Televizyona, gazetelere, sosyal paylaşım sitelerine ne yana baksanız aynı görüntülerle, aynı sözlerle karşılaşıyorsunuz; Silahlar, bombalar patlıyor, binaların demiri kumu o yana bu yana savruluyor, ormanlar ateş topu, insanlar parça parça... Devlet zulüm kusuyor, serseri kurşunlar kol geziyor. Bu kadarı yetmez! diye demeçler veren iktidar temsilcileri, “daha! daha!” diye tempo tutan sosyal medya kullanıcıları koç gibi ortada dolaşıyor.

Üzülüyorum, öfkeleniyorum... “Diyarbakır, Suruç, Silopi, Şırnak, gencecik insanları paramparça ettiniz, o gencecik askerlerin vebali de sizin boynunuza, nerede duracaksınız!” diyecek oluyorum; halen hesabı verilmemiş Ali İsmail Korkmaz, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Roboskî, askerlerin başlarına postallarıyla basarak fotoğraf çektirdikleri gerilla cenazeleri, Maraş, Çorum, Malatya, 6-7 Eylül, Dêrsim… geliyor aklıma. 20'li, 30'lu, 50'li, 60'lı, 70'li, 80'li, 90'lı, 2000'li yıllar geçit yapıyor hafızamda. İçinde çocuğu varken patlatılan bir evden sağ kurtulan annenin anlattıkları, bunları anlatırken çektiği acı geliyor gözümün önüne. Bu kadar acıyla nasıl ayakta kalabilmiş diye hayret ediyorum bir kez daha. Feryadım yüreğime sıkışıyor.

Bir devlet kuracaksınız ve tarihinizi katliamlarla, vahşetle, zulümle yazacaksınız, yazmaya devam edeceksiniz! Arlanmayacaksınız, uslanmayacaksınız! Demokrasi, eşitlik, özgürlük, hak, hukuk her daim kapınızdaki itten öte olmayacak. Sadece sizi, sadece sahibini koruyacak yani...

TC'nin aklı hep aynı yere çalışıyor. Bu yüzden, olana bitene şaşırmıyoruz. İktidardakilerin halkı kandırmasına, sıkıştıkları yerde satmasına alıştık artık. Asıl, çözüm süreci şaşırtıcıydı. İktidarın, o yola da mecbur kaldığı için girdiğini ve takiyye yaptığını biliyorduk ama ne yalan diyelim yine de umutlanmak istemiştik. Ne de olsa, daha barışık bir yaşam kurulabileceğine dair pek çok örnek vardı dünyada...

Ancak ister devlet aklı özüne döndü deyin, ister Tayyip ve AKP'nin iktidar hırsı deyin çözüm süreci bitti, yine kan akmaya başladı. Ve lakin bu kez gerçekler gizlenemedi ve gidişatın sorumlusunun, mutlak iktidarına giden yolda Kürtleri ve HDP'yi bir engel olarak gören AKP olduğu düşüncesi genel kabul gördü. 

Ve tam da bu noktada, barış yeniden ve tek insani alternatif olarak önem kazanmışken, Kürt Özgürlük Hareketinin herkes için insanca bir ortak yaşam hedefi ve bu hedefin özellikle Kürtler ve batıda da HDP politikalarıyla buluştuğu ve daha fazlasını vaad ettiği bir zamanda, PKK çatışmaya silahla taraf oldu. 

Tam da zalimin insanlığımızı parçalama, geleceğimizi çalma azminin yeniden tavan yaptığı ve tüm gayri insani niyetlerinin ve gidişatının deşifre olduğu bu noktada, ona kazanımlarımızı ve haklılığımızı gölgeleyecek yöntemlerle cevap vermeden, onun güçlü tahriklerine kapılmadan yola devam etmek gerekirken.

PKK bu muhasebeyi yapmıştır illa, ben bilemem. Ancak bu taraf oluşun yarattığı etkiyi bilebilirim herkes gibi. HDP'nin seçim sürecinde yarattığı sempatiyi alıp götürdüğünü, PKK'yi ve şahsında Kürtleri ve giderek HDP'yi silaha sarılmak noktasında devletle aynı kefeye koyan bir anlayışı desteklediğini ve PKK saldırıları devam ederse yahut PKK’ye yüklenecek kimi provokatif eylemlerle, yaratılan meşruiyet alanının yok olacağını, bu çatışma ortamının demokratik alan çalışmalarını bitireceğini, Kürtlere yönelik her tür baskıyı devleştireceğini, ırkçı düşünceye prim kazandıracağını bilebilirim. 

Bu kadar laf edince naçizane önerimi de sunmalıyım sanırım. Zannımca bu aşamada yani siyasiler, çözüm süreci henüz bitmemeli derken yapılması gereken; devletse devlete, AKP'yse AKP'ye kaos yaratma ve bundan nemalanma ölülerimizin üzerine basarak yükselme fırsatını vermemek. “Savaş istiyorsan al sana savaş!” diyerek işlerini kolaylaştırmamak. Barış taleplerinin halihazırda toplumda genel kabul gördüğü, son saldırganlık halinin AKP marifeti olduğununun bilindiği bu noktada, barış talebine daha sıkı sarılıp demokratik, sivil bir yaşamı örgütlemek, tek taraflı da olsa ateşkes ilan ederek savunma hattında kalıp, iktidarı elindeki silahla baş başa bırakmayı, yalnızlaştırmayı ve dahi güçsüzleştirmeyi başarabilmek olmalı.