
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, AKP’nin Öcalan’ın hazırladığı yol haritasını kabul etmeyip kendi tasfiye politikasını dayatmaya devam ettiğini belirterek, ısrarla tek bir somut adım atmadan utanmadan ve sıkılmadan PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakmasını gündeme koyduğunu söyledi. “PKK niye silah bıraksın? Sen ne yaptın da PKK silah bırakacak?” diye soran Hozat, ekledi: “PKK’nin silahlı mücadeleden vazgeçmesini bu kadar istiyorsan o zaman 10 maddeyi müzakere ederek kabul et, tüm bu konularda somut adım at, yasal ve anayasal düzenlemelere git, Önder Apo’yu serbest bırak. Ve işte o zaman PKK silah bırakmayı kongresini toplayarak tartışabilir…”
Koma Civakên Kurdistan(KCK) Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, sürece ilişkin ANF’nin sorularını cevapladı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 15 Şubat tarihine kadar müzakere aşamasına geçilmesi ve bazı somut adımların atılması gerektiğini ifade etmişti. Fakat bu tarih dolmasına karşın müzakere aşamasına geçilmedi. AKP ne yapmaya çalışıyor?
AKP, Kürtleri, demokratik çevreleri ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni aldatmanın çabası içerisindedir. Seçime kadar oyun ve hilelerle süreci götürmeyi hedefliyor. Şu anda bütün amacı çatışmasızlık durumunu sürdürerek ve toplumda çözüm beklentisi yaratarak seçimleri kazanmaktır. Her şeyini seçimleri kazanmaya odaklamış durumda. Erdoğan’ın ifadesiyle 400 milletvekilini Meclis’e koyarsa anayasayı değiştirebileceğini ve hegemonyasını tam olarak tesis edebileceğini hesaplıyor. Böylece Türkiye’ye başkanlık sistemini getirecek, Erdoğan başkan olacak ve rejimi değiştirecektir. AKP’nin bütün amacı ve derdi budur. AKP’nin Kürt sorununu çözme ve Türkiye’yi demokratikleştirme gibi bir niyeti ve çabası yoktur. AKP adeta Kürt sorununu amacına ulaşmada bir araç olarak kullanıyor ve dolayısıyla İmralı görüşmelerini de araçsallaştırıyor. AKP için ‘çözüm söylemi’ amacına ulaşmada politik bir araçtır. AKP’nin şimdiye kadar geliştirdiği tüm yaklaşımlar ve politikalar taktikseldir, biçimseldir. İşin özüne inmiyor. AKP hâlâ tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek dil ve tek din anlayışından tek bir milim dahi geri adım atmış değildir.
AKP’nin zihniyetinde ve anlayışında Kürtleri bir halk olarak kabul etme ve haklarını tanıma yoktur. AKP Kürt sorununu bireysel insan hakları çerçevesinde ele alıyor ve neoliberal kapitalist bir anlayışla kendince bu sorunu çözmeye çalışıyor. O yüzden müzakereyi kabul etmiyor ve müzakereye oturmuyor. Müzakereye oturması demek Kürtleri bir halk olarak kabul etmesi demektir. Başbakan Davutoğlu’nun ‘‘Çözüm süreci mekanik bir müzakere süreci değildir’’ demesinin altında yatan gerçeklik budur. Bu ifade müzakere yapmama tutumudur ve bu konuda bir karar beyanıdır. AKP’nin de çözüm anlayışını çok çarpıcı bir biçimde ortaya koyması bakımından dikkatle üzerinde durulması gereken bir ifadedir.
AKP’nin Kürt sorununun çözümünden anladığı şey; Kürde Kürt diyerek tasfiye etmektir. İşine geldiği zaman bir iki kelime Kürtçe konuşarak Kürtleri aldatıp kendi gerçeğini gizleyerek Kürtlerin canına okumaktır.
Hatırlanırsa aylar öncesinde AKP’nin Kürt sorununun çözümüne dönük hazırladığı bir yol haritası gündeme girdi. O zaman Türk basını AKP yol haritası hazırladı, Kürt sorununu birkaç ay içinde çözecek söylemleriyle kıyametleri kopardı. Yol haritası dedikleri metin bizim de elimize geçti. Biz metni görünce ilk değerlendirmemiz bu bir tasfiye planıdır biçiminde olmuştu. Gerçekten de öyleydi. Kendisi tek bir adım atmadan PKK’nin silah bırakmasını istiyordu. Bu işi de en geç Mart’a ve Nisan’a kadar bitirmeyi hedefliyordu. Biz AKP’nin bu yol haritasını reddettik.
Öcalan sonra mı yeni bir yol haritası hazırladı?
Önder Apo AKP’nin bir tasfiye planı olan bu yol haritasına karşı yeni bir yol haritası hazırladı. Bu yol haritasında demokratik çözüm anlayışını ve yöntemini çok çarpıcı bir biçimde ortaya koydu. Kürt sorununun demokratik çözümünü 10 madde veya başlık üzerinde uzlaşma sağlama ve somut adım atma şartına bağladı. Bu maddelerde devlet ile bir uzlaşma sağlanırsa niyet beyanı temelinde yeni bir çağrı yapacağını belirtti. Yani müzakere olacak, izleme heyeti de bu müzakere sürecine katılacak, Meclis bünyesinde hakikatleri araştırma komisyonu kurulacak, 10 başlıkta uzlaşma sağlanacak ve ondan sonra Önderliğimiz Meclis’teki hakikat komisyonuna konuşacaktı. Devlet Kürt sorununun çözümünü yasal ve anayasal güvenceye bağladığı noktada Önderliğimiz PKK’nin kongresine bizzat kendisi fiili katılarak Kongre’de tarihi karar alınacaktı. 10 madde denilen şey de tamamen Kürt sorununun demokratik çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini öngören demokratik çözüm projeleridir.
Bu 10 maddeyi biraz açabilir misiniz?
Kısaca ifade edersek bu 10 başlıktan oluşan genel çerçeve şu biçimde özetlenebilir:
* 1- Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği.
* 2- Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması.
* 3- Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri.
* 4- Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar.
* 5- Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları.
* 6- Çözüm sürecinin yol açacağı yeni güvenlik yapısı.
* 7- Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri.
* 8- Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik ve eşit mekanizmaların güvenceleri.
* 9- Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması.
* 10- Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa.
Önderliğimizin yeni demokratik müzakere taslağı olarak ortaya koyduğu yeni yol haritası kaba hatlarıyla bu ana başlıkları kapsıyordu.
Kongre ne zaman gündeme gelecekti?
Bu 10 başlıkta devlet ve hükümet ile bir uzlaşma sağlanırsa ve somut adım atılırsa, yasal ve anayasal düzenlemelere gidilirse ikinci ve daha ileri bir aşama olarak Önderliğimizin fiili özgürlüğü ve kongre konuları o zaman gündeme gelecekti.
Peki bütün bunlara rağmen neden devlet/AKP tarafı silah bırakacaklar/bırakmıyorlar tartışmasını gündemleştirdi?
AKP Önderliğimizin hazırladığı bu yol haritasına uysaydı 15 Şubat’a kadar sorunun çözümünde son aşamaya çok rahatlıkla gelinebilirdi. Ancak AKP bu yol haritasını kabul etmedi ve kendi tasfiye politikasını dayatmaya devam etti. Israrla tek bir somut adım atmadan utanmadan ve sıkılmadan PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakmasını gündeme koydu. PKK niye silah bıraksın? Sen ne yaptın da PKK silah bırakacak? PKK’nin silahlı mücadeleden vazgeçmesini bu kadar istiyorsan o zaman 10 maddeyi müzakere ederek kabul et, tüm bu konularda somut adım at, yasal ve anayasal düzenlemelere git, Önder Apo’yu serbest bırak. Ve işte o zaman PKK silah bırakmayı kongresini toplayarak tartışabilir. Ortada hiçbir şey yokken, tasfiye ve soykırım siyaseti tüm şiddetiyle sürerken PKK’den böyle bir şey istemek çok alçakça bir tutum olduğu gibi Kürt sorununun derinliğini anlamamak ve PKK gerçeğini hiç kavramamak demektir.
Öcalan’ın silah bırakma çağrısı yok muydu?
Hayır. Önderliğimizin PKK’nin silah bırakmasına dönük herhangi bir yaklaşımı ve çağrısı yoktur. Bu tamamen AKP’nin ve yandaş medyasının geliştirdiği bir özel savaştır.
Öcalan ne diyordu?
Şunu dedi: Sürecin yumuşak ve sert güç kavramlarıyla ilişkisini, süreçte devlet, demokrasi ve iktidar ayrımının önemini, devletçi iktidarcı ve demokratik çözüm yöntemlerini devletle tartışmamız, müzakere etmemiz lazım. Müzakereyle sürecin yasal temelinin netlik kazanması lazım. Sürecin belirleyici yanı demokratik siyasettir. Diğer tüm hususlar demokratik siyasetle bağlantılı ele alınır. Süreçte temel kuram, kavram ve kurumların doğru ve yeterli tanımlanması şarttır. Tarafların ve üçüncü gözün izleme kurulunun meşruiyeti gereklidir. Süreçte eylemsizlik halinin doğru tanımlanması önemlidir. Ve sürecin sonunda varılan mutabakatın yazılı hale getirilmesi ve imzayla onanması temel kuraldır ve şarttır.
PKK’nin program değişikliği…
Önderliğimiz demokratik müzakere için çok önemli ve gerçekten hem Kürt sorununun çözümünü ve bağlantılı olarak Türkiye’nin de demokratikleşmesini hedefleyen çok önemli bir çözüm çerçevesi ortaya koydu. Bu çözüm haritası devlet ve hükümet tarafından da kabul edilip uygulanırsa Meclis’te kurulacak hakikat komisyonuna konuşacağını ve PKK kongresine katılarak gerekli program değişikliğini tartışacağını ifade etti ve dediğim gibi ancak 10 madde temelinde devletle, hükümetle sağlanacak bir uzlaşmanın bu süreci mümkün kılacağını ifade etti.
Başka tespitleri var mıydı?
Şu önemli tespitlerde bulundu: Aşırı militarizasyon faşizmdir. Militarizasyondan ideolojik ve kurumsal arınmak gerekir. Sivil toplumun faziletine inanmak ve bilinç geliştirmek gerekir. Sivil toplumu geliştirmek demokratikleşme açısından esastır. Barış ve demokratik çözüm süreci kültürel çoğulculuğu ve özgürlüğü sağlamalıdır. Kültür esas olarak dil, din, tarih ve eğitim konularında ifade ve örgütlenme özgürlüğü olarak anlaşılmalı, anayasal ve yasal güvenceye, kurumlaşmaya kavuşmalıdır.
Siz de bütün bunları kabul ettiniz?
Önderliğimizin çözüm yaklaşımı son derece açık ve nettir. Biz de Hareket olarak Önderliğimizin bu çözüm yaklaşımını ve geliştirdiği demokratik müzakere çözüm taslağını harfiyen kabul ediyor ve devletin somut adım atması durumunda uygulama iradesini ortaya koyuyoruz. Bu konuda zaten yaklaşımımızı pek çok defa kamuoyuna açıklamıştık. Sorun Önderliğimizin ve Hareketin yaklaşımında değildir, sorun AKP’nin zihniyetinde ve anlayışındadır.
AKP çözüm istemiyor mu?
AKP’nin bir çözüm niyeti ve politikası yoktur. Çok sıkışık ve zorda olduğu için şu anda ateşkes sürecinin devam etmesi işine geliyor. Yoksa AKP, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında savaş kararı aldı. Bu kararı seçime kadar gizlemeyi kararlaştırdı. Savaş kararından kastım kapsamlı askeri operasyonlar ve hava saldırılarıdır. Yoksa zaten AKP siyasi ve kültürel soykırım uygulamalarıyla, karakol-kalekol ve baraj yapımlarıyla savaşı çok yönlü bir biçimde sürdürüyor. Askeri olarak da saldırılarını çok geniş kapsamlı olmasa da sınır hatlarını, gerillanın eski noktalarını obüs toplarıyla ve kobralarla vurarak, yoğun keşif uçuşları gerçekleştirerek sürdürüyor. Yani AKP aslında savaşı hiç durdurmadı. Zaten Rojava’da da kapsamlı ve aktif bir savaş yürüttü.
Hükümet kanadından HDP heyeti ile görüşmeler yapan Başbakan Yardımcı Yalçın Akdoğan, “Kandil ayak diretiyor” diyor…
KCK, AKP’nin özel savaş yöntemini deşifre edip komplo ve hilelerini boşa çıkardığı için Yalçın Akdoğan ‘‘Kandil ayak diretiyor’’ dedi. AKP’nin işi gücü tuzak ve komplodur. Seçim öncesi bu süreçte tek amaçları HDP’ye seçim kaybettirmek, kendilerine de seçim kazandırmaktır. AKP tamamen oyun ve hile peşindedir. Kürt sorununu çözme ve müzakereye oturma gibi bir kaygısı yoktur. Acele etmelerinin sebebi seçime az bir süre kaldı ve çok sıkışıklar. AKP’yi bu zor durumdan kurtaracak tek şey Kürt sorunu ve süreç üzerinden yapacağı propaganda. Bu konuda dürüst yaklaşıp köklü çözüme yöneleceğine basit tüccar kurnazlıklarıyla herkesi oyuna getirmeye ve tuzağa düşürmeye çalışıyor. Böylece kendince PKK’yi istediği noktaya getirecek bununla oy toplamaya ve HDP’yi zayıflatmaya çalışacak. Önder Apo ve KCK, AKP’nin bu kirli politikasını bozduğu için heyeti İmralı’ya göndermiyor.
Heyeti İmralı’ya göndermiyorlar mı?
Göndermiyor. İmralı görüşmelerini de pazarlık konusu yapıyor. Nasıl ki hasta tutsakları pazarlık konusu yapıyorsa benzer biçimde HDP heyetinin İmralı’ya gidişini de pazarlık konusu yapıyor. Böyle çözüm mü olur? Bu yaklaşım bile AKP’nin ne kadar etik dışı ve alçakça bir yaklaşım ve tutum içinde olduğunu ortaya koyuyor. AKP süreci resmileştirmekten, müzakere mekanizması oluşturmaktan kaçınıyor. Çünkü zihniyeti ırkçıdır, milliyetçidir. Kürt sorununu müzakere etmeye ve demokratik yöntemle çözmeye milliyetçi zihniyeti ve anlayışı el vermiyor. O yüzden demokratik çözüme bir türlü karar da veremiyor. Sadece çıkarı için politik bir araç olarak kullanmak istiyor.
KCK ve HDP sözünü ettiğiniz 10 maddeye dikkat çekerken Başbakan Davutoğlu, “Kimse hükümete ev ödevi veremez” dedi ama sürecin kritik bir aşamaya geldiğini de belirtti. Bir yandan AKP süreçten halen umutlu olduğunu ifade ediyor. Neyi hedefliyorlar?
AKP aslında süreci bitirmiştir. Kürt sorununu müzakere etme kararını vermemekle süreci bitirmiştir. Bunu Davutoğlu çok açık ifade etti; ‘‘Çözüm süreci mekanik bir müzakere süreci değildir. Bir gönül seferberliğidir’’ dedi. Gördüğünüz gibi tam bir demogoji ve inkar. Bu ifadede büyük ve derin bir inkar-imha zihniyeti ve amacı vardır. Yüzyıldır sömürülen, ülkesi işgal edilmiş, her türlü hak ve özgürlükleri ayaklar altına alınmış, sistematik siyasi, kültürel ve askeri soykırıma tabi tutulmuş bir halkın tarihi bir sorununu bir gönül seferberliği olarak tanımlıyor Davutoğlu. Bu “Ben bu halkı tanımıyorum, iradesini ve kimliğini kabul etmiyorum. Tek bir hakkını vermiyorum. Ezmeye ve sömürmeye devam edeceğim. Bu cümleden bu anlamın dışında farklı bir anlam çıkmıyor. Yani bu cümleden demokratik çözüm ve müzakere çıkmıyor. Barış çıkmıyor. Davutoğlu’nun bu cümlesi savaşa ve şiddete çağrıdır. Bir savaş ilanıdır. Böyle anlamak lazım. Süreç bu açıdan kritik ve tehlikeli. Çünkü AKP’nin mevcut politikası tamamen savaş endekslidir. Uygulamaları da zaten bir savaş halidir.
“Silah bırakacaklar” hevesi niye?
AKP boşuna heveslenmesin. Kürt sorunu demokratik müzakere ile çözülmeden, Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı tüm hakları verilmeden, yerel demokrasi tüm boyutlarıyla hayata geçmeden ve Kürt kimliğini de tanıyan yeni demokratik bir anayasa yapılmadan, PKK asla silahlı mücadeleye son vermez. HPG-YJA STAR güçleri, hakları ve özgürlükleri elinden alınan Kürt halkının, halkların ve kadınların meşru savunma gücüdür. Bu haklar ve özgürlükler güvenceye alınmadan, Türkiye demokratikleşmeden PKK silahlı mücadeleye son vermez. PKK’nin silahlı mücadeleye son vermesinin tek şartı, Kürt halkının siyasi, kültürel, sosyal, ekonomik, güvenlik vb tüm haklarının ve özgürlüklerinin yasal ve anayasal düzenlemelerle güvenceye kavuşması, Türkiye’nin demokratik bir anayasa ile demokratik toplum ve demokratik cumhuriyete ulaşmasıdır. Tersi bir yaklaşım düşünülemez.
AKP yetkililerinin bir taraftan savaş çağrıları yaparken ve savaşırken diğer taraftan çözüm sürecinden bahsetmesi seçim sürecini kotarmanın çaresiz çırpınışlarıdır. AKP’nin çözüm dediği şey, seçimlere kadar çatışmasızlığın sürmesidir. Kalıcı ve köklü çözümden de anladığı tek şey, PKK’nin tasfiyesidir. AKP’nin ırkçı ve milliyetçi aklı ancak bu kadar çalışıyor.
AKP Hükümeti Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile müzakere sürecine geçmez ve somut adımlar atmazsa süreç nereye evrilecek?
AKP müzakereye ve çözüme gelmezse doğal olarak yaşanacak şey, çok daha kapsamlı ve derinlikli yeni bir savaştır. Bu savaş artık eski tarzda da olmaz. Eski savaş tarzı biraz klasik bir tarzdı ve geride kaldı. Çok fazla kırsal ağırlıklı bir savaş tarzıydı. Uygulama ve hareket alanı dardı, etkisi ve sonuçları sınırlıydı. Yeni savaş tarzı bu biçimde olmaz. Bir de tek yönlü olmaz. Halkla iç içe ve halkla birlikte olur. Yani devrimci halk savaşı olur. Yani artık bu devlet ve hükümet müzakereye ve çözüme gelmezse bu halk kendi kaderini kendisi tayin edecektir. Kürt halkı bunu sağlayacak güçte ve kudrettedir. Bu halk kendi demokratik sistemini kuracak ve savunacaktır. Onun bilinci, iradesi ve örgütlülüğü gelişmiştir.
Dünyanın ve bölgenin içinde bulunduğu bu kaos aralığı Kürt halkı için büyük imkan ve fırsatlar ortaya çıkarıyor. Kürt halkı bu kaos aralığına hazırlıklı girdi. Diyebilirim ki bölgenin içinde bulunduğu bu kaos sürecinde herkesin ve her gücün kafası çok karışıktır ve oldukça şaşkınlar. Çaresizler ve ne yapacağını çok fazla bilemiyorlar. Miadını doldurmuş politikaların ve planların dışında fazla bir siyaset ve çözüm üretemiyorlar. Türkiye’nin durumu bu konuda çok daha vahim bir noktadadır. Fakat Kürtler öyle değil. Kürtlerin kafası son derece açık ve nettir. Her olasılığa karşı çözüm projeleri ve uygulama iradeleri vardır. Alternatifsiz ve çözümsüz değildirler.
AKP iç güvenlik paketinde neden bu kadar ısrarlı?
İç güvenlik paketi AKP’nin kendi kendisine kurduğu bir tuzaktır. AKP iç güvenlik paketini kendince bir pazarlık konusu yapmaya çalışıyor. Sonuç alamazsa -ki alamaz- bu paketi çıkaracaklar ve Türkiye’yi açık bir cezaevine çevirecekler. Başını kaldıranı ezecekler, zindanlara kapatacaklar. Eline taş ve molotof alanı öldürecekler, çarmıha gerecekler. AKP iç güvenlik yasaları altı altında çıkardığı savaş ve işkence yasalarıyla Türkiye’yi ortaçağın engizisyon mahkemelerine çevirecek.
AKP ve medyası Kandil’in HDP’ye seçim tuzağı kurduğunu söylüyor…
AKP, HDP’ye tuzak kurmaya çalışıyor. Kesinlikle böyledir. AKP’nin kafası sadece tuzak ve komplolara çalışıyor. AKP, HDP’nin parti olarak seçime girmesinden çok rahatsız. Bu durumda demek ki HDP çok doğru bir noktadadır. Çünkü AKP’nin rahatsız olduğu şeyi mutlaka yapmak lazım. AKP rahatsız ise demek ki orada kesin bir doğruluk vardır. AKP’yi mutlu eden şeyler, AKP’nin çıkarına, herkesin zararına olan şeylerdir. HDP ve HDP’ye gönül verenler böyle yaklaşmalıdır.
AKP Osmanlı’nın padişahlık sistemini cilalayıp Türkiye halklarına sunmaya, dayatmaya çalışıyor. Erdoğan’ın kafasındaki Başkanlık modeli Kanuni Sultan Süleyman ya da Yavuz Sultan Selim portresidir. Bu seçimle bunu başarmak istiyor. Bu konuda amacına ulaşmak için tek engel olarak da HDP’yi görüyor. Çünkü Türkiye’de HDP’nin dışında başka bir alternatif yok. CHP zaten sağa kaydı ve sağcı bir partiye dönüştü, MHP’den fazla bir farkı kalmadı. Geriye tek alternatif güç HDP çatısı altında bir araya gelecek olan demokrasi güçleri kalıyor. AKP demokratik güç birliğinden çok korkuyor. O yüzden her gün sol-sosyalist güçleri, demokratik hareketleri ve kurumları, kadın örgütlerini aşağılıyor, sindirmeye ve bastırmaya çalışıyor.
Kandil HDP’ye tuzak kuruyor söylemleriyle kendisinin halklara kurduğu tuzağı gizlemeye ve üstünü örtmeye çalışıyor. Şu anda AKP halklara büyük bir tuzak kurmuş durumda. HDP’nin başarısını engellemeye çalışarak bu tuzağın deşifre olmasını engellemeye çalışıyor. AKP’nin bütün çabası HDP’nin parti olarak seçime girmesini engellemektir. Çünkü HDP’nin bu seçimdeki başarısı AKP’nin bütün oyunlarını ve tuzaklarını bozacaktır. Demokrasinin önüne konulan barajı yerle bir edecektir. Türkiye’ye gürül gürül demokrasiyi getirecektir. Bu AKP hegemonyasının ve daha büyük hegemonik hayallerinin sonu demektir. AKP böyle bir trajik sondan büyük bir endişe duyuyor. Bu yüzden bütün gücüyle HDP’ye saldırıyor ve HDP’yi zayıflatmaya çalışıyor.
BERİTAN SARYA/ANF/BEHDİNAN