Hüda-Par siyasi bir aktör olarak gündemde tutuluyor. Reklamının yapılması, dini propaganda malzemesi olarak kullanması, tarihi ve günümüz politikaları yeterince deşifre edilmemiş olmasından dolayı kitleler açısından tercih olma olasılığını sürdürüyor. Bu durum ciddi sakıncalar taşıyor. Kürt Özgürlük Hareketi İslam dışı, Hüda-Par İslam’ın temsilcisi olarak gösterilmeye çalışılıyor.

Bu yazımız Kürt hareketinin İslam’a yaklaşımını anlatmak için yazılmadı. Ancak şunu belirtmek gerekir ki PKK ve Önderliği Abdullah Öcalan başlangıcından bu güne hiçbir zaman klasik solcu jargonla dine yaklaşmadı. Peygamberlerin insanlık tarihindeki devrimci duruşlarına vurgu yaptı. Hatta Kürt Halk Önderi Ortadoğu’da “Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık” kitabında nasıl yaşamalı, ne yapmalı, nereden başlamalı sorularına verdiği cevaplarda şu noktaya dikkat çekti: “Dinlerin ilk doğdukları dönemdeki elçi ve havarileri gibi yaşamayı bilmedikçe, hakikat peşinde koşmadıkça hakikat savaşı verilemez, verilse de başarılamaz. Ortadoğu’nun yenilenmiş kadın tanrıça bilgeliklerine, Musa, İsa ve Muhammed’lere, Saint Paul’lara, Mani’lere, Veysel Karani’lere, Hallac-ı Mansur’lara, Sühreverdi’lere, Yunus Emre’lere, Bruno’lara ihtiyacı vardır.”
Bu gerçekleri anlatamamak bizim açımızdan bir özeleştiri konusudur. Başta da belirttiğimiz gibi konumuz Kürt Hareketinin İslam’a yaklaşımı değildir. Hüda-Par’ın son günlerde tekrardan gündeme girmesi ve yaptığı çeşitli açıklamalar, Hüda-Par gerçeğinin tarihini açımlama ihtiyacı doğurdu. Buna değinip Kürdistan tarihinde Hüda-Par benzeri pratiklerle karşılaştırmaya çalışalım.
Hüda-Par daha baştan beri kendini Hizbullah geleneğinin devamı olarak tanıtıyor. Ve 1990’lı yılların Hizbullah’ını sahipleniyor. Bu yıllarda yaşananları PKK’nin zulmüyle ifadelendiriyor, karanlık yapılardan, derin devletten bahsediyor. Geçmişte yapılmış olanların Hizbullah tarafından yapılmadığını, buna dair bir hiçbir kanıtın olmadığını söylüyorlar. Bu söyledikleri koskoca yalan. Bununla birlikte bugün durdukları noktada PKK ve Kürt Hareketine saldırmaları, eylemlerinin merkezine, Özgürlük Hareketine muhalefeti koymaları bile geçmişlerini deşifre ediyor. Neden mi? Dün ve bugünün arasındaki ilişki dünün bugünü belirleyeni olması değildir. Aynı zamanda dünü anlamak için bugün de belirleyicidir.
Onlar Hizbullah’ın “PKK’nin zulmüne” karşı kendini savunduğunu dile getiriyorlar. Oysa şunu o yılları yaşamışlar olarak çok net söyleyebiliriz ki Hizbullah hiçbir zaman PKK militanlarına karşı bir eylem yapmadı. Saldırdıkları, katlettiklerinin hepsi sivildi. Yapmak istedikleri PKK kitlesini korkutup, sindirip PKK’yi dağlarda yalnız bırakmaktı. Ancak şunu herkes gördü ki tüm saldırılara, katliamlara inat, halk PKK’yi sahiplendi, büyüttü.
Yıllar geçti. Tarih tekerrür ediyor. Geçmişte silahlı yapılan, şimdi siyasi olarak yapılmaya çalışılıyor. Tabi Batman ve Lice de arada eski yöntemler de kullanılıyor.
 Hüda-Par pratiğine benzer bir örnek İran halklar devriminden Humeyni devrimine geçiş aşamasında da yaşanmıştır. Tüm İran halklarının emeğiyle kazanılmış devrim çeşitli güçlerin oyunlarıyla halklar aleyhine dönmüştür. Bu devrimin Humeyni’nin eline geçmiş olmasından dolayı en büyük kaybedişi yaşayan halklardan biri de Kürtler olmuştur. Başlangıçta Kürt halkının temsilcilerine muhtariyet sözü veren Humeyni, devrim sonrasında tarihinin tek Cihat çağrısını Kürtlere karşı yapmıştır. İşte bu devrim sürecinden Humeyni sürecine geçişte bir güç vardır ki rolü belirleyicidir. 1980’de Kürdistan’da gelişen sosyalist, demokrat seçeneğin tasfiyesinde kullanılmak için kurulmuş Peşmerge-i Müslümanı Kurd adlı örgüttür. Bu örgüt Doğu Kürdistan’daki Kürt örgütlerin tasfiyesi için kullanılmıştır. Müslüman peşmergeler adlandırmasını Humeyni yapmıştır. Bu isimlendirmeyle diğer peşmergelerin din dışı olduğu algısı yaratılmıştır. Günümüzde de aynı taktik kullanılmaktadır.
İşin acı tarafı çeşitli yurtseverler bile o yıllarda iktidarın vaatlerine inanmış, Peşmerge-i Müslümanı Kurd içerisinde yer almış daha sonra iktidarın gerçeğini görüp rahatsızlığını dile getirince mücadele ettiği, karşı savaştığı mazlumların kaderini paylaşmıştır. Aslında yazımızı bu insanlara ulaşabilmek için yazıyoruz.
Peşmerge-i Müslümanı Kurd’ü yıllar içinde ordunun bir kolu olan “Sıpa” içinde eridi; bir kısmı da yerel cehş olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Doğu Kürdistan’da yaşananların Kuzey’le benzerlikleri ayrıntılara indikçe daha fazla görülecektir.
Yine Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde yaşanan Rewanduz isyanının bastırılma örneği de buna benzerdir. Soran Mir Muhammed önderliğinde gelişen isyan Melle Muhammed adlı bir din adamının Rewanduz’da insanlar arasında gezmesi ve hilafete karşı savaşmanın küfür olduğu fetvasını vermesi sonucunda isyan acı bir şekilde sonlanmıştır.
Mehmet Akif Ersoy “Tarihi tekerrür ediyor diye tarif ediyorlar, ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” diye soruyor. Kritik özellikler taşıyan bu günlerde ibret alınacak tarihe bir daha bakmak, güne buna göre yüklenmek kendini dayatıyor.
Günümüzün “Peşmergey-i Müslümanı Kürd’ü Kuzey Kürdistan’daki AKP ve Hüda-Par örgütleridir. Peşmerge-i Müslümanı Kurd’den Hizbullah’a, Hak-Par’a bir gelenek olarak devam ediyorlar. Eğer Türkiye halklarının kaderinin de İran halklarına benzemesi istenmiyorsa, 1990’lı yıllar farklı şekillerde tekrardan yaşanmak istenmiyorsa bu yoldan acilen dönülmeli, bu çizgiye karşı ciddi mücadele edilmelidir. Tarihin dayattığı budur.