"From Paris with love" Paris’ten sevgilerle. Bu iki kelime bir roman adı ya da bir film adı değil. Bir şiirin dizesi hiç değil. Bir sevgilinin, diğer sevgiliye gönderdiği bir kartpostalın arkasına yazılmış bir not değil. Ya da Paris’te çekilmiş güzel gülümsemeli bir çocuğun, bir çiçeğin, bir tarihi bina fotoğrafının altına yazılarak internet sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılan bir mesaj değil. Bu iki kelimelik mesaj, 21. Yüzyılda türlü hesaplarla icad edilmiş, yahut desteklenmiş IŞİD denen canavarın Paris’te, onlarca sivil insanı vahşice katletmesinin ardından uçaklarla IŞİD karargahına atılacak bombaların üzerine bu katliama maruz kalan Fransızlarca yazılmış bir mesaj.
Fransız Devrimi, Paris Komünü, Aydınlanma Çağı, Fransız Edebiyatı… Fransa ve Paris dendiğinde ilk akla gelen çağrışımlar bunlar. Gustave Flaubert, Honore de Balzac, Stendhal Alexandre Dumas, Emile Zola, Charles Baudelaire, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, Jean-Paul Sartre, Camus, Simone de Beauvoir. Bu isimlerin hepsi Paris denince akla gelen, hepsi yolu Paris’ten geçmiş, tüm dünya halklarının dillerinde dolaşan dizelerin, satırların, düşüncelerin yazarı, üreticisi olmuş şair, yazar, filozof ve düşünürler. Fransız ve dünya edebiyatının, düşünce dünyasının derinleşmesine, zenginleşmesine, renklenmesine bu kadar katkı sunmuş topraklar üzerinde Paris’te, "Paris" ve "sevgi" sözcüklerinin bir bomba üzerinde birleştirilmesi IŞİD canavarının yarattığı vahşet ve korku ortamında gözden kaçan bir ayrıntı.
Bu kadar sayıda Fransız şair ve yazarın adını zikrederek ve insanlığın düşün ve sanat dünyasına sundukları katkıya vurgu yaparak Fransızların sömürgelerindeki zulümleri, işledikleri insanlık suçları, IŞİD canavarınınkinden aşağı kalmayan vahşetini göz ardı ettiğim sanılmasın. Ya da yine bu topraklarda vücut bulmuş pozitivizmin, toplumsallığın dağıtılmasında nasıl bir rol oynadığını unuttuğum sanılmasın.
Dert edindiğim şey şudur, Kapitalizm ve onun ürettiği ya da yıkımlarıyla yol açtığı bataklıklarda türeyen IŞİD ve benzeri insanlık düşmanı ideolojilerin tam da yaratmak istediği şey şudur. Mazlumdan, mağdurdan yeni bir zalim yaratmak, mazlumu kendi karşıtına çevirmek. Fransız halkı, Ortadoğu’da yaşanan ve Fransız devletinin de en az yüzyıllık politikalarıyla başlıca mimarı olduğu vahşet, kaos ve katliam ortamına sessiz kalarak, bu yılanın kendisine dokunmayacağını zannettiğinden umursamayarak Paris Katliamının zemin bulmasına neden olmuştur. Bileşik kaplar misali, dünyanın neresindeki vahşete sessiz kalırsak o vahşetin er ya da geç bizi de vurması söz konusu olacaktır.
Fransız halkının zengin bir tarihi, entelektüel, edebi geçmişi ve birikimi vardır. Fransız halkı, bu geçmişe ve insanlığın evrensel değerlerine saygı duyuyorsa diline ait sevgi sözcüğünün bir bomba üzerine yazılmasına ve kendi nam-ı hesabına ölüm olarak vahşi çeteler de olsa onların üzerine yağdırılmasına izin vermemelidir. Paris halkının sevgisi bir bombanın üzerine yazılıp ve ölüm olarak gönderilmişse, bu katliamı yaşayan Paris halkına en büyük saygısızlıktır. Buna itiraz etmek, vahşet karşısında vahşileşmeden mücadele etmek bu kaos ve katliam girdabından kurtulmanın yegane yoludur. Eğer bunun nasıl yapılacağını bilmiyorlarsa, yıllardır IŞİD canavarının her türlü katliamına, vahşetine maruz kalan ve bu canavara karşı amansız bir mücadele veren Rojava halkından bunu öğrenebilirler. Onlar insan kalarak ve ortak, eşit, paylaşılan bir yaşam kurmayı hedefleyerek mücadele ettikleri canavara dönüşmekten kurtuluyorlar ve insanlık için bir umut yaratıyorlar.