Katliamın emrini Erdoğan verdi

Dizi Haberleri —

5 Ağustos 2020 Çarşamba - 11:00

  • Hollandalı bir meslektaşım, Paris’teki davada Fransız savcının iddianamesini ana suikastçının ölmesi ardından görebildi. Bu belgedeki bulgular, cinayetlerin MİT tarafından işlendiğini ve Erdoğan tarafından tolere edilen siyasi bir suikast olduğunu açıkça kanıtları ile gösteriyor.

VEYSEL IŞIK 

 

Alman istihbarat uzmanı-gazeteci Erich Schmidt-Eenboom, PKK kurucularından Sakine Cansız ile Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez cinayetinin talimatının Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verildiğini söyledi. Avrupa’daki cinayetler ve insan kaçırma olaylarından bizzat Erdoğan’ın sorumlu olduğunu vurgulayan Erich Schmidt-Eenboom ile söyleşimizin ikinci bölümünü MİT’in sadece Almanya değil Avrupa genelinde Kürtlere yönelik faaliyet ve cinayetlere kadar varan saldırılarını konuştuk.

 

MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan, Almanya'da Yüksel Koç ve Sevahir Bayındır gibi Kürtleri açıktan tehdit etti. Bu da MİT'in Almanya'da Kürtlere karşı kimi kirli oyunlar peşinde olduğunu gösteriyor. Siz MİT'in Kürtlere yönelik bu tür girişimleri hakkında ne söylemek istersiniz?

MİT, 92 ülkede muhalifleri aktif olarak takip ediyor. Özellikle bazı ülkelerde Gülen destekçilerine suikast planlandı ve kaçırma faaliyetleri oldu. Bremen'de 2017-18 yıllarında Kürt politikacılara karşı cinayet planları olduğu da açığa çıktı.

Alman ikinci televizyonunda yayımlanan bir röportajda, birilerinin yüz binlerce Euro karşılığında insan kaçırma teşebbüslerinin haberleri yer aldı. Buna rağmen hükümetin, Almanya Federal Cumhuriyeti'nde Gülen destekçilerine dönük bir cinayet ya da kaçırılma durumunda kırmızı çizgilerin aşılacağı konusunda Türk Hükümetini uyardığını düşünüyorum. Böyle olsaydı, Federal Cumhuriyetin en az bir düzine Türk istihbaratçıyı "istenmeyen kişi" ilan etmesi gerekirdi. Her iki taraf da bundan kaçınıyor. MİT, Kosova, Arnavutluk ve Asya ülkelerinde insan kaçırarak korku ortamını korumaya çalışacak ama Almanya'da somut bir cinayet olacağını düşünmüyorum.

Bu konuda nasıl bu kadar emin konuşabilirsiniz?

Bence MİT’in Almanya'da Rus istihbaratı benzeri bir şekilde siyasi suikast ve infaz yapması gerçekten kırmızı çizgilerin ihlali olur. Faillerin tespit edileceğine şüphe yok. Bunun ardından Şansölye büyük siyasi önlemler almak zorunda kalacaktır. Yalnızca bu da değil, diğer Avrupa devletleri ile birlikte bunu yapmak zorunda kalacak; bunu İngiltere’deki Rus cinayetinde 128 diplomatın sınır dışı edilmesinde gördük. Almanya'da işlenecek bir Türk cinayetine (bir istihbarat cinayeti) diğer Avrupa ülkelerinden de benzer sert tepkilerin olması beklenmelidir. Böyle bir durumda, Fransa, İngiltere ve Hollanda'nın dayanışmasını görebileceğimizi ve MİT çalışanlarının büyük kısmının Avrupa'dan sürüleceğini öngörebiliriz.

Almanya iç istihbaratı 2018 yılında hazırladığı raporda en fazla casusluk faaliyetlerinde bulunan ülkelerden birinin Türkiye olduğunu belirtiyor. MİT'in iletişim kurarak veya örgütleyerek birçok Alman kurumuna 100'den fazla kişi yerleştirdiği söyleniyor. MİT'in bu denli derin çalışması Almanya için bir tehlike değil mi?

Eğer bu 8000 ajan sayısına bakarsanız, tüm bu piramidin tamamını görürsünüz. En üstte, resmi 13 istihbarat çalışması ve yüzlerce istihbarat ajanı, hemen altında MİT için resmi çalışan binlerce istihbaratçı. Bunlara gönüllü bilgi sağlayıcıları, imamları ve kendi vatandaşını ispiyonlama programı kullanıcılarını da ekleyin. Tüm bu sistem, Doğu Almanya Cumhuriyeti dönemindeki gizli servis Stasi’nin metotlarıyla birebir örtüşüyor.

Federal Hükümet ve Alman Parlamento üyelerinin istihbarat konularında yeterli bilgilendirmedikleri anlaşılıyor. Hükümet her zaman tam olarak kaç MİT çalışanı, casus ve ajan olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyor. Anayasa Koruma Dairesi’nin kesine yakın tahminleri var ancak Alman-Türk ilişkilerine yük olmamak için Federal Hükümet bu rakamları kamuoyuna açıklamak istemiyor.

Açılan soruşturmalardan en belirgin olanı 17 Aralık 2014 yılında MİT elamanı olarak Frankfurt'ta yakalanan Erdoğan'ın danışmanı Muhammet Taha Gergerlioğlu ve üç arkadaşıydı. Gergerlioğlu bir yıl sonra ise tahliye edildi. Gergerlioğlu hangi pazarlıklar sonucu tahliye edildi?

Alman kanunu, resmi istihbarat elemanlarının, insanları ölümle veya başka bir şekilde tehdit etmeleri durumunda ülkeyi terk etmesine izin verir. Federal Başsavcı, Federal Almanya Cumhuriyeti kamu yararını gözeterek soruşturmayı durdurabilir. Federal Cumhurbaşkanı Steinmeier’in gizli servis koordinatörü olduğu sürede bunun birkaç kez gerçekleştiğini gördük. Federal Başsavcı tarafından atanmış olan Suriyeli istihbarat memurlarının da gitmesine izin vermişti. Bunlar sadece diğer vatandaşları ihbar etmekle kalmadılar, aynı zamanda fiziksel şiddet de uyguladılar. Şam ve Esad ile iyi ilişkileri tehlikeye atmamak için, bu ajanların ülkeyi terk etmelerine veya sınır dışı edilmelerine izin verildi.

Aynı şey dost istihbarat teşkilatlarının üyelerine de uygulanır. Federal Almanya Cumhuriyeti'nden bir CIA çalışanı endüstriyel casusluk yaparsa, mahkemeye verilmez, ancak geri çekilmesi gerektiğine dair kesin bir nota verilir. Türk istihbarat servisi çalışanları da mahkemeye çıkarılmaları gerekirken ya sınırdışı edilmiş ya da ülkeyi terk etmelerine izin verilmiştir. Bu da Almanya’nın kanunlarında var. Devletin esenliği için dost bir ülkenin deşifre olan ajanlarının cezalandırılmaması gayet doğaldır ve yasaldır.

Bu şu anlama gelmiyor mu? Türk hükümeti MİT’in eliyle buralara kadar müdahale ediyor?

Evet, tabii ki Türk Büyükelçisi buraya müdahale ediyor. Dışişleri Bakanlığı’ndaki Alman görevliler de MİT’in burada ne kadar yoğun çalıştığını ve onun yalan söylediğini iyi biliyorlar. Türk Büyükelçisi de orada Erdoğan lehine konuştuğunda kendini gülünç bir duruma koyuyor. Aslında bunu Stuttgart'ta, Erdoğan'ın yakın bir sırdaşına karşı açılan bir casusluk davasında gördük. Stuttgart Türk Başkonsolosu mahkemeye gelerek hâkime sanığın Erdoğan için ne kadar önemli biri olduğunu söyledi. Bu da demek oluyor ki, mutlak bir küstahlıkları var ve Federal Almanya Cumhuriyeti'nde her şeye güçlerinin yeteceğini düşünüyorlar. Bu davranış kesinlikle durdurulmalı.

Türklerin istihbarat üzerinden insanlara tehdit ve şantaj yaparak, Federal Almanya Cumhuriyeti'ndeki siyasal durumu etkilemeye çalışması uzun vadede tahammül edilemezdir.

Paris’te 3 Kürt kadın devrimciyi katleden kişinin MİT’e çalıştığı ve defalarca Ankara’ya gittiği açığa çıktı. PKK'nin istihbarat birimlerinin Güney Kürdistan'da yakaladığı iki MİT ajanı verdikleri bilgilerde, suikastın Erdoğan'ın talimatı ile gerçekleştirildiğini ifade ediyor. Siz bu durum hakkında ne söylemek istersiniz?

Hollandalı bir meslektaşım, Paris’teki bu davada Fransız savcının iddianamesini ana suikastçının ölmesi ardından görebildi. Bu belgedeki bulgular, cinayetlerin MİT tarafından işlendiğini ve Erdoğan tarafından tolere edilen siyasi bir suikast olduğunu açıkça kanıtları ile gösteriyor. İki MİT çalışanının mülakatlarına da baktığımda ifadelerin hassasiyetinden, olayın gelişimini de göz önünde bulundurarak, şahısların verdiği bilgilerin kesinlikle doğru olduğunu söyleyebilirim.

Peki siz neye dayanarak Erdoğan’ın bu cinayeti işlediğini söylüyorsunuz?

Cinayet işleyen tüm istihbarat servisleri için geçerli bir kural vardır. CIA’nın Afganistan'da İHA'lar ile Rusya Federasyonu’nun Federal Almanya Cumhuriyeti ve İngiltere’de ve Mossad'ın tüm dünyada gerçekleştirdiği cinayetlerde, istihbarat servisleri için geçerli olan bir kural vardır. Bu türden cinayetlerin devlet başkanları tarafından onaylanması gerekir. Türkiye'de de aynen böyle oluyor. MİT Başkanı Hakan Fidan bir siyasi suikasta, siyasi müdahaleden dolayı tek başına karar veremez. Bu ancak yalnızca devlet başkanının alabileceği bir kararıdır. Başka bir deyişle Erdoğan, MİT’e yönelik siyasi suikast ve insan kaçırma olaylarından bizzat sorumlu tutulmalıdır.

 

MİT Avrupa’nın merkezinde pervasızca cinayetler işliyor ve Fransa, Almanya başta olmak üzere birçok devlet de seyirci kalıyor. Avrupa devletleri neden bir yaptırıma gitmiyor?

Avrupalılar, Türkiye’de normal demokratik bir sürecin yaşanacağına dair beklentileri olduğunu beyan eden siyasi değerlendirmede bulundular ve bundan halen umutlular. Erdoğan, 2016'daki sözde darbeye kadar seçilmiş bir demokratik lider olarak algılanıyordu. Taki Erdoğan gerçek amacı olan, Türkiye'nin İslam cumhuriyetine dönüşmesi hedefini açıklayıncaya kadar. Avrupa'da Türkiye ile yakın çalışmamız gerektiğini düşünen pek çok ses vardı. Yaşananlar yakın işbirliği yapılarak Türkiye ile ilişkilerin daha da geliştirilmesinin ve Türkiye’nin NATO'ya yakın tutulması stratejisinin bir hata olduğunu kanıtladı. Türkiye’nin mevcut rejim ve istihbarat faaliyetleri ile Avrupa Birliği'nde kesinlikle yer alamayacağını ispatladığını düşünüyorum.

Olof Palme 1986 yılında katledildi bu cinayetten dolayı PKK ve Kürtler terörize edildi. Almanya'da da Kürtlere operasyonlar yapıldı. Bazı Kürt politikacılar uzun süre cezaevlerinde kaldı. Sizce bu cinayette uluslararası güçlerin rolü neydi ve cinayet neden açığa çıkarılmadı?

Olaf Palme'nin öldürülmesi ardından çeşitli senaryolar ve komplo teorileri üretildi. Güney Afrika istihbarat servisi, Palme'nin ırkçılığa karşı büyük bir rakibi olduğu için fail olarak devreye sokuldu. Daha sonra Mossad, İsveç'in Arap ülkelerine silah tedariki nedeniyle fail olarak devreye sokuldu. Bağlantısızlar Hareketi'ndeki güçlü konumu nedeniyle Palme'yi CIA adına öldürenlerin sürgün Hırvatlar olduğu söylentileri vardı. Tüm bu şüphe bataklığına sonradan Kürtler de eklendi. Güvenlik güçleri mümkün olan her bilgiyi her yönde çok yoğun bir şekilde araştırırken işin içinde Kürt güçlerinin olduğuna dair en ufak bir gerekçe ya da bir işaret görmedim. Bu bağlamda, güvenlik yetkilileri son derece kafa karışıklığı içinde ve tamamen amaçsızca hareket ettikleri konusunda suçlanmalıdırlar.

 

Olof Palme cinayetinde Türk istihbaratının rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türk istihbarat servisinin Olaf Palme cinayetiyle bir ilgisi olmasa şaşırırdım. Federal Almanya ve İsveç'in PKK üzerindeki baskıyı daha da artırmak için Kürtler aleyhinde dezenforme edildiğini görebiliyoruz. İsveç ve Alman güvenlik makamları, Ankara'dan gelen bu raporu fazlaca ciddiye aldılar ve polis yetkilileri bunu ispatlamaya çalıştılar. Kürtlere dair en ufak bir belirti, iz veya motivasyon olmamasına rağmen Türkler PKK'yi halkın içinde terörist köşesine oturtma ve hedef haline getirmeyi başardılar.

 

PKK’nin halen 'terör örgütleri listesi’nde yer almasını nasıl görmeliyiz?

İsviçre PKK’yi 'terör örgütü' olarak sınıflandırmıyor, Lüksemburg'da da durum aynı. Alman hükümetinin bu sınıflandırmayı geri almakta isteksiz olacağını düşünüyorum. Çünkü Erdoğan Berlin’in böyle bir çıkışını kendi siyasetine doğrudan bir meydan okuma olarak görecektir.

Bu siyasal hesaplar PKK'nin hiçbir ‘’terör’’ faaliyeti olmadığı, özellikle de Alman topraklarında yasaklanmış bir faaliyetinin olmadığı anlamına geliyor. Bu durumu düzeltmek ve kamuoyuna açıklama yapmak uzun vadede Ankara ile olan çatışma durumunu daha da kötüleştireceği için bu damgayı PKK'den almaya isteksizler.

 

Almanya hükümetinin Kürtlere ilişkin bir politikası var mı?

Federal Hükümet elbette bölgedeki mevcut gelişmelerde çok hassas ve ilk elden haberdar olmak istiyor. Üç yıl önce Federal İstihbarat Servisi hakkında yaptığımız bir filmde, servis Hewlêr'deki istihbarat elemanını filme çekmemize izin verdi. Başka bir deyişle, Kürtlerle yakın çalışan bir istihbarat elemanı olduğunu ve Almanya Federal Cumhuriyeti’nin bölgedeki Türk istihbarat servisinden bağımsız olarak bilgi edinmesini sağlayacağını itiraf etmiş oldu.

 

Peki Federal İstihbarat Servisi Almanya’da Kürtler arasında da örgütleniyor mu?

Federal İstihbarat Servisi'nin Almanya'da ajanı yoktur, eğer varsada bunlar Federal Ofisi veya Anayasayı Koruma Dairesi'nin ajanları tarafından yönlendirilen ajanlardır. Yine de doğal olarak halen izlenen ve gözlemlenen PKK’ye dair BfD (Almanya Gönüllü Hizmet Servisi) için çalışan ve Kürt olan pek çok ajan olduğunu varsayıyorum.

Bu nedenle PKK'nin Federal Almanya Cumhuriyeti'nde bireysel veya organize suçlara karışma riski alması kesinlikle mümkün değil. Yaptıkları şey, Türklerin gözünde zaten bir 'terörist faaliyeti' olan bağış toplamak. Bağış toplamanın da terörist bir faaliyet olarak görülmesini de son derece saçma buluyorum.

Türkiye’ye gitmeyeceğim

Bir daha asla Türkiye'ye tatile gitmeyeceğim. Bu röportajdan sonra asla. Orada tutuklanacağımdan değil... Bir Erdoğan Türkiye'sinde benim için tatil yeri yoktur.

 

MÜNİH

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.