
Ahmet Davutoğlu, Medya Savunma Alanları'na yönelik hava saldırılarından önce Mesud Barzani ile görüştüğünü; Mesud Barzani’nin "Türkiye'nin saldırı gerekçelerini haklı bulduğunu” söylediğini kamuoyuna açıkladı.KDP ile Türkiye'nin sıkı ilişkileri dikkate alındığında, her ikisinin de PKK'ye karşı düşmanca yaklaşım içinde bulunduğu düşünüldüğünde Barzani’nin böyle söyleyeceği yadırganacak bir durum değildir. AKP, Türkiye'nin Kürt düşmanı politikası nedeniyle tüm PKK karşıtlarıyla ittifak içine girmektedir. Nasıl ki IŞİD ile bu nedenle ittifak içine girmişse KDP ile de aynı nedenle yıllardır ittifak yürütmektedir. AKP-KDP ilişkisinin esas nedeni budur. AKP’nin PKK düşmanlığı Kürt düşmanlığından ileri gelirken, KDP'nin PKK karşıtlığı ise PKK'nin Kürtler içinde en etkin örgüt olmasından dolayıdır. KDP, PKK'ye yaklaşımından dolayı Kürt düşmanı Türkiye ve onun yeni kültürel soykırımcı AKP iktidarı ile sıkı ilişki içindedir. KDP açıkça AKP iktidarıyla sıkı ilişki kurup, bu temelde PKK'ye karşı ortak karşıt politika izleyerek Kürdistan tarihine daha şimdiden çok olumsuz biçimde geçmiş bulunmaktadır.
IŞİD’le çok sıkı ilişki içindeyken, IŞİD’i Kürt halkına karşı desteklerken AKP'ye hiçbir şey diyemeyen KDP, AKP Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldırdığında olumlu görüyorsa bu ilişki gerçekten de çok kirli ilişkidir. IŞİD Kürt halkına saldırırken AKP ile sıcak ilişki içinde olmak aslında IŞİD’e hizmet etmektir. Nitekim birçok siyasi yorumcu şimdiye kadar Ortadoğu'da Türkiye IŞİD’in ve KDP'nin siyasi ittifak içinde olduğunu söylemiştir. KDP'nin PKK karşıtı politikaları nedeniyle nasıl ki AKP ile ilişki içindeyse, benzer bir yaklaşımdan dolayı IŞİD’e karşı gerekli bir tavrı göstermediği bilinmektedir. PKK ile ulusal politikalar çerçevesinde ortak davranması gerekirken, tüm siyasi ilişkilerini PKK'yi zayıflatmak üzerinden kurması KDP'yi Kürt düşmanlarıyla ilişki içinde olan bir siyasi güç konumuna getirmiş bulunmaktadır. Dikkat edilirse aynı zamana denk gelecek biçimde Rojava sınırına KDP ve Türkiye hendekler kazmaktadır. Kuşatma ve ambargo altında tutulan Rojava’yı daha sıkı bir kuşatma ve ambargo içinde tutmak ve sıkboğaz etme hesabı içindedirler. Bunun Kürt düşmanlığı olduğu açıktır. KDP bir taraftan Rojava’da kendine bağlı partilerin etkin olmasını isterken, diğer taraftan Rojava Devrimi düşmanlarıyla böyle bir ilişki içindedir. KDP'nin siyasetini hiçbir Kürt anlamamaktadır, anlamlandırmak mümkün değildir.
KDP tarihi bir gaflet içinde
Mevcut durumda Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yürüttüğü savaşta KDP de ortaktır. KDP de şu anda dolaylı olarak PKK'ye karşı savaş yürütmektedir. PKK'ye yönelik her saldırıyı teşvik etmekte ve cesaretlendirmektedir. PKK'nin Kürt halkı için anlamı düşünüldüğünde KDP'nin tarihsel olarak nasıl bir Kürt karşıtı haline geldiğini ortaya koymaktadır.
AKP'nin Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik saldırısı esas olarak Kürtleri soykırıma uğratmak için PKK'yi tasfiye etme saldırısı olarak gerçekleştirilmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi'ne ya teslim olacaksın ya da imha saldırısıyla karşılaşacaksın denilmektedir. Bu iki seçenek de Kürtler için ölüm anlamına gelmektedir. İşte KDP Kürtlere ölümü dayatan bir politikanın parçası ve destekleyicisi konumundadır. KDP tarihi bir gaflet içindedir. Eğer PKK'nin tasfiyesi gerçekleşirse bu büyük bir ihanet olarak tarihe geçecektir. Çünkü PKK'nin tasfiyesi Kürt’ün tasfiyesi demektir. Güney Kürdistan’ın da tasfiyesi demektir. Ya da bu küçük Kürdistan parçası üzerinden diğer Kürdistan parçalarının tasfiyesi demektir. KDP işte böyle bir ihanet ortaya çıkaracak bir politika içindedir. KDP'nin PKK düşmanlığı nedeniyle AKP'nin saldırılarına destek vermesi tabii ki kabul edilemez. Ama mantığı bilinmektedir. Ancak Türk devletinin uçak saldırıları ve top atışlarıyla Güney Kürdistan’ın coğrafyasını tümüyle yakması karşısında sesinin çıkmaması vatanın da KDP için ne anlama geldiğini ortaya koymaktadır. Sadece ormanların yakılmasına ses çıkarılmaması bile AKP ve KDP’nin Kürt halkına karşı suç ortaklığını gözler önüne sermektedir.
KDP kendisini de böyle bir ihanetçi konuma düşürecek bir politika izlerken, Kürt Özgürlük Hareketi KDP'yi de böyle bir konumdan kurtaracak direniş içinde olacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi'nin direnişi KDP'yi böyle bir duruma düşürmekten kurtaracaktır. PKK direnerek tasfiyeye izin vermeyecek, direnişiyle Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla PKK'nin direnişi aynı zamanda KDP'yi de kurtarma direnişidir.
KDP Kürt savaşına sürükleniyor
KDP ve Mesud Barzani böyle kötü bir politika izlerken, ne Meclis’i ne de koalisyon ortaklarının iznini almaktadır. Nasıl ki Tayyip Erdoğan ve AKP kendilerinde bulunmayan bir yetkiyi kullanarak halkın iradesine karşı çıkarken, aynı şeyi KDP ve Barzani de yapmaktadır. Güney Kürdistan halkı AKP'nin Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik yaptığı saldırıya karşı çıkarken, Mesud Barzani’nin desteklemesi, halkın iradesini çiğneme olmaktadır. Bu yönüyle Mesud Barzani ile Tayyip Erdoğan’ın siyaset yapma tarzı birbirine çok yakındır. Ancak bu ilişkide Tayyip Erdoğan ve AKP aldatan, Barzani ve KDP ise aldatılan pozisyondadır.
AKP sadece Bakurê Kurdistan’a değil, tüm Kürdistan parçalarına düşmandır. Bunu Rojava Devrimi'ne düşmanlığından açıkça gördük. Ancak şu anda güçlü hareket olan PKK çizgisi olduğundan, PKK'yi temel hedef yapmış durumdadır. PKK hedefini devre dışı bırakırsa ertesi gün sıra Güney Kürdistan’a gelecektir. Türkiye tüm Kürt düşmanlarıyla birleşip ya Güney Kürdistan'ı boğacaktır ya da bir iki şehirde varlığı sınırlanmış Güney Kürdistan üzerinden tüm Kürdistan parçalarının ortadan kaldırılması politikası devreye konulacaktır. Türkiye'de Kürt sorunu çözülmediği müddetçe diğer parçalara yaklaşım da değişmeyecektir. Bunu anlamamak aptallıktır ya da devekuşu gibi kafayı kuma gömmektir. Şu anda KDP'nin konumu bu durumdadır.
KDP AKP ile bu ilişki biçimini sürdürürse 1990’lı yıllarda Kürt halkına karşı kirli savaş döneminde olduğu gibi Türk devletiyle birlikte PKK'ye karşı savaş bile yürütebilir. Zaten son zamanlarda KDP'nin Özgürlük Hareketi'ne yönelik izlediği politikalar KDP'nin adım adım bu noktaya doğru gittiğini göstermektedir. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi sabırlı ve soğukkanlı olmasaydı KDP'nin politikaları her an çatışma çıkaracak durumdadır. Herhalde Mesud Barzani’nin Ahmet Davutoğlu’na söylediklerini herhangi bir siyasi güç KDP'ye yönelik söyleseydi derhal savaş çıkartırlardı.
Bu kirli ilişki meşrulaştırılamaz
KDP'nin bu politikasını önleyecek olan tek güç, başta Güney Kürdistan halkı olmak üzere tüm Kürt kamuoyudur. Güney Kürdistan KDP'nin bu gaflet politikasını durdurabilir; ulusal politika çizgisine çekebilir. Şu anda yapılması gereken en önemli şey, Güney Kürdistan halkının KDP ve AKP'nin kirli ilişkilerine karşı mücadele etmesidir. Çünkü KDP-AKP ilişkisi masum bir ekonomik ve diplomatik ilişki değildir; Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmeye yönelik kirli bir ilişkidir. AKP yıllardır Kürt karşıtı politikalarını KDP ilişkileriyle örtmektedir. Kürt düşmanı politikalarını KDP desteğini alarak yürütmektedir. AKP bu cesaretle de Kürt düşmanı politikalarını rahatlıkla sürdürmektedir. Böylece bir kısım Kürt’ü yanına alarak bir kısım Kürt’ün de kafasını karıştırarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı saldırı politikalarını pratikleştirmektedir.
AKP-KDP ittifakı Kürt tarihinin en kirli ilişkisi olarak tarihe geçecektir. Bu ilişkinin tek hedefi vardır, başta Bakur’da olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi'nin geliştirdiği mücadeleyi engellemektir. Kürt tarihinin en büyük Özgürlük Hareketi KDP üzerinden boğulmak istenmektedir. Hiç kimse bu kirli ilişkiyi şöyle ya da böyle meşrulaştıramaz ve normal bir ilişkiymiş gibi gösteremez. Bu kirli ilişki tarihe, en kötü Kürt karşıtı ilişki olarak geçecektir. Bu ilişkiye alet olanlar da bu ilişki içine girenler gibi tarihe Kürt halkının mücadelesine karşı kullanılan kişiler olarak geçecektir. Bu nedenle KDP de bu ilişkiyi meşrulaştıran kişiler de bir daha bu ilişkiyi sorgulamalı ve kendilerini bu olumsuz pozisyondan çıkarmalıdırlar.