Sol Partili Almanya Federal Parlamentosu milletvekili Harald Weinberg, Almanya’nın PKK yasağını sürdürme ısrarını eleştirerek, “Devletlerin açıkça, “Biz PKK’yi destekliyoruz, silahları da PKK’ye gönderiyoruz; bundan sonra da göndereceğiz” demesi gerekiyor. Orada savaşan güçler onlardır. Sivil halka yönelik katliamları önleyecek güç de onlardır” dedi. Dünya halklarının Rojava’ya duyarlı olması için çalışmalar yapılması gerektiğini de kaydeden Weinberg, Rojava Devrimi’ni ise, “dünya halkları için bir değer” olarak tanımladı.

Sol Parti milletvekili Harald Weinberg ve Ansbach Belediyesi Meclisi Üyesi Kerstin Kernstock ile Kürdistan ziyaretleri ile Rojava Devrimi ve DAİŞ üzerine konuştuk.


Öncelikle, Kürdistan’a bir heyetle gittiniz ve bazı ziyaretler gerçekleştirdiniz. Nasıl geçti?

Weinberg: Batman ve Diyarbakır ile Batman’ın Beşiri ilçelerini gördük. Diyarbakır’da oldukça büyük bir çadır kenti gezdik. Buralardaki yaşam biçimi insana çok acı veriyor. Her türlü sıkıntı var. Temel gıda maddelerinden tutalım, giyinme, ısınma gibi sorunlara kadar birçok problem ortada duruyor. Yaşananlara büyük bir insanlık dramı demek mümkün. Kışın ortasında çadırlarda insanlar nasıl ısınacak? Bu mümkün değil. Batman’da spor kompleksleri barınma merkezine çevrilmiş. Alman Diakoniesi de biraz yardım yapıyordu. Ama birçok problem halen devam ediyor

Bunlarla beraber HDP’nin ve bölge belediyelerinin organize ettiği programlarla birçok sorunu kendi özgüçleriyle çözmeye çalışıyorlar.

Kernstock: Biz orada herkesin birbirine yardım ettiğini gördük. Öğrenciler günlük harçlıklarını bağışlıyordu. Halkın olağanüstü bir dayanışması vardı. Ama sorunlar o kadar ağır ki, sadece dayanışmayla çözülebilecek gibi değil. Profesyonel yardımların yapılması gerekiyor. Ne yazık ki bu konuda devletler, körler sağırlar diyalogunu oynuyor. Ne Türk devletinin ne de başka bir devletin profesyonel bir desteğini gözlemleyebildik. İş silah satışına geldiğinde, çıkarlara geldiğinde Alman devletinin oldukça profesyonel olarak bölgede olduğunu biliyoruz; ama iş insani yardıma geldiğinde Alman Diakoniesi bir soba bağışından başkasını yapmıyor. Üstelik Diakonie de zaten devletle fazla ilişkili değildir, daha çok dini bir yardım kuruluşudur.


Bu mağduriyetleri ortaya çıkaran politik süreci nasıl tarif etmek gerekiyor?

Weinberg: Biz bu gidişimizde yalnız insani yardımlar konusunu ele aldık. Meseleye politik bakılırsa, elbette sorunun çok geniş çerçeveli bir sorun olduğu görülür. İnsanlık dramı, insanların yerinden yurdundan edilmeleri, sömürgecilikten, uluslararası çıkar çatışmalarından bağımsız değildir. DAİŞ, ABD’nin Irak savaşı, politikaları sonucu oluştu, bu kadar güçlendi. Bunların ellerindeki güçlü silahlar da ABD, Suudi Arabistan, Katar ve başka bazı bölge devletlerinin verdiği silahlardır.

Sorun oldukça karmaşıktır. Şu bir gerçektir ki, Türkiye, Irak ve Suriye’deki Kürt halkının çıkarlarıyla emperyalist güçlerin çıkarları arasında çelişkiler söz konusudur. Türkiye’nin, Erdoğan’ın da bölgede emperyalist emelleri söz konusudur. Tüm bu olup bitenlerden dolayı bu son gelişmelerin yaşandığını düşünüyorum. Erdoğan hükümeti Kobanê’ye yardım edeceğine panzerleri sınıra gönderiyor; Kürtlerin dayanışmasını bile engellemeye çalışıyor. Hatta sınırda insanları öldürüyor. Neden?

Bize ziyaretimizde de anlatıldı. Tüm dünyanın çıkarları için savaşan YPG’nin savaşçıları Türkiye’ye tedavi için geldiklerinde tutuklandılar. Bu, böyle bir savaşta elbette açıkça taraf tutmaktır. Türk devletinin kimin yanında yer aldığınıysa açıkça görüyoruz, biliyoruz.

Bir yandan dönem dönem Kürt kentlerinde 90’lı yıllarda olanların yeniden yaşandığını görüyoruz. Gençler, çocuklar bile hedef alınarak vuruluyor, öldürülüyor. Bunları normalleştirmek için yeni yasalar çıkarılıyor. Bu yasaların da Kürtlere yönelik olduğunu görüyoruz, biliyoruz.

Burada açıkça görünen şudur: Türk devleti, Ortadoğu’daki tabloyu lehine çevirmek için tüm gücünü kullanıyor, elinden geleni yapıyor.


Türkiye neden böyle bir yaklaşım içinde?

Kernstock: Buradaki uygulamaların hukuk devletiyle ilgisi, elbette yoktur. Kürtler söz konusu olduğunda hukuk devletinin maalesef işlemediğini görüyoruz. Tüm bu olup bitenlere karşı en azından uluslararası sol güçlerin duyarlı olması gerekiyor. Almanya solunda eskiye göre bir duyarlılık oluştu ama bunun da yeterli olduğunu söyleyemeyiz.

Sol dışında uluslararası güçlerden, devletlerden fazla da bir tavır beklemiyoruz. Türkiye’yle ortak çıkarları olduğu için, Türkiye bir NATO üyesi olduğu için açık ve net bir tavırları söz konusu değil.

Weinberg: Dünya devletlerinin açıkça görmesi gereken gerçeklik şudur: Kobanê’de, Şengal’de savaşan güçler, Barzani güçleri değil. Bunlar YPG, YPJ, PKK güçleridir. Devletlerin açıkça, “Biz PKK’yi destekliyoruz, silahları da PKK’ye gönderiyoruz; bundan sonra da göndereceğiz” demesi gerekiyor. Orada savaşan güçler onlardır. Sivil halka yönelik katliamları önleyecek güç de onlardır.

PKK’nin halen terör örgütleri listesinde olmasıysa kabul edilebilecek bir durum değil. Derhal çıkarılması gerekiyor. Bunun gerçeklikle hiçbir alakası yoktur. Almanya bu konuda hemen harekete geçmelidir. Bu tavır sürdürülürse, bazılarının politik çıkarlarına, emperyal hayallerine yardım etmiş sayılacaktır. Alman devletinin Türk devletinin yanlış politikalarının, suçlarının ortağı olmaması gerekir.


Uluslararası dayanışma yeterli mi sizce?

Kernstock: Yaşananlar, Batı’daki devletler tarafından elbette biliniyor; ama dünya halkları tarafından yeterince bilinmiyor. Biz bölgeye gittiğimizde yalnızdık; bizden başka bir delegasyon veya medya kuruluşunu göremedik. Batı’yı, Batı’daki halkları etkileyebilmek için buradaki durumu sürekli göstermek gerekiyor. Buralarda olup bitenleri hem medyada hem de diplomaside çok iyi işleyerek göstermek gerekiyor. Batı’daki halkların doğru tavır alması için bıkmadan, usanmadan propaganda yapmak gerekiyor. Gerçekler bilinmesine rağmen egemen devletlerin çıkarlarından dolayı doğru bir tavır gelişmiyor. Dünya halklarını etkileyip sokaklara dökebilmek, doğruları bıkmadan usanmadan haykırıp egemen devletleri doğrunun dışında başka yönde hareket edemeyecek çizgiye çekebilmek gerekiyor. Unutulmaması gerekir ki devletlerin ilişkileri yalnız çıkara dayalıdır; ama halkların ilişkileri çıkar üzerine değildir. 


Uluslararası güçlerin DAİŞ gibi örgütlere neden ihtiyacı olsun? 

Weinberg: DAİŞ, daha önceleri de El Nusra veya Özgür Suriye Ordusu gibi güçler, bölgeyi yeniden dizayn etme güçleridir. DAİŞ‘in bölgeyi yeniden dizayn etmede kullanılan bir araç olduğunu düşünüyorum. Dünya güçleri Esad’ı yok etmek istedi; daha önce Saddam’ı, Mısır’da Mübarek’i yok ettikleri gibi... Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirme planını, CIA’nın basına yansıyan planlarından da, Snowden’in açıkladığı gerçeklerden de biliyoruz. Batı için bölgedeki kaynakların ele geçirilmesi her şeyden daha önemli. Bunlar için de DAİŞ, en iyi kullanılabilecek araç oluyor.

Batı’nın DAİŞ’i yok etmek konusunda da çok istekli olmadığı bellidir. Gerçekten istense, bunlar yok edilebilir. Bombalamalarda bile çok etkin ve sonuç alıcı darbelerden uzak duruluyor.

Kürtlerin gerçekten dikkatli olması gerekiyor. Batı emperyalizmi, çıkarları neyse ona göre hareket edecektir. Türkiye, halen Batı için stratejik olarak oldukça önemlidir. 


DAİŞ’in temel hedefi Kürtler mi?

Weinberg: Kürtlerin temel hedef olup olmadığını kesin bilemiyorum. Tüm Ortadoğu’da faaliyet yürütüyorlar; orayla da kalmayıp Avrupa’ya da açılmaya çalışıyorlar. Ama özellikle Kürtlerin hedef seçilmesinin taktiksel nedenleri de vardır sanırım. DAİŞ‘e ani ve acil zaferler gerekiyordu. Dünyaya kapalı Şengal’in ve Kobanê’nin bu saldırılar için uygunluğu söz konusuydu. İkincisi ve hatta en önemlisi, Rojava kantonlarında inşa edilen yaşam biçimi, buradaki birçok gücün çıkarları ters geldiği gibi DAİŞ’in hedeflediği yaşam biçimine tümüyle tersti. 

Türkiye’nin de Kürtlerle tarihi ilişki ve çelişkilerinden dolayı böyle gelişmelere seyirci kalmayacağını bilmek gerekiyor. Kürtlerin Suriye’deki savaşı kendi lehlerine çevirip biçim vermelerinin somut hali olan kantonların inşası, bölgede birçok egemen gücün işine gelmediği için DAİŞ, özellikle Kürtlere saldırtılmıştır, diye düşünebiliriz.


Rojava Devrimi’nin yaratmaya çalıştığı alternatif toplumsal sistemi nasıl buluyorsunuz?

Weinberg: Ben bizzat gidip canlı olarak görmedim ama giden arkadaşlarımızın anlatımlarından hem de yazılanlardan biliyoruz. Orada elbette dünyanın cenneti yaratılmış değil. Çünkü içinde bulunulan koşullar oldukça zorlu. Hemen ileri bir toplumsal biçim yaratmak elbette kolay değil. Bölgenin çok dinli, çok uluslu yapısı da düşünüldüğünde buradaki gelişmelerin dünya halkları için çok yüksek bir değeri söz konusu. Buradaki kantonların Ortadoğu’nun en demokratik yaşam biçimi olduğunu biliyoruz. Durum böyle olunca kantonlar örnek teşkil ettiği için herkesin dikkatini çekiyor. Hem Ortadoğu ve dünya halklarının hem de egemen sistemin... Dostları çok olduğu gibi düşmanları da çoktur. Hem halkların hem de Kürt halkının sonuna kadar sahip çıkması oldukça önemlidir.

Şimdi sürekli askeri durumların yaşanması yeni bir hayatı kurma konusunda büyük dezavantajdır. Ama mücadelede olağanüstü bir moral ve azim de göze çarpıyor. Bu mücadeleyi yürütenler çok iyi bir şekilde inanmış ve her şeyden önce halk için bir projeleri var. Bugünkü savaşı da bu projelerin hayat bulabilmesi için mutlaka kazanmaları gerekiyor. Ayrıca bütün insanlık için mücadele ettiklerini de çok iyi bir şekilde bilinçlerine kazımışlar.


Tüm bu gelişmelere rağmen PKK yasağı da halen yasal varlığını koruyor...

Weinberg: Alman Parlamentosu’nda Sol Parti milletvekilleri olarak bu konuda yeni bir önerge verdik, bir oturumla görüşüldü. Oturumda ne olacağı, elbette aşağı yukarı tahmin edilebilirdi. Ama önemli olan, medyanın, sivil toplum kuruluşlarının, Kürtlerin desteğiyle kamuoyu baskısı oluşturmaktır. Bunun da peşini bırakmayacağız; saçma durum ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz. Önemli olan, Kürtlerden, Sayın Öcalan’dan bahsedildiğinde oluşan olumsuz düşünceleri ortadan kaldırabilmektir. Bu da adım adım başarılacak. Bir gün Almanya’da PKK yasağı, elbet kalkacak.


ALİ KARTAL/NÜRNBERG