Gezi Parkı direnişi tam gaz devam ediyor… Gazın ölçüsü öyle bir kaçmış ki göz gözü görmüyor… Erdoğan’ın polisleri gazlaya gazlaya gaza basıyorlar…

“Çapul”cu gençler, çapulcu ergenler… Gözaltına alınan çapulcuları savunan ve sonunda savunulacak hale gelen çapulcu avukatlar… Çapulcu siyasetçiler, çapulcu sanatçılar, çapulcu yazarlar, ders veren çapulcu profesörler, haber yapan çapulcu gazeteciler, yaralananları tedavi eden çapulcu doktor, hemşire ve sağlıkçılar… Yani bilumum çapulcu halk el ele vermiş Taksim başta olmak üzere direniyorlar…
Öncelik tüm çapulculara selam ve sevgilerimi gönderiyorum… Asılan “paçavra”ları da fazlası ile anlamlı buluyorum…
İki haftadır süren Gezi Parkı direnişi başka bir boyuta girdi. İlk günlerde yapılan yoğun saldırılar tekrar başladı, hatta bu seferki saldırılar daha fütursuz oldu… Çoluk, çocuk herkes bu orantısız şiddetten nasibini fazlasıyla aldı. Yüzlerce yaralı, yüzlerce kafa travması geçiren ve sakatlanan insanlar hastane koridorlarını doldurdu. Polisin bu saldırıları Erdoğan’ın, “kusura bakmayın bu Recep Tayyip Erdoğan değişmeyecek, bu iş sona ermiştir, bundan sonra bunlara da tahammül yoktur” dediği sıralarda oldu…
Erdoğan’ın “anladıkları dilde konuşacağız” talimatıyla, vali, içişleri bakanı, emniyet müdürü ve polisler yıllardır bildiğimiz senaryoyu sahneye koydu. Bütün katliamların müsebbibi olan devletin kendi kapalı tiyatro salonlarında eğitim verdiği provokatörleri rollerini sahneledi…  
Polislerden oluşan bu provokatör eylemciler, meslektaşları olan diğer polislere sözde saldırmaya başladı. Hepsi birer çakma tiyatrocu olabilecek düzeyde bile değillerdi. Bellerinde silah, yüzlerinde gaz maskesi, ellerinde telsizle, bir yandan da Molotof atıp duruyorlardı. Erkek çocuklarının kendi aralarında sokaklarda oynadığı hırsız, polis kovalamacası gibi komik bir durumdu… Yine simitçi, sucu, köfteci kılığına girmiş başka polislerde gözden kaçmadı…
Buradaki amaç, Gezi Parkı direnişçilerini bölmek ve illegalize etmekti, bunun kurbanı da SDP oldu. Çünkü bir günah keçisi aranıyordu. Ben hiç elinde yasal parti bayrağı taşıyıp molotof atan solcu görmedim. Solcuların zekasını küçümseyen devlet böylelikle bile şapa oturmuş oldu. SDP’nin il binası kapılar kırılarak basıldı, içerideki onlarca insan yaralandı ve gözaltına alındı. Vali’nin SDP’li olduğunu söyleyip tutukladıkları insan polis çıktı… Bu devletin kendi polisini öldürtüp provokasyon yapmaktan bile çekinmeyen bir devlet olduğunu zaten biliyoruz…
Erdoğan’ın anlamadığı veya anlamamakta inatlaştığı, kendisinin diktatöre dönüşümüne karşı halkın direndiğidir. Velhasıl kötü bir AKP tiyatrosu çevrildi. Tiyatronun adı, Taksim provokasyonu, yönetmen Erdoğan, senaryo içişleri bakanı, kurgu vali, oyuncular polis… Erdoğan’ın “benim” dediği oyuncu polisler kendi aralarında görev dağılımı yapmıştı, biri Molotof atıyordu, bir diğeri TOMA’yı kullanıyordu, ötekisi de camiye gidip şarap döküyordu… E tabi, Erdoğan Pişekâr, vali Kavuklu olursa o orta oyununda seyirci bulamazlar…
Taksim de yaşatılan polis terörünün ardından Erdoğan, “şu anda gerek bakanımıza, İstanbul valimize bu sabah yaptıkları operasyon sebebiyle teşekkür ediyorum” dedi. Yine İstanbul Vali’si, “sosyal medyada yalan haber yapanlar hakkında işlem yapılacak” demiş. Sayın vali bence önden sizi ve başbakanı alalım…
Yandaş medya polis saldırısının olacağı sırada tüm kameralarını Taksim’e taşımış ve sadece Gezi direnişini hükümetin hazırladığı senaryoya göre verirken, dünya basını ve sol basın tüm gerçekleri ile yansıttı…
AKP Hükümeti Gezi Parkı direnişini baskı ve şiddet ile çözme yerine toplumun daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük istediğini görmeli, “ben bilirim, ben yaparım, siz, biz” yaklaşımından, kibirli tavrından ve elbette ki diktatörlüğünden vazgeçmeli… Hatta özür dileyip koltuğunu bu halka devretmeli… Halkının üzerine panzerle, tankla, bombayla giden bir hükümet zaten halkın nazarında meşruiyetini kaybetmiştir.