Başarı şansı olmadığı halde Roj Tv yayınları sömürgeci Türkiye’nin istekleri doğrultusunda alçakça bir girişimle şimdilik engellenmiş; Kürt halkının ana damarının önderi sayın Öcalan ile avukatlarının görüşmesi 6 aydır devlet engeli ile kesilmiş; Roboskî katliamıyla Kürt halkına yönelik 33 Kurşun Çılgınlığı yeniden diriltilmiş; Hrant Davası Kararı ile Dava’nın "Türk Adaleti" başlıklı komedi bölümü bitirilmiş ve Ermeni Soykırımı başlıklı trajedi yeniden sahnelenmişken "devlet tanımlarına ilişkin teorik konular" neden benim gündemimin başında yer alıyor, diye soruluyor.
Çünkü korkuyorum.
Artık vaka-ı adiyeden sayılan KCK tutuklamaları, yaygınlaştırılan anadil yasağı, şizofrenik "öteki" düşmanlığı, komşu ülkelerin iç işlerine fiili müdahaleyi hak sayan dış siyaset, kafayı gök yüzüne çevirerek uzun uzun tekçi uluma paranoyası bu toplumun "aydın" bilinen kesimlerinde bile artık "alışılmış" haberlerden oldu. Ve sevgili okurlar belki de bu satırları okurken "bilinenin tekrarı" diyerek siz bile sıkıldınız.
Ben size hala gündemdeki yerini koruyan, "insanlığın çağımızda en önemli sorunlarını" hatırlatırken, siz yazıyı okurken bu uygulamaya karşı öfkeniz, uygulayıcılara karşı lanetiniz sanki ilk kez bu insanlık dışı olgularla karşılaşıyormuşçasına sıcak, canlı ve heyecanlı değilse eğer; her gün onlarca örneğini yaşadığınız bu olayları bile "bilinenin tekrarı" diye hafife alabiliyorsanız artık… Demek ki onlar muratlarına erdiler: Bizi alıştırdılar.
***
Bir önceki yazımda sözünü ettiğim 'Devlet Aklı’, sistem çıkarları üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen, sadece egemen sınıf çıkarlarına göre davranamaz. Böyle bir davranış sistemi yeniden üretecek bütün olanak ve kaynakların, sistemin efendileri arasındaki engellenemez çatışmalarla heba edilmesi olasılığını da içinde taşır. Sınır tanımayan servet ve iktidar hırsı giderek toplumun da, (onun üzerinde yükselen) devletin de sonunu getirir. Bu nedenle, egemen sınıfın iktidarını sürdürme aracı olan devlet, sınıf iktidarının bekası için bir yandan çok büyük çoğunluğu ezilen, sömürülen yoksul emekçilerden oluşan toplumla devlet arasında ilişkileri açık olarak kendi lehine tanımlayıp yasalarla meşruiyet kazandırılmış bir "denge" üzerine oturtmak isterken, öte yandan egemenler arasında da bir dengeyi sağlamak zorundadır.
"Sözde iktidar" iken bütün devlet kurumlarını tek başına ele geçirerek "Devlet" olan AKP, bu süreci aynen böyle yürüttü. Ergenekon davası da, KCK operasyonları da bu faşizan yürüyüşün özüne aykırı değildir.
Onun "demokratik hakların genişletilmesi" eylemi, uzun zamandır tıkanmış olan sömürgeci sistemin yürümesini engelleyen sınıfsal çatışmaları sistem sınırları içerisinde sonlandırarak, sistemin yeniden ayardan geçirilmesi girişiminden başka bir şey değildir.
***
Bu ülkede, paranoik bir korkunun eseri olarak "devlet aklı" çoktan kendini yok etmiştir. Fethullahçı milliyetçi-islam fanatizmi ile de bütünleşen bu akılsız devletin, kitlesel iletişim araçlarını çok büyük oranda kendi egemenlik alanına sokması nedeniyle Türk toplumu ise sadece siyaset de değil, günlük yaşamın her alanında büyük çoğunluğu ile şizofrenik bir kişilik bozukluğu yaşamaktadır. Açık söylemek gerekir ki, uzun zamandır reel anlamda hiçbir siyasal ya da toplumsal etkisi kalmamış ve kendini bölerek tüketmeye yönelmiş şaşkın sosyalist hareketlerin varlıklarının anlamı da ne yazık ki artık kalmamıştır. Ve bir adım daha atarak söylenecek olursa: Emperyalist-sömürgeci güçlerle el ele, kol kola yürümekte olan "Arap Baharları" da hatırlanınca, günümüzde sadece Türkiye’de değil, Anadolu-Mezopotamya ve Ortadoğu toprakları bütününde emperyalizme teslim olmamış tek güç olarak Kürt Özgürlük Hareketi dışında bir siyasal hareketin kalmamış olduğunu söylemek, ben de biliyorum ki sadece bir gerçeğin tekrarıdır.
Ve biliyorum ki, emperyalizmin saldırganlığının pervasızca yaygınlaşması, giderek büyümekte olan küreselleştirilmiş ekonomik krizin yoksul halklara ve emekçilere ödettirilmesi ısrarı ile bütünleşince, potansiyel olarak dünya devrim dinamiklerinin gücü daha da büyümektedir.
Bu topraklarda devrimi düşünürken artık bu gerçekleri atlamadan düşünmek mümkün değildir. Ve ben geleceğe yönelik kurgularımı da bu düşünceler üzerine oturtuyorum.
Sıkıldınız biliyorum; ama sakın "gündem dışı" diye düşünmeyin, lütfen. Sizin de ilginizi kaybettiğinizi düşünmek istemiyorum. Çünkü sadece faşist AKP-Devleti yönetimindeki Türkiye’nin geleceğine ilişkin değil, bütün bölgenin belki de bütün dünyanın geleceğine ilişkin konuları konuştuğumuzun farkındayım ben.