Türkiye’de AKP-MHP faşist bloku ile kurumsallaşan siyasi iktidar, ortalığı kendisi için temizleyip, Türkçü/mezhepçi/cinsiyetçi zihniyeti ile Kürdistan’da soykırımı tamamlamak; Türkiye toplumunu da istediği gibi yönetmek istiyor. Kürdistan’da bu soykırımcı siyasete karşı yüzyıldır devam eden direniş, yarım yüzyıldır da PKK öncülüğünde sürüyor. Bu toplumun doğasında olması gereken bir direniş. Ahlaki ve politik özelliği var. Yani ‘’varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama“ amaçlıdır.
Türkiye’de ise direnişin ikili bir karakteri var. Bir karakteri ‘’devletli“ zihniyetle, diğeri ise ‘’toplumsallığı“ içeren karakterde. Türkiye toplumu bu ikili direniş karakterinden ‘’özgürlükçü“ olanı tercih etmede bir hayli zorlanmakta. Bu nedenle de direniş ne kadar kitlesel ve toplumsal olsa da ‘’devletin mezhebine“ dönüşmekte, toplumu devletin tekçi sistemine yedeklemektedir Çünkü ‘’devletimiz elden gidiyor“ şeklinde bir bilinçaltı oluşmuş durumda. Bugünlerde AKP-MHP’nin öncülük ettiği ırkçı-faşist iktidar bloku karşısında Türkiye’nin diğer demokratik, laik, liberal, sosyalist, Alevi, Kürt, demokratik İslami vb dinamikleri var. Bu güçlerin tümü AKP-MHP’nin faşist tekçi anayasasına ‘’HAYIR!“ cephesini oluşturuyor. Ama devletli zihniyete sahip olanlar, bu geniş demokratik cepheyi daraltmak, yarmak, zayıflatmak ve AKP-MHP’nin yedeğine düşürmek istemektedirler.
Öyle PKK’yi, Kürtleri gerekçe göstererek AKP-MHP karşısında oluşan güçlü cepheyi bilinçli yada bilinçsiz zayıflatmak ahlaki de değil, politik de değil. Çünkü eğer PKK ve Kürtlerin topyekün direnişi olmasaydı AKP-MHP ortaklığı Türkiye’deki laikleri, sosyal demokratları, emek örgütlerini, liberalleri, demokratik İslam kültürünü, Alevileri, kadınları yani örgütlü ve bilinçli olan her kesimi ezip geçecekti. Bugün laikler, Aleviler, demokratlar, liberaller siyasette ise; emek örgütlerinin ve bazı sivil toplum örgütlerini varlığından söz ediyorsak bunun PKK’nin direnişi sayesinde olduğunu görmemiz gerekmektedir. Eğer PKK olmasaydı, Aleviler DAİŞ çetelerine kurban edilecekti. Sosyal demokratlar ve laikler sokağa çıkamaz hale gelecekti. Dolayısıyla AKP-MHP faşizmine karşı bir cepheden bahsedilecekse Kürtlerin, PKK’nin direniş karakterini bilerek hareket etmekte fayda vardır.
Çünkü CHP, ikili karakteri ile Tayyip Erdoğan’ın tekçi sisteminin muhalefeti olmakla özgürlükçü-demokratik Türkiye’nin yapıcısı olmak arasında gidip gelmekte. Bu tutumu ile de Türkiye’deki demokratik muhalefete öncülük misyonunu yerine getirememektedir. Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununun çözümü karşısındaki politikasızlığı, muhalefetin bütün gücünü AKP-MHP’nin yedeğine taşımaktadır. Muhalefette olmayı AKP-MHP tekçiliğine karşı değil, Kürt sorununun askeri zorla çözümüne bağlı düşündüğü için çıkış yapamamakta; laik, sosyal demokrat, Alevi vb kesimleri pasifize etmektedir. CHP’nin bu zayıflığından yararlanan Kemalist-ulusalcı kanat da toplumsal alanda bu pasifizmi derinleştirmekte, özellikle sendikaların, sivil toplum örgütlerin, medyanın ve diğer toplumsal kesimlerin direnişe katılımını geciktirmekte ve örgütsel dağınıklığı geliştirerek meydanı AKP-MHP’ye bırakmaktadır. Liberal ve sosyalistlerin bir kısmı da bir yandan ulusalcı Kemalist ve CHP’nin yakınında kalarak, kendilerini korumayı esas alıp; toplumun özgürlükçü-değişim gücünü CHP’nin pasifist eğilimine eklemlemektedir. Dev Yol geleneğinden gelen medyada ve siyaset alanında parti oluşturup yoluna devam eden ÖDP geleneğinde de bu eğilimin ağırlığı var. Demokratik İslami kesim kendisini güçsüz bir durumda tutmakta; Saadet Partisi vb eğilimler, yine ANAP, DYP gibi muhafazakar milliyetçi kesimler de klasik statükocu ulus-devleti savunan bir muhalefet yaptıkları için etkisiz durumdadırlar.
Emek örgütleri ve sivil toplum örgütleri de bağımsız bir hareket olmaktan çok, bu parçalı siyasetin yansımasını kendi içlerinde taşıdıkları için de tutumlarında zayıflık taşımakta ve toplumsal muhalefetin öncülüğü görevini yerine getirememektedirler. Aleviler de emek ve sivil toplum örgütleri ile benzer durumda olduğu için kendi büyük potansiyellerini pasifist, savunmasız ve örgütsüz konumda tutmaktadırlar. Hayır cephesinin en örgütlü gücü olan HDP-HDK cephesi ise kendi örgütlü yapısını, bütün baskılara karşı ayakta tutma ve sürdürme çabasında olduğu için öncülük görevini yeterince yerine getirip hamlesel kılamamaktadır.
Oysa Türkiye’de toplumsal muhalefetin yaygınlığı, AKP ve MHP’ye karşıtlıkta çok geniş bir cephe var. Öğrenciler, gençler, kadınlar, esnaflar, farklı etnik topluluklar, futbol-basketbol taraftar grupları, dizi film, popüler kültür alanlarındaki sanatçılar, futbolcular, sinema sanatçıları vb kesimlerden tutalım da emekçilere kadar birçok alanda milyonlar kendi başlarına yaptıkları eylemler ve takındıkları tutumlarla AKP-MHP faşizmine hayır diyor. Ama bunlara öncülük edecek, örgütleyecek ve bütünlüklü olarak eylem ve politik tutuma kavuşturacak kesimler yukarıda belirttiğimiz gibi zayıf. Öngörülerinde tutucu. Oysa bu direniş cephesini bütünlüklü olarak örgütleyip eyleme dönüştürdüklerinde AKP-MHP’yi referanduma bırakmadan bitirebilirler.