Peşrev süreci bitti! Rakipler çektikleri el enselerle birbirinin gücünü yeterince öğrendi. Artık güreşin başlayacağı kesindir. Herkes bulunduğu yere göre tanımını yapsın; bana göre PKK’nin, ötekine göre devletin zaferinden söz etmek mümkündür. Bu çok da anlamlı değil. Özgüveni güçlü olan bir halk, yenen ya da yenilenin kim olduğu geyiği ile değil, savaşın verdiği zararın ne olduğuyla, nasıl telafi edilebileceğiyle ilgilenir. Konu insan ve insanlık ise, gerisi teferruattır.

***
Yani, yeni yılı çok hızlı yaşayacağımız belli idi. İki yıla yaklaşan bir zamandır avukatları ile görüştürülmeyen sayın Öcalan’ın 16 Aralık 2012’den beri İmralı’da devlet temsilcileri ile görüşmelere yeniden başladığı haberi, neredeyse nostaljik bir duygu gibi yaşadığımız barış umutlarını yeniden kıpırdattı. Sonra BDP’li bazı parlamenterlerin Öcalan’la görüştüğü bilgisi duyuruldu.
Sayın Öcalan’la görüşme isteyen avukatlar için devletin kosteri yine bozuk çıksa da, BDP’li milletvekilleri ile yapılan görüşmelere ilişkin tek aklı selim açıklama Ahmet Türk’ten geldi: “Dışarıda anlatılanlara fazla inanmayın.” Medyayı bütünüyle teslim almış bir “tek parti diktatörlüğünün”, süreci manipüle etmek için en fazla kullandığı aracın yalan ya da üfürük haberler olduğunu artık yakından biliyoruz. Bu nedenle beyin fırtınaları yaratmaya çalışarak, ama oldukça sakin düşünmek zorundayız. Henüz başında olduğumuz sürece ilişkin iki tarafta da şeffaflığın kamuoyunu doyuracak kadar yeterli olmamasını anlıyorum. Ve bu nedenle belki de daha bir süre satır aralarını okuma zorluğunu yaşamaya devam edeceğiz.
***
Basında yer alan haberlere dayanarak diyebiliriz ki, devlet, uzun zamandır anlamsızca dayattığı “PKK’nin teslim olması” anlamına gelen “silahların teslimi” projesinden geri adım attı. Bu iyi bir gelişme. Barışa ilişkin tartışmalar artık, hapsedildikleri bu kısır noktadan çıkartılarak, daha üretken bir alana çekilebilir.
Silahların toptan ortadan kaldırılması elbette bütün insanlık için ortak ideal olabilmelidir. Ama ezen ezilen, egemenlik bağımlılık ilişkilerinin yaşadığı her toplum ya da toplulukta, yaşanılanın gerçekliği kendini sürecin düşünce ve duygularına dayatır. Bunca acı katliamlardan geçmiş olan Kürt halkı, silahı, özgürlüğüne kavuşmak ve yok oluşa karşı bir meşru mücadele aracı olarak eline aldı. Ve bu amacını kalıcı olacak bir kesinlikte gerçekleştirmeden de bırakmaması doğal, normal ve haklıdır. PKK dahil her hangi bir siyasal hareket, tarihi sömürgeci katliamlarıyla dolu bir halka somut bir güvenlik ortamı göstermeden, onu somut bir güvenlik ortamına çekmeden halkı silahların teslimine ikna edemez. Silahın bir amaç değil, yok edilmeye çalışılan bir yaşamın güvencesi için kullanılan bir araç olduğunu herkesten çok Kürt halkı bilir.
***
Gelinen noktanın önünün açılabilmesi için eteğimizdeki taşları dökmek, uyarıyı artırmak, dikkati uyandırmak ve sürekli aktif tutmak hepimizin görevidir. Peşrev bitti! Hem PKK, hem Türk Devleti nihai sondan söz eder durumdaysa eğer, anlatılmak isteneni doğru anlamak için daha analizci olmamız gerekir. Ama unutmamak gerekiyor ki, iki güç de nihai sondan söz ediyorsa, bu moment, sadece barışın yaklaşmakta olduğunun değil, çatışmanın daha da yoğunlaşacağının da işaretidir. Çünkü bu tür ortamlar, kurdun da çok sevdiği bulanık hava ortamlarıdır.
***
İlk söylenmesi gereken şey şudur.
Barış, savaşan güçler arasında gerçekleştirilen bir siyasal anlaşmadır. Türkiye’de sonuncusu otuz yıldan çok fazla zamandır süren Türk Devletinin Kürt halkına yönelik sürdürdüğü kirli savaşın tarafları homojen (yekpare) değildir. Kürt tarafında da Türk tarafında da savaş sürecine dahil olan ve barış sürecine de dahil olması gereken “çok bileşenli taraflar” söz konusudur. Yani bir barışın kalıcı olabilmesi için her iki tarafta da, barışın inşasında üretici payı olabilecek bütün taraf-bileşenlerinin büyük çoğunluğunun sürece katılması gerekmektedir.
Bu nedenle bir barış sürecinde Türk tarafının çalışmalarını, bugün söylediğini yarın yutma becerisini tarz haline getirmiş bir AKP değil, meclisin bütünü, sivil toplum kurumları, üniversiteler vb. birlikte sürdürmelidirler. Tartışmaların sürdürüldüğü meclis oturumları kamu oyuna da açılmalıdır ki barış havası topluma egemen kılınabilsin.
Hakeza, Kürt tarafının siyasal iradesi de her ne kadar sayın Öcalan tarafından temsil edilse de, barış sürecinin inşasının, sadece (İmralı’da esir konumda tutulan) bir Öcalan ile sürdürülmesi düşünülemez. Başta PKK, KCK, BDP, DTK, Avrupa’daki KNK ve benzeri Kürt kurumları, Ortadoğu’da diğer sömürge topraklarında Kürdistan parçalarında yerleşik Kürt siyasetleri de sürece bir biçimde ama mutlaka dahil edilmelidirler.
Elbette bu sürecin hazırlanabilmesi için anlamlı ve mantıklı bir ön hazırlık süresine gereksinim vardır. Ama ön hazırlık yöntemlerinin sürecin bütününü kapsaması, sürecin yeni bir başlangıç yaratma gücünden yoksun olacağının tipik belirtisi olacaktır.
Gelecek haftalarda da aynı konu üzerine yazılarımı sürdüreceğim.