Böylece, Çarşamba günü, yani bugün yapılması düşünülen “müzakere”nin bütün temelini de ortadan kaldırdı.
Başbakan güvenilmez bir “müzakereci”dir. “Müzakere” başlamışken, Başbakan’a vekalet eden Bülent Arınç Taksim Platofrmuyla “müzakere” masasına oturmuşken; hatta Cumhurbaşkanı aynı Platform üyeleriyle, devletin en tepesinde aynı müzakere masasını paylaşmışken, hatta kendisi Ankara “mitinglerinden” birinde, “gelsinler Başbakanlarıyla görüşsünler” demişken, bunu dedikten sonra Pazartesi günü AKP Sözcüsü Bülent Arınç’ın ağzından bir kere daha “müzakere” masasına oturulacağı açıklanmışken, bütün bunlardan sonra, dün “barış masasını” devirmiş, oradaki bir avuç insana karşı binlerce polisiyle “savaş açmıştır.”
Otuz yıllık savaştan sonra, “çözüm süreci”yle birlikte herkesin “Başbakan Tayyip Erdoğan değişti” dediği bir sırada, Kürt sorununda “müzakere” sürecinin “mimarı” diye takdim edilen aynı Tayyip Erdoğan, şöyle dedi: “Diyorlar ki Başbakan geriyor, Başbakan sert. Bunların önünde diz çöküp, ne olur bu paçavraları AKM’den indirin mi diyecektik. Buna sert diyorsanız kusura bakmayın bu Tayyip Erdoğan değişmez.”
İşte bu itiraf, Başbakan’ın “müzakere masasındaki güvenilmez” durumunu göstermiştir.
Taksim’de olan biteni nasıl yorumlarsa yorumlasın, bu eylemlerin arkasında hangi “kötü niyetlileri” görürse görsün, Gezi’dekilerin hangi “provokatörlerin” üstünü örttüğünü görmüş olursa olsun ve bu insanların eylemini kendisini “devirmek amacıyla bir darbe girişimi”, “27 Mayıs ve 12 Eylül öncesinin aynısı” olduğunu ne kadar “kanıtlarsa kanıtlasın”, bir Başbakan, bütün bu karalamaları yaptığı muhataplarını bir kere “masaya”, “müzakereye”, “meşverete” çağırdıktan 24 saat bile geçmeden onların üzerine polisi saldırtırsa burada artık “güvenilir bir müzakereciden” söz edilemez.
Şimdi Başbakan, Kürt halkının da önünde bir “müzakereci” olarak güven tazelemeye mecburdur.
Taksim direnişinden hareketle ortaya çıkan işaretler bunu zorunlu kılıyor. Bu işaretler kötüdür; Hükümeti asla “yıkma” gücüne sahip olmayan ve zaten böyle bir iddası olmayan direnişlere karşı yürüttüğü kampanyayı, “darbe hazırlığı” olarak ilan ediyor, “27 Mayıs ve 12 Eylül darbesi” öncesinde yapılanların aynısını yapanlardan bahsediyor ve rakibi olarak gördüğü CHP’yi “Reyhanlı olayları ile irtibatlı“ “yabancı devlete ait bir casus örgütü” gibi karşısına alıyor.
Darbe teşebbüsünden, “Suriye casusluğundan” söz etmeye başlayan bir hükümetin yapması gereken belli değil mi? Bu iddiaları ortaya atan hükümet “darbe teşebbüsçülerini ve casusluk örgütü mensuplarını” tutuklayacak mı? “Darbe teşebbüsünü” bastırıp, “casusları” suç üstünde yakalayacak mı? 11 İllegal örgüt dediği, ÖDP’yi, SDP’yi, EMEP’i, Gezi’de yer alan BDP’yi, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisini, ESP’yi, diğerlerini kapatacak mı? Bunları “darbe teşebbüsünden” dolayı kovuşturacak mı? CHP’yi, onun yönetimini bir “ispiyonaj örgütü” olarak ezecek mi?
Karşılaştığı bir direnişi kendi eliyle uluslararası bir düzeye yükselten ve ülkeyi krize sokan Başbakan, tehlikeli bir yola girdiğinin farkına varmıyor…
Paranoya hastalıktır. Ama bilinçli paranoya yaratmak provokasyondur. Hükümetin başı, “camide içki içme”, “örtülü kadınları yerlerde sürükleme” sözleriyle, çok ucuz bir “ajitatörlük” yaptı…
Taksim’de yalnız “müzakere masasını” devirmekle kalmadı, kendi “Borsasını“ da kendi eliyle devirdi. Ve “faiz lobisi beni devirecek” diyen bu Başbakan, 11 yıldan beri ülke ekonomisini o kan emici faizcilerin “sıcak paralarıyla” yönettiğini de unutmuşa benziyor… Faizciyi Türk ekonomisine çağıran Gezi’deki gençler mi?
Paranoya ve unutkanlık iyi alametler değildir… Ve bizzat Başbakan’ın gerdiği bu atmosferde, AKP’nin Ankara ve İstanbul’da yapacağı “mitingler” Türkiye’yi çok tehlikeli krizlere sürükleyecektir.
Şu soru hala açıkta: Başbakan Gezi direnişçilerini TOMA’larıyla, Akrepleriyle, gaz bombalarıyla ve “eli kalaslı” polisleriyle “durduruyor”; iyi de Başbakan’ın sokağa dökeceklerini kim durduracak?
Başbakan içinden şöyle diyor: “Onlar polisimin karşısında durmuyorlar, Gezi’dekileri dur diyen polise rağmen durmadıkları için durdurdum.” Yalan. Gezi’dekileri “yürürken değil, dururken değil, uyurken durdurdun”…Yani “uyandırdın”.
Unuttun mu? Unutkanlık ve paranoya tehlikelidir…
Paranoya-unutkanlık güvenilmez müzakereci
Başbakan “müzakere” çağrısı yaptıktan 24 saat geçmeden, Taksim alanına binlerce polisle girdi. Ve Parti Meclis Grup toplantısında, “Gezi Parkı işgaline” de müdahale edeceğini açıkladı.