9 Ocak 2013 tarihinde Paris’in merkezinde Kürt Özgürlük Hareketi PKK’nin kurucu ve öncü kadrolarından Sakine Cansız, diplomasi çalışmalarındaki başarılı pratiğiyle örnek teşkil eden Fidan Doğan ve Devrimci Gençlik Hareketi’nin en aktif kadrolarından biri olan Leyla Şaylemez yoldaşlar, çok vahşi ve alçakça bir biçimde katledildiler. İnsanın kanını donduran bu iğrenç komployu nefretle kınarken, bu üç büyük devrimci özgür kadın şahsında tüm özgürlük şehitlerini saygıyla anıyorum.
Paris Katliamı’nın üzerinden tam iki yıl geçti ve halen bu katliam aydınlatılmış değildir. İnanıyorum ki Paris Katliamı aydınlatılmış olsaydı, bugün Paris, ikinci bir vahşi katliamı yaşamıyor olacaktı. Gerçekler karanlıkta bırakıldıkça, karanlığın kralları hükmünü icra etmeye devam edecektir. Nitekim Paris Katliamı somutunda yaşanan da bu gerçekliktir. 7-9 Ocak tarihleri arasında 17 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan Paris’teki vahşeti, 9 Ocak Katliamı’ndan, Ortadoğu’da yoğunlaşan 3. Dünya Savaşından bağımsız ele almak saflık olacaktır. 9 Ocak Katliamı’nı yapan zihniyet ne ise 7-9 Ocak Katliamı’nı yapan zihniyet de aynısıdır. 
9 Ocak Paris Katliamı uluslararası bir komplodur. Uluslararası güçler tarafından yeniden şekillendirilen yeşil Türk gladyosu Paris Katliamı’nda aktif bir biçimde yer almıştır. BBP, MHP, MİT, Gülen Cemaati bu yapının temel taşlarını oluşturmaktadır. Kendisini Özel Harp Dairesi, JİTEM olarak pratikleştiren bu karanlık yapı, güçlü uluslararası bağlantılarıyla paralel devlet olarak karşımıza çıkmaktadır.
Aylar belki de yıllar öncesinden tartışılmış ve planlanmış bu katliam, Erdoğan’ın bilgisi dahilindedir. Katliamın gerçekleştiği günlerde R.T.Erdoğan’ın "Sakine Cansız iki aydır takip ediliyordu. Yakalayıp bize teslim edin dedik, yapmadılar" sözleri ve yine  Hüseyin Çelik’in "Bu bir iç infazdır" söyleminin ardından ana akım Türk medyasının ‘iç infaz’ üzerinden algı yaratma çabaları, AKP’nin tümü olmasa da Erdoğan’dan başlayarak önemli bir kesimin bu komplonun içinde yer aldığının itirafıydı. MİT ile Cemaatin kendini aklama çabaları Kürtleri aldatma siyasetinin ahlaksızca çırpınışlarıydı. "Kürtlerin köküne kibrit suyu dökün, soylarını kurutun" diyen Gülen, kök kurutmayı, tarihin gelmiş geçmiş en alçakça ve en vahşi katliamını yaparak gerçekleştirmek istemişti. Ömer Güney, CIA ajanı Gülen’in ve ittifak örgütleri BBP’nin, MHP’nin, Erdoğan örgütünün ve bunların vurucu gücü Özel Harp Dairesinin tetikçisiydi. MİT bir küçük bir grup dışında zaten Gülen’in, CIA’nın kontrolüne geçmiş ve istediği biçimde kullanılmaktaydı.
Türk devletini bu yapılar kontrol etmekte ve yönetmektedir. Uluslararası güçler, Türkiye’ye ve bölgeye dönük politikalarını bu paralel yapılar üzerinden hayata geçirmektedirler. Dış güçler, bu paralel yapılar yoluyla Türkiye’yi sürekli bir çatışma ve kaos içinde tutarak kendilerine bağlamakta ve kendi güdümünde sopa gibi kullanmaktadırlar. Türkiye tam bir yüzyıldır ABD’nin, Avrupa’nın ve İsrail’in politik ve ekonomik çıkarlarına uygun bir biçimde yönetilmektedir. Lozan Antlaşması ve sonucu Kürt sorunu bu kirli politik hesapların vazgeçilmez bir aracına dönüşmüş durumdadır. Kürt sorununu çözdürmemelerinin temel nedeni de budur. 
9 Ekim uluslararası komplosunda olduğu gibi Paris komplosunda da NATO’nun gizli gücü gladyo yer almıştır. Alman ve Fransız istihbaratı bu komplonun içinde direkt rol oynamıştır. Fransız devletinin hepsi olmasa da istihbaratının ve derin devletinin rolü tartışma götürmez bir gerçektir. Fransız istihbaratı yer almadan bu katliamın yapılması mümkün değildir. Fransa devleti de bunu çok iyi bilmektedir. Aslında Fransız devleti bu katliamı aydınlatmıştır, lakin açıklamak istememektedir. Açıklaması için Kürt politikasını değiştirmesi icap etmektedir. Kürt sorununun demokratik çözümünden yana tavır koyması gerekmektedir. Fransa buna henüz karar vermediği için Türkiye ile arasını bozmadan, elinden geldiğince de bölge siyasetinde Türkiye’den yararlanmayı sağlayarak klasik çizgisinde kalmayı tercih etmektedir.
Önderliğimiz Kürtlerin ve Türklerin boğazlaşması üzerinden yapılan bu kirli planları ve hesapları her dönem bir biçimde bozmaya çalışmıştır. Bu konuda olumlu en küçük bir adım atıldığında ise eşine ender rastlanan vahşi bir saldırı devreye girmektedir. 9 Ekim uluslararası komplosu ve devamı Paris Katliamı buna en çarpıcı birer örnektir. Paris Katliamı’nın İmralı’da Önderliğimiz ile ilk görüşmelerin başlamasından hemen sonraya denk gelmesi kesinlikle tesadüf değildir. Tamamen gelişebilecek olası bir çözüm sürecini bitirmeye dönük bir komplodur.  
9 Ocak Paris Katliamı'yla hedeflenen şey, Türkiye’de Kürt-Türk çatışması yaratmak ve Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemekti. Önderliğimiz, son derece sağduyulu ve öngörülü yaklaşarak oynanan büyük oyunu 21 Mart 2013 Amed Newrozunda, Demokratik Kurtuluş Manifestosunu kamuoyuna deklare ederek boşa çıkarmaya çalıştı. Önderliğimiz devreye girmeseydi, Türkiye’nin durumu Irak ve Suriye’den kesinlikle farklı olmazdı. Biz kapsamlı bir savaş kararını zaten vermiştik. Ancak AKP Önderliğimizin Newroz çağrısını da maalesef doğru okuyamadı. Uluslararası güçlerin dümen suyunda gitmeyi sürdürerek katliamcı ve komplocu siyasette ısrar etti. Zaman kazanmaya oynayarak altın tepside sunulan bütün fırsatları boşa harcadı ve tüm şansını da tüketti.
Olası bir çözüm sürecini boşa çıkarmayı hedefleyen Paris Katliamı, Kobanê komplosu ile devam etmiştir. Kobanê saldırıları da Paris komplosu ile aynı amacı taşımaktadır. Bütün amaç olası bir müzakere ve demokratik çözüm sürecini ortadan kaldırmaya, savaşı geliştirmeye dönüktür. DAİŞ sahaya sürülen yeni komplocu güçtür. Artık Kürt Özgürlük Hareketine yönelik bütün komplolar DAİŞ ve DAİŞ ile aynı zihniyette olan yapılar ve uzantıları üzerinden devreye konulmaktadır. Dolayısıyla Önderliğimize yapılan 9 Ekim uluslararası komplosu, Roboskî ve Paris Katliamı’nın ardından Kobanê’ye DAİŞ saldırıları ile farklı bir aşamaya taşınarak devam etmektedir.
DAİŞ’i yaratan ve besleyen kapitalist modernite gerçeği, uluslararası güçlerin DAİŞ ile ilişkisi, AKP-DAİŞ, AKP-HÜDA PAR, HÜDA PAR-İRAN ilişkilerini ve dış bağlantılarını derinliğine anlamak oldukça önemlidir. 9 Ekim ile başlayan büyük komplo süreci ve sonrası tüm gelişmeler zincirin birer halkası gibi birbirine bağlıdır. Biri aydınlanırsa ardı sıra diğerleri de aydınlanacaktır.