zamanla doğrulandı ve herkes tarafından kabul edildi. Uzun süredir de Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi, merkezinde cemaatin olduğu bir paralel devlet oluşumundan söz ediyor. Paralel devlet tanımlaması doğrulanmış bulunmaktadır.
AKP güçlü bir demokrasi mücadelesiyle iktidara gelmediği için kendisini destekleyen iç ve dış güçler karşısında zayıf kaldı. Kürt sorununu çözerek ve Türkiye’yi demokratikleşerek kendini güç yapma basiretini, yeteneğini de ortaya koyamadı.
AKP son zamanlarda özellikle dış politikada ABD’yi ve İsrail’i rahatsız eden politikalar izledi; karşı karşıya geldi. Böyle olunca ABD’ye daha fazla bağlı ve ABD’nin bölge politikalarında çok önemli bir enstrüman olarak hazırlanan ve kullanılan Fethullahçılar ile AKP Hükümeti’nin arası bozuldu. Kuşkusuz iç nedenleri de var; rant, iktidar vesaire… Böyle olunca AKP ile Fethullahçılar arasında siyasi çekişme yoğunlaştı.
Biz, son operasyonları, cemaatin merkezinde olduğu paralel devletin AKP Hükümeti’ni tümden kontrol altına alma hamlesi olarak görüyoruz. Yani bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ya da temiz eller operasyonu değildir. kirlenmiş iki gücün güç savaşı olarak değerlendirmek doğrudur. Eğer sorun rüşvet ve yolsuzluksa Fetullahçıların AKP’lilerden aşağı kalır yanı yoktur.
Kürt tarafının Yeşil Ergenekon tanımıyla kastettiği de paralel devlet mi?
Aslında Yeşil Ergenekon’u AKP ile cemaat birlikte oluşturdu. Biraz ortaklıkları vardı. MİT, cemaatin paralel örgütlenmesinin farkındaydı. Ama ittifak içinde olduklarından ses çıkarılmıyordu. Şimdi görülüyor ki bu ittifak şiddetli bir çekişmeye sahne olmuştur. Cemaatin örgütlenmesi derin devletten çok paralel devlet tanımına denk düşmektedir. Kuşkusuz bu da bir yönüyle derin devleti ifade etmektedir. Bu hamleyi MİT Müsteşarı’na yönelik olarak başlatıp yaygınlaştıracaklardı ama AKP bugünkü gibi yıpranmadığı için ileriye götürmediler. Hükümet de durumun ciddiyetini görerek belirli yasalarla paralel devletin hamlesinin önünü aldı. Polisi ele geçiren Fethullahçıların MİT’i de ele geçirerek devlet içine daha köklü yerleşme hamlesiydi.Şimdi fırsatını buldular ve harekete geçtiler.
Bu hamle, sadece Fethullahçıların değil, Fethullahçılara dayanan burjuvazinin ve onların kimi ittifakları ile dış destekçilerinin, AKP Hükümeti’ni, terbiye etme, terbiye olmuyorsa da iktidardan düşürme ve kendi projelerini uygulayacak yeni bir iktidar yaratma hamlesidir. CHP ile Fethullah Gülen’in ilişkilenmesi de böyle bir sürecin parçasıdır.
Hükümet de ciddi bir hamleyle karşı karşıya geldiğini görerek karşı hamle yaptı. Anlaşılıyor ki, fazla uzlaşma zemini kalmadı. Bu çekişme süreceğe benziyor.
AKP Hükümeti, mevcut durumda artık iktidarının sonuna doğru gelmiş bulunmaktadır. AKP, 12 yılı doğru kullanamadı. Bundan sonra da çözüm için adım atması zor görünüyor. Zaten doğru politikalar üretemediği, topluma ve demokratikleşmenin getirdiği toplumsal güce dayanmadığı için bu noktaya geldi.
AKP için iktidarının sonuna geldiğini söylüyorsunuz. Alternatif güç olarak gördüğünüz bir odak var mı?
Demokrasi güçlerinin, radikal demokratların tek çözüm ve alternatif olduğu bir ortam ortaya çıkmış bulunuyor. Özellikle bu olayla birlikte Türkiye’deki rejimin bir yolsuzluk rejimi olduğu çok güçlü bir biçimde ortaya konulabilir. Toplum kapitalist modernist sistemin nasıl bir sömürü ve yolsuzluk sistemi olduğunu görebilir. Yine AKP ve cemaat gibi güçlerin İslami maske altında nasıl bir rant ve yolsuzluk rejimi oluşturduklarını gösterilebilir. Bu çerçevede de halk gerçek radikal demokratik güçlerin etrafında toplanabilir.
Eğer HDP gibi güçler, gerçekten güçlü bir demokrasi hareketi yaratabilirlerse, politik olarak çözüm üretebilirlerse Türkiye’de yaşanan bu durum onlara büyük bir fırsat veriyor. Bu yönüyle bu süreçte gerçek demokratların, sosyalistlerin, aydınların, demokratik İslami güçlerin geniş yelpazede bir demokrasi programında bir araya gelerek Türkiye’de gerçekten de yeni bir alternatif siyasi güç ortaya çıkarmaları mümkündür.
CİHAN ÖZGÜR/ANF/BEHDİNAN