Diyarbakır gösterisinden sonra hükümet öyle bir algı yaratıyor ki; çözüm için her şey tamam, bir tek engel PKK. PKK evet derse, her şey üç ayda çözülür.

Medya ve Tv ekranlarında, sağlı, sollu “tarihi buluşma” haber ve yorumlarından geçilmiyor. Erdoğan’a övgüler dizen karma Türk-Kürt korosu PKK’ye, BDP’ye akıl veriyor. Yetmiyor, yeniden hep birlikte BDP’ye saldırıp itibarsızlaştırmak istiyorlar. Son 9-10 aya bakalım, kimin barış istediği, kimin istemediğini vicdan sahibi herkes görecektir.
Diyarbakır gösterisiyle PKK ve Öcalan’ın barış yolunda attığı tarihi adımlar, AKP ve yandaşları tarafından gölgelenmek istenmektedir. Erdoğan’ın gösterisine “tarihi” demeleri de psikolojik harbin en alasıdır.
Gerçekten tarih mi, buluşma mı? Yoksa PKK karşıtı ittifak mı?
Olup bitenlere baktığımızda arka planında PKK karşıtı bir ittifak yaratılmak istendiği aşikar. Bunu sadece Diyarbakır gösterisinden tespit etmiyoruz. Daha önceki verilerde bunu fazlasıyla bize gösteriyor.
Son haftalarda Davutoğlu’nun yerinde durmamasının nedeni de tamamen budur. Ankara, PKK karşıtı bir ittifak hattı kurmak istiyor. Bu amaçla Davutoğlu durmadan Hewlêr, Washington arasında gidip geliyor. Daha düne kadar “şer” eksenine koydukları Bağdat ve Tahran’a gidip, “Yeni sayfa açtık” diyebiliyorlar. Herhalde yeni sayfayı ‘Kürtlerin haklarını verelim’ diye açmıyor. PKK karşıtı ittifakı örgütlemek için açıyor. Bunun içinde daha dün tükürdüğünü yalamaktan sıkılmıyor, yüzü kızarmıyor.
2006 yılından beri 14 ayrı ülkeyle kurduğu ‘Yüksek düzeyi stratejik işbirliği’ konseptinin temelinde de bu kirli ittifakın olduğu sır değil. Bir zamanlar Suriye’de bunun içindeydi. Hatta Halep’te ortak bakanlar kurulu toplantıları bile yapılmış, PKK’ye karşı Adana mutabakatını güncellemişlerdi.
Hem devletlerarası yapılan diplomasi, hem de Diyarbakır gösterisinin temelinde Rojava devrimi bulunmaktadır. Dolayısıyla başbakanın Diyarbakır’da belediyeyi ziyaret etmesi, “Kürdistan” demesi, 1920’li yılların ruhuna atıfta bulunması, “cezaevlerini boşaltacağız, dağdakilerini indireceğiz” açıklamaları, PKK ve Rojava karşıtı bir ittifak olmadığının kanıtı değil.
Eğer böyle olmasaydı Diyarbakır’a Salih Muslim, BDP eşbaşkanları, DTK eşbaşkanları davet edilir, aynı sahneye çıkılır çözüm için nasıl bir ortak yol izleyeceklerinin programı açıklanırdı. Abdullah Öcalan’la müzakerelerin başlatılacağı, Kürtlerin haklarının yasal ve anayasal güvenceye alınacağı açıklanırdı.
Yine, hasta tutsakların, rehine tutulan Kürt siyasetçilerinin hemen serbest bırakılacağını söylerdi. Karakol, baraj yapımlarını durduklarını, Rojava sınırına duvar örmeyeceklerini söylerdi. Bundan böyle Rojava’da halkın üzerine saldırttığı çeteleri desteklemeyeceklerini, Rojava’daki halkın iradesini tanıyacaklarını açıklardı.
Ancak bunlar olmamış, Erdoğan her zaman olduğu gibi zaman kazanmak için şiir okumuş, zihinleri bulandırmak adına toplumun hoşuna gidecek birkaç lafla yetinmiştir. Hatta TRT 6 örneğinde olduğu gibi Kürtlerin bedel ödeyerek sahip oldukları kazanımları, Kürtlere karşı savaş aracı haline dönüştürmekten de geri durmamıştır.
Kürtler laf değil, adım bekliyor. Aynı Erdoğan 2005 yılında da Amed’de bol keseden konuşmuştu, ardından Kürtlere karşı savaş yasaları çıkarttı ve nihayetinde 2011 yılında özgürlük hareketine karşı Sri Lanka modelini uygulamaya girişti. Ne var ki başarılı olamadı.
Sonuç olarak "Osmanlı’da oyun bitmez" hesabı AKP ve işbirlikçileri yeni oyunlarla Kürtlerin özgürlük talebini bastıracağını sanıyorlar. Bu komik müsamereden ‘tarihi an’, ‘milat’ çıkartmaya çalışanlar; AKP ile KDP’nin, Rojava, PKK karşıtlığı üzerinden hangi gizli anlaşmalar yaptıklarını, BDP’ye karşı nasıl bir parti kuracaklarını da açıklamak zorundalar. Bilmeliler ki gerçekler hiç zaman gizli kalmaz.
Şimdi böyle bir niyetlerinin olmadığını çıkar çevrelerinin dışında kim söyleyebilir? Her şeyden önce ciddi olmak gerekiyor. Çünkü samimiyetin ölçüsü bu hükümetin Rojava’ya, Öcalan’a, gerillaya, hapiste tutulan on binlerce Kürt siyasi rehinesine yaklaşımıdır.
Gerisi laf-u güzaftır.