Ortadoğu’da bugün yaşananlara 3. Dünya Savaşı deniliyor. Savaşın sınırları Ortadoğu’yu aşıyor. Taraflar çok değişken. İttifaklar günübirlik değişiyor. Devletler yıkılıyor, coğrafyalar değişiyor. Herkes yeni hesaplar ve planlar peşinde. ABD, Rusya, AB gibi küresel güçler kendi durumlarını kurtarmak, etkinliklerini sürdürmek peşinde. İran, Türkiye, Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler ise mezhep farklılıklarına ve ulus-devlete dayalı dinci-milliyetçi statükolarını koruma peşinde. Yani 3. Dünya savaşının cepheleşmesinde taraflar kendi durumlarını kurtarma ve sürdürmeyi hedeflerken DAİŞ vb yapılanmaları kullanırken kendilerine politika yapma zemini aramaktalar. Oysa 21. Yüzyılın toplumsal ve tarihsel karakteri çok farklı. Bu farklılığı temel alan ve buna göre kendisini kurgulayan güçlerden biri de PKK’dir. 

3. Dünya Savaşı’nın öncesini iyi analiz eden, 20. Yüzyılda oluşan bölgesel ve küresel güç dengelerini iyi tahlil eden PKK Önderliği, reel sosyalizm ve kapitalist bloklaşma sürecinde analizini ne dar ulus ne de dar sınıf mücadelesine göre kurguladı. Toplumsal mücadele dinamiklerini sınıf-ulus dinamikleri yanında temel olarak gençlik ve kadın dinamiği üzerine şekillendirdi. “Kürdistani olan evrenseldir evrensel olan Kürdistani’dir” ilkesi üzerinden mücadelesini dar bir coğrafya ve toplumla sınırlamadı. 

Amed’in Fis Köyü’nde 27 Kasım 1978’de resmen kurulan PKK, Kürdistan’ın kuzeyindeki başlattığı mücadeleyi dört parça Kürdistan’a taşıdı. PKK’nin mücadelesi sonucu Irak Kürdistan’ında ‘federe Kürdistan’ kazanımı ortaya çıktı. Rojhilat’ta uyanış, Bakur’da toplumsal devrim, Rojava’da ise evrensel özellikte ve ölçekte devrim ortaya çıktı. 

PKK öncülüğündeki bu devrimsel çıkış, bugün 3. Dünya Savaşı denilen süreçte bölgenin geleceğini belirliyor. Küresel ölçekte ise güç dengelerinin mevzilenmesini etkiliyor. Bu tahlilin sahadaki yansıması şöyle. Birincisi, Türkiye gerçeği. 40 yıllık PKK mücadelesi Kürdistan’da toplumsal, siyasal devrimler gerçekleştirirken, Türk devletinin 90 yıllık yapılışını alt üst etmiştir. Bu alt üst oluşun enkazı üzerinden şekillenen Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkış yapmak istemesi pek bir şey değiştirmeyecektir. 

İkincisi Irak gerçeği. Irak artık eski Irak değildir. Kürtler statülerini belirgin hale getirmiş, PKK’nin siyasal ve askeri nüfuzu ve mücadele gerçeği kazanılan bu statünün temel koruyucu gücü olmuştur. PKK’nin DAİŞ’e karşı mücadelesi, Irak’ın da kendisini korumasına vesile olmuştur. Bugün Irak’ta ileriye dönük her plan ve hesapta PKK kesinlikle belirleyen bir konumdadır.

Üçüncüsü İran gerçeği. İran artık eski İran değildir. Rojhilat Kürtleri de diğer parçalardaki uyanışın farkında. Her an her şeyin olabileceğini gösteren serhildanlar ve İran devletinin dar ulus-devlet ve dinci yapılanmasının temel korkusu da budur. PKK’nin İran ve Rojhilat’taki etkisi de göz önündedir. Buradaki her gelişmede de temel aktör PKK’dir. 

Dördüncüsü Suriye gerçeği: Suriye son yılların en yoğun, çok yönlü ve şiddetli savaşını yaşamaktadır. 3. Dünya Savaşı’nın temel mekanıdır. Bu mekanda PKK önderliğinde gelişen Rojava Devrimi ve giderek Kuzey Suriye ve Suriye’nin geneline yayılan Rojava Devrimi PKK’nin evrensel karakterini ve mücadelesini uluslararasılaşmasını göstermektedir. Yani kısacası bugün Kürdistan, Ortadoğu ve küresel ölçekte bir güç haline gelen PKK öncülüklü siyaset halkların özgürlük devriminde yeni bir aşamaya işaret etmektedir.