Kürt kadın devrimciler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in yaşamını yitirdiği Paris Katliamı iki yılını doldurmak üzere. Bu uzun süreye rağmen katliamın aydınlatılmasına yönelik hiçbir adım atılmış değil. Fransa, katliamın arkasındaki güçlere ve faillere ilişkin ikna edici bir açıklama yapmıyor. Katliamın faili olarak tutuklanan bir kişi olsa da, bunun bir tetikçiyle sınırlı olmayıp arkasında Türk devleti ve ortaklarının karanlık elleri olduğu biliniyor. Yaptığı tüm açıklamalarda bu gerçeğe dikkat çeken Kürt Özgürlük Hareketi, bu güçlerin açığa çıkarılmasını istedi. Katliam karşısındaki bu tutumun faillerin korunması ve işbirliğini gizlemek olduğunun da altını çizdi. Zaman geçtikçe bu daha net ortaya çıkıyor.
Katliamın aydınlatılması için ilk günden itibaren eyleme geçen Kürt halkı, bugün de ısrarını koruyor. Halen devam eden adalet eylemlerinin de ana sloganı olan 'Suskunluğunuz ortaklığınızdan mı'' sorusu henüz yanıtlanmış değil. Fakat Fransız Hükümeti ve katliamın örtbas edilmesi için çaba içinde olan tüm güçler mevcut tutumlarını sürdürdükçe sorunun cevabı ''evet''e doğru evriliyor. Katliamın yıldönümü vesilesiyle 10 Ocak'ta Paris'te düzenlenecek yürüyüşte, Kürt halkı bir kez daha katliamın aydınlatılmasındaki ısrarını dile getirerek, halen devam eden suskunluğun nedenini de soracak.
Türk devleti ve bünyesindeki kirli çeteler, bugün de katliam planlarından vazgeçmiş değiller. Bu planlarını pervasızca uygulamayı sürdürüyor. Kobanê direnişinin sağladığı uluslararası destek ve Kuzey'deki Kobanê serhildanından dolayı telaşa kapılan Türk devleti, Gever, Cizre, Amed'de olduğu gibi yeni cinayetler ve katliam provalarına sarıldı. Rojava ve Güney Kürdistan'a saldığı DAİŞ'in Kuzey Kürdistan versiyonunu aktifleştiriyor. AKP'nin zihniyet yapıcılarının “PKK’ye karşı mücadelede en etkili silahın Hüda-Par olduğunu” söylemesi, öyle alelade bir durum değil. Paris Katliamı için ''iç hesaplaşma'' yalanına sarılan AKP yönetimindeki Türk devleti, Cizre'deki katliam girişimi için ''PKK-Hüda-Par çatışması'' söylemini paravan olarak kullanıyor.
Türk devleti, ''çözüm süreci'' söylemine paralel olarak imha konseptini de canlı tutuyor. Dolayısıyla bu tehdit, yeni katliamların önlenmesine yönelik duyarlılık kadar, katliamların hesabının sorulması için mücadelenin büyütülmesini de gerekli kılıyor.