Türkiye’de işçiyseniz bir kütlesiniz demektir. Bir yığın olamayacak kadar anlamsızsınızdır. Bir hacminizin olduğunu dahi ispatlayamayacak kadar yok sayılma eşiğindesinizdir. Yer altında kepçelerle ölü bedenlerinizi çıkarmanın olağanlığında bir devlet vatandaşısınızdır Türkiye’de işçiyseniz. Hak etmeyen, geri, deklase ve dünyaya gelmiş ama hayatı hak etmeyen, kaderi olan kölece çalışmayı gerçekleştirerek en iyisinden yok sayılarak işkenceden kurtulmayı başarabilensinizdir. Patronun işçinin efendisi, sahibi, tecavüzcüsü ve tanrısı olduğu gerçeği Türkiye’de işçi olmanın tanımıdır. Patronunuz ağzından tükürükler saçarak konuşabilir sizinle. Sizi azarlayabilir. Size taciz yapabilir, tecavüz de edebilir. Ne de olsa, Türkiye’de patron olmak, işçileri mülkiyet görüp onların sahipliğini yapmaktır.
İşçilik mülkiyetin nesnesi olmak mıdır?
İşçilik insan olmaktan çıkmak mıdır?
Neden işçilik denen bir kavram vardır?
İnsanlık kavramının doğru tanımını ancak insanlık tarihinin gerçek yaratıcıları yapabilir. Ki bunlar da demokratik uygarlık güçleridir. Kapitalist uygarlık güçlerinin insan tanımı yoktur aslında. Çünkü kapitalist uygarlığın her eylemi, insanı insanlıktan uzaklaştırma eylemidir. Toplumun sınıflara ayrılması topluma yapılan en büyük saldırıdır. Çünkü toplumu parçalamak, toplumu yok etmeye çalışmak demektir. İnsanlık tarihinden söz edilirken toplumdaki ilk parçalanmanın köleleştirmeyi yaratmakla başladığı söylenir. Oysa Sümer rahip devletiyle başlayan bu parçalanmada toplumda köleler değil sistem için çalışan alt sınıf olarak bilinen aslında sistemin işçileri vardır. Tabi o zamandan bu zamana işçi sınıfı giderek büyüdü. Rahiplerin zigguratlarını inşa etmeye devam etti. Her iktidarın yükselmesi onun omuzları, kanları ve emekleri üzerinden oldu. Toplumlar tarihi boyunca bir anlamıyla ne var oldu ne de yok oldu.
Emek özgürse kutsaldır
İşçi sınıfının yeniden tanımlanarak sistem karşıtı bir pozisyon kazanması Marksist teoriyle başladı diyebiliriz. Bu durum işçi sınıfı için yok oluştan varoluşa geçiş olarak da adlandırılabilir. İktidarları yükselten bir işçilik kavramı yerine, kendisinin ve toplumunun yaşamını emeğiyle inşa eden birey kavramı özgürlük mücadeleleri açısından temel bir doğrultu olmalıdır. Çünkü ötesi sınıflaşmayı derinleştirme, diğer anlamıyla parçalanmayı sürdürmek, derinleştirmek ve bu yolla iktidarcı sistemlere hizmet etmek olur.
Emek ancak özgürse kutsaldır. Özgür emek, toplumsal bir karşılığı olan emektir. Verilen emeklerin toplumsal bir karşılığı yoksa özgürlükten bahsedilemez ve insanı özgürleştirmeyen her emek insanı köleliğe götürür. Bunun en yaygın ve güncel örneklerini Türkiye’de görmek mümkündür.
İşçilerin insan olarak dahi görülmediği, ölümlerine ağlamanın dahi işkenceyle karşılandığı, işçi katliamlarının en fazla, en sık ve en kolay bir şekilde gerçekleşmesine rağmen bunun karşısında en tedbirsiz kalındığı ve en fazla bu durumlara karşı konulamadığı Türkiye devletinde işçi olmak, köle olmaktan daha geri, daha insanlık dışı, daha yaşam dışı bir durumdur.
İşçilik, Sümer rahip devletinin inşasında yaratılan bir sınıf olmasına ve aynı amaçla bugüne kadar var kılınmasına rağmen Türkiye’de ve özellikle de AKP iktidarı döneminde rahip devletini geride bırakan uygulamalarla insanlar bu iktidarın harcı haline getirilmiştir.
En fazla işçi katliamı AKP hükümeti döneminde oldu. En fazla işçiler AKP iktidarı döneminde öldürüldü. En fazla işçi AKP döneminde katledilmesine rağmen ölümleri dahi yok sayıldı ve bunu dillendiren işçi ailelerine saldırıldı. Toplum en fazla bu dönemde işçileştirme ve işçileştirilenler üzerinden topluma baskı yapma yöntemleriyle mağdur edildi.
Kapitalist sistemin toplumu parçalayarak her gün her parça üzerinden yeni sektörler yaratması, sistemin varlık koşuludur. Toplum, aile, ilişkiler ve her tür duyumsama parçalanarak bu parçalar üzerinden işçilikler adı altında sömürü alanları yaratılıyor. Tabi ki nesneler dediğimiz doğa parçaları bu saldırıya öncelikle ve en fazla uğrayanlar oluyor. Bir bütün olarak evrensel bütünlük parçalanıyor ve bu parçalılık giderek derinleştiriliyor.
Yaşam işçileri hakikat yolunu seçti
Katliamlarla anılan işçi bayramının yeni bir yıldönümüne daha yaklaşıyoruz. İşçiliğin Türkiye ve Kürdistan’da tanımı ve anlamı birebir aynı değildir. Bir döneme kadar Kürdistan toplumu bir bütün olarak hain işbirlikçiler ve sömürülenler olarak ayrılmaktaydı. Partiya Karkerên Kurdistan (Kürdistan İşçi Partisi) adıyla mücadeleye başlayan Türkiyeli ve Kürdistanlı öncü gençler, Kürdistan’ın insanlığın Ortadoğu’nun öncü gücü olacağı öngörüsüyle yürüyüşüne başladı. Öncü partinin emek mücadelesi perspektifiyle yola çıkması, ezilen sınıfların özgürleşme mücadelesinin esas alındığını da gösteriyor.
Bu başlangıç kişisel değil, tekil ya da bedensel değildi. Toplumsal, anlamsal ve tarihsel olan bu yürüyüşte, proletarya diktatörlüğünden Kürdistanlı anlamına karkêrên jiyanê (yaşam işçisi) olma hakikatiyle ulaştı. Yaşam işçileri olmak ve yaşamı yaratmak, yok oluşun eşiğindeki bir toplumu uçurumdan döndürmek kadar yeni yaşamı inşa etmek de bu hakikatin eylemlerinden oldu. Böylece sözler yeni anlamlar yüklenerek, kendi gerçek anlamlarına kavuştu. Kır, köy, kent işçileri, yaşam işçileri, anlam işçileri olmak, Kürdistan gerçeğini dünya hakikatiyle buluşturmanın tek yolu oldu. PKK çatısı altında sosyalist mücadele öncülüğü, Kürdistan ve Türkiye devrimi perspektifiyle mücadeleye başladı. Son iki yıllık yürütülen mücadele de bu mücadeleyi Ortadoğululaştırmış, dünyalılaştırmıştır. Bu evrenselleşmenin anlamı, PKK’nin insanlığın Kürdistan kolunun öncüsü olduğudur. PKK bu mücadele dinamiğiyle kendini yenileyerek süreklileşen bir direniş gücü haline gelmiştir. Mücadele bugün demokratik sosyalizm hedefiyle sürmektedir. Demokratik sosyalizm yolunu Mayıs coşkusuyla karşılıyoruz.
Mayıs ayının devrimci coşkusu toplumun tüm kesimlerine, tüm bireylere yeni görevler de yüklemektedir. Bu coşku, işçiliğe dayatılan ölüm sınırı, yaşamları reddetmekle emeği özgürleştirme mücadelesini yükseltmekle anlam kazanacaktır. 7 Haziran seçimlerine doğru gittiğimiz bu süreçte özgürlük isteyen ve sosyalizmin toplumun yaşayacağı tek yaşam biçimi olduğuna inanan herkes kendini sorumlu görmelidir. Ve herkes HDP’nin yeni yaşam projesini yaşamak için Mayıs ayının devrimci mücadele coşkusunu seçimlerde göstermeli, bu seçimlerin başarısı için çalışmalıdır.
* Bu arada gazete ilanlarından Aram Yayınlarından İlhami Çınar arkadaşımızın Lilavlar Akacak adlı kitabının çıktığını öğrendik. Devamını diliyorum, imzalı kitaplarını bekliyorum...