İngiltere Gündemi
Paris’te onlarca kişinin ölümüne sebebiyet veren DAİŞ kumpasının ardından Avrupa’da geniş güvenlik önlemlerin alınması zaten beklendik bir durumdu. Şimdi Avrupa’daki şüpheli kişiler ve yerler didik didik aranırken sınırlar yine en çok odaklanılan yerler arasında. Saldırıda büyük rol oynayan Abdelhamid Abaaoud'un yılda iki kere AB ülkeleri arasında dikkatleri çekmeden seyahat etmesi AB’yi alarma geçiren bir detay. Yine Paris’te olay mahallinde bulunan Suriye pasaportu da Avrupa’ya giriş yapan binlerce Suriyeli mültecilerden hangilerinin DAİŞ ile ilintili olabildiği endişelerini başlattı.
Paris saldırıları sonrası (geçtiğimiz Cuma günü) Brüksel'de bir araya gelen AB üyesi ülkelerin içişleri ve adalet bakanları bu konuyu enine boyuna tartıştı.
Şimdi AB ülkeleri arasında serbest dolaşımı sağlayan ve 1995’de beri faal olan Schengen vizenin kaldırılması sıkça eleştiriliyor. Peki Schengen gerçekten de sorunun ana kaynağı mı? Gerçek şu ki Schengen’in kalkması Avrupa’daki İslamcı terör riskini azaltmayacak. Zira, Paris ve benzeri saldırılara dahil olanların büyük bir çoğunluğunun Avrupa vatandaşı olduğu biliniyor. Örneğin, Paris saldırılarında büyük rol oynayan 28 yaşındaki DAİŞ'li Abaaoud Belçika vatandaşıydı. Yine aynı şekilde İngiltere’den DAİŞ’e katılanların da İngiliz vatandaşı oldukları biliniyor. Paris’te de radikal dinci örgütlerin içerisinde yer alanların büyük bir çoğunluğu Fransız veya Belçika vatandaşı olup Cezayir ve Fas asıllılar. DAİŞ'liler, özellikle Fransa’nın büyük bir tehlike altında olduğunun altını çizmişti.
Sömürgecilik geçmişi epeyce bir kabarık olan Avrupa’nın kamuoyuna göstermemeye çalıştığı bir gerçekliği var. Avrupa, kendi barbar ve katliamcı gerçekliğini ya görmezden geliyor ya da reddediyor. Şu anda her şey DAİŞ’e yüklenilirken, bir zamanlar El Kaide’ye yine bir zamanlar Saddam’a yükleniliyordu. Kendi gerçekliklerinden bir örnek vermek gerekirse: Paris’te 17 Ekim 1961 tarihinde Fransız polisi, bağımsızlık isteyen silahsız Cezayirli göstericilerin üzerine ateş açmış ve 200 kişinin ölümüne sebebiyet vermişti. Öldürülenlerden bazılarının Sen nehrine atıldığı iddiaları bile var. 1999 yılına kadar da bu katliamın üstü örtülmeye çalışılmıştı.
Nefretle ve kızgınlıkla büyüyen Avrupalı Müslüman topluluğu Ortadoğu’daki DAİŞ ve benzeri radikal dinci gruplardan kolayca etkilenebiliyorlar. Düşünülenin aksine saldırılarda yer alan cihatçıların bazıları çok kısa bir süre zarfında hemen hemen bir kaç ay içerisinde intihar bombacısı olma seviyesine gelip radikalleşebiliyorlar. Yani barut zaten hazır, DAİŞ gibileri sadece ateşi fitilliyor.
Avrupa her zamanki gibi suçluyu yanlış yerde arıyor. Avrupa bu kez de suçu kendi sömürge, Ortadoğu veya göçmen politikalarında değil yeni gelen veya gelecek olan mültecilerde arayacak. Suudi Arabistan ve Türkiye'yle iyi dostluklarının DAİŞ’i besleyen temel bir kaynak olduğunu da kabul etmiyor. Suçu ve suçluyu yanlış yerde arama konusunda tıpkı İngiltere’nin tam da bu hafta yaptığı gibi.
İngiltere’den PKK’ye katılacağı düşüncesiyle tutuklanan 18 yaşındaki Şilan Özçelik’in 21 ay hapis yatmasına karar verildi.
DAİŞ’e karşı savaşırken bir yandan da DAİŞ’e karşı savaşanları terörize etmeye çalışmak ikircikli değil tam deyimiyle ikiyüzlü bir yaklaşımdır.