Görüşme KCK yürütme konseyi üyesi Mustafa Karasu, Kürt siyasetçi Sabri Ok, MİT müsteşarı Hakan Fidan, MİT müsteşar yardımcısı Afet Güneş arasında yapılıyor. Kaset ortaya çıktıktan birkaç gün sonra hükümet, PKK ve MİT görüşmeyi doğrulandı.
PKK ve Hükümet kaset kaydının internete düşmesinin kendileriyle bir ilgisi olmadığını açıkladılar. Geçen hafta yazmış olduğum yazıda bir olasılık olarak kasetin hükümet ve PKK dışında olası barışı istemeyen ve barışa giden yolda olası bir Oslo görüşmesini engellemek isteyen bazı çevrelerce yapılma ihtimalini gündeme getirmiştim. Yaygın olarak birçok kişi ve çevre bu görüşü paylaşıyor. Kasetin basına sızdırılması üzerine yapılan iki farklı görüş daha var. Kasetin basına servis edilmesi hakkında hem akademik çevrelerde hem sokağın siyaset kulislerinde konuşulan iki iddiayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
1-) Kaseti PKK basına servis etti. Bu iddiayı dile getirenlerin görüşü şudur; PKK bu kaseti basına sızdırarak hükümete şantaj yapıyor. PKK hükümete demek istiyor ki ‘eğer sen operasyonları durdurmaz, baskıyı azaltmazsan başka kasetlerde servis ederim’, ki bu hükümetin sonu olacak. PKK kaseti servis ederek hükümet üzerinde caydırıcı olmak istiyor. Yine bu kaset ile PKK bugün milliyetçi bir dile sarılan ve 90’lı yılları aratmayan baskı, operasyon ve tutuklamalar ile sonuç arayan hükümetin Kürt sorunundaki inkarcı ve manipülatif tavrını ortaya koydu. PKK’nin bu kaset ile güttüğü bir başka amaçta kamuoyu nezdinde meşruluğunu göstermek ve pazarlıktaki konumunu güçlendirmektir.
2-) Kaseti MİT basına servis etti. Bu iddiayı dile getirenlerin görüşü şudur; hükümet bu kaset ile ‘Kürt sorununun çözümü için görüşme ve diyalog dahil bütün yolları denedim ama PKK ve Kürt tarafı yanaşmadı. Benim şiddet ve baskı aracını devreye sokmak dışında bir alternatifim yok’. Hükümet bu yolla hem Türkiye kamuoyuna hem dünyaya Kürt sorununun çözümü için elinden geleni yaptığını göstermek istiyor. Hükümet kamuoyunu bu yönde manipüle ettikten sonra kapsamlı bir imha saldırısı yapacak. Hükümet hesabına göre yapılacak kapsamlı iç dış saldırılara kamuoyu tepkisi sınırlandıracağını ve Sri Lanka türü bir imha politikasına destek bulmayı hesaplıyor.
Kasetin İsrail’in işi olduğunu dile getirenler olduğu gibi Oslo görüşmesine koordinatör ülke olarak katılanların işi olduğunu iddia edenler de var. Bu iddia da bulunanlar ilgili koordinatör ülkenin Erdoğan hükümetini olası savaş bataklığından kurtarmak için böylesi bir yola başvurduğunu söylüyorlar.
Kaseti kim hangi hesapla basına sızdırdıysa ortada bir geçek var ki oda kasetin diyalog için bir fırsat yaratmış olmasıdır. Hükümet ve kimi çevrelerin muhatapsızlık bahaneleri ortadan kalkmıştır. Şu çok açık ki muhataplar bir kere daha aleni olmuştur. Görüşmenin bu bakımdan basına sızmış olması önemlidir. Kaset bu bakımdan yeni bir Oslo’ya zemin olabilir. Kasetin ortaya koyduğu bir diğer geçekte şudur: demokratik barışçıl bir çözümün önündeki temel engel isteksizlik, özensiz dil ve kışkırtılmış savaş dilidir. Başbakanlık ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüşme esnasında kullandığı uzlaşıcı ve yapıcı dili bu açıdan önemlidir. Bu dil oy hesaplarına ve günlük popülist siyaset tuzaklarına gelemeyen dildir. Barış ve çözüm Hakan Fidan ve Mustafa Karasu’nun Oslo görüşmesindeki yapıcı ve özenli dili olabilir. Barış ancak saygı ile yaklaşıldığında olur.
Kasetin ne amaçla ve kimler tarafından servis edildiği üzerindeki tartışmam hiç kuşkusuz devam edecektir. Gözlüğümüzü çıkartıp yeniden bakmak ufkumuzu açabilir… Hiç kuşku yok ki kasete dair tüm iddiaların doğru bir yanı da vardır…