ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜNDE ALMANYA DURAÐI

BIELEFELD - 1



PKK’nin 40 yıllık serüveni, başta onunla ilişki kuranlar olmak üzere herkesin, hepimizin hayatına dokundu, dokunuyor. Cesaret, özgüven, kimlik bilinci, etik değerler, dünyayı ve ülkeyi kavrayış biçimi... PKK’yi bu tarihten çıkarsanız, bambaşka -ve ‘düşmüş’- bir kişilik yapısından başka şey, zor ayırt edilir olmaz mı?

Ezidiler ise, PKK’nin “dokunuşunu” yaşamlarında en fazla hissedenlerdir herhalde... PKK, “hem Kürtlerden hem devletten” çektikleri coğrafyada, taşları yerinden oynattı; dün Ezidilere zulmetmeyi iman gereği sayan toplumsal gerçekliği kökünden dönüştürdü. Artık Ezidilere ve diğer farklı inançlara değil zulmetmek, dil uzatmanın bile toplumsal algıda hem ahlak dışı hem günah sayıldığı bir toplumsal durum var ve bunun PKK sayesinde oluştuğunu inkar edebilecek tek bir insan evladı bulmak mümkün değildir. Ondandır ki, ilk günlerden bu yana partilerine en coşkulu sahip çıkanlardan oldu, Ezidiler. Avrupa’da PKK çalışmalarını başlatanlar, ilerletenler içinde Ezidiler, ayrıcalıklı bir yere sahip. Kime sorsanız, onların ilk dönem dernekleşmesinden, kültür-sanat çalışmalarından bahseder. Dizimizin birkaç gününde, Ezidilerin ilk dönem örgütlenmesini ve bugününü, hem tarihsel detaylar hem de insan hikayeleriyle işlemeye çalışacağız. Celle’de kurulan ve PKK’lilerin öncülük ettiği ilk örgütlenmelerden biri olma özelliğine sahip olan derneği, federasyonun kuruluşunu, bu döneme emek veren kadroları, o günlerden bugüne giderek gelişen bir bilinçle mücadeleye sahiplik edenleri konuk edeceğiz.


‘40 yıldır ilk defa Türkçe konuşuyorum’

Ezidiler, Kürtlüğe ve Kürtçe’ye en sıkı sahip çıkanlar olarak da tanınırlar. Öyle ki, bütün ibadetlerini, geleneklerini, dualarını Kürtçe gerçekleştiren de, bir tek onlardır. Onları dinlerine bağlayan iki şey var: Şengal’in, Laleş Vadisi’nin incinmesin diye yalın ayak gezilen kutsal toprakları ve Kürtçe... İkisine de aynı ölçüde kıymet veriyorlar. Avrupa’daki Ezidiler, geldikleri ülke neresi olursa olsun, Kürtçe’den başka dilde iletişim kurmak istemiyorlar. Benim anadilim ise Türkçe. Tabii bahane değil bu, daha doğru ifade şu: Kürtçe’yi öğrenmek için gerekli çabayı göstermemiş biriyim ben. Görüştüğüm bazı Ezidiler, benim yüzümden “15 yıldır ilk defa”, hatta “40 yıldır ilk defa” Türkçe konuştuklarını söylediler. Bu anekdot, sanırım onların PKK’nin tarihinde ve bugününde karşılık geldikleri başka bir önemli yeri de anlatmaya yeter. Onlar, Kürtlüğün kadim koruyucuları olmayı, daha yüz yıllar boyunca sürdürecek.


‘Aç git, Xezal Ana yedirmeden rahat etmez’

Kulak vereceğimiz ilk Ezidi Xezal Ferman, nam-ı diğer Xezal Ana...

Xezal Ana, Ezidilerin yoğun olduğu merkezlerden biri olan Bielefeld’de yaşıyor. KCK Yürütme Konseyi olan, PKK’nin kuruluş dönemi kadrolarından Zeki Şengali’nin ablası... 78’den bu yana evini açıyor, ekmeğini bölüp hevalleriyle paylaşıyor. Söyleşi için evini ziyaret etmeden önce arkadaşlar, “Aman aç git” diyor, “Xezal Ana sen bir şeyler yiyene kadar rahat etmez.” Öyle de oldu...

Evinde ilk göze çarpan, Zeki Şengali’nin oğlu, Xezal Ana’nın yeğeni Kasım Özden’in, kod adıyla Sipan’ın resmi... Başka bir yerde, Zeki Şengali’nin fotoğrafı bulunuyor. Televizyonda Çıra TV açık; zaten ziyaret ettiğimiz bütün Ezidi aileleri gibi onların da televizyonunda “1. kanal” Çıra TV.


Rojava’ya ‘gelin gitti’

Önce yemek ve çay faslını atlatıp, oğlunun çeviri yardımıyla konuşmaya başlıyoruz:

“Ben Xezal’ım, Ferman’ın kızı Xezal. 8 kardeşiz, en küçük kız benim, bir de benden küçük erkek kardeşim var. Kürdistan’da, Batman’a bağlı Şasım köyünde doğdum. 5 sene Türk okulunda okudum. Çok fakir bir aileydik. Sonra bir abim Türk devletinin petrol şirketine işçi olarak başladı. Biraz daha durumumuz iyi oldu. 14-15 yaşındaydım, Rojava’ya, Tirbespiyê’ye gelin gittim. Eşim, aynı zamanda akrabamdır. Kayınbabam, Türk devleti tarafından 1955’ler civarında ayaklanmaya girdi diye öldürüldü. Eşimin annesi de genç yaşta vefat etti. Evliliğim, hem de yardım etmek içindi.”

Rojava’da çok fakir olduklarını söylüyor Xezal Ana ve ekliyor: “Ama yine de çok güzeldi, çünkü devlet çok fazla yoktu. Aşiretin denetimi altındaydı.”


‘PKK’yi bize Zeki tanıttı’

Xezal Ana, eşi Şükrü’yle birlikte Avrupa’ya, 70’li yılların başında, İstanbul’dan başvurarak işçi olarak gelmiş. (“Ama eşi Şükrü Rojavalı değil miydi” diyenler varsa, Ezidilerde yaygın olarak görülen bir durumdan bahsetmek gerekiyor. Birçok Rojavalı Ezidi, o yıllarda, Suriye’den yurtdışına çıkmalarını da sağlayacak hiçbir kimlik, pasaport alamadıkları, tamamen statüsüz oldukları için Türkiye’ye kaçak yollarla geçmiş. Türkiye’de nüfus müdürlüklerine gidip, o güne kadar köyden çıkmadıklarını, bu yüzden kimlikleri olmadığını ve Türkçe de bilmediklerini söylüyorlar. Sınırın bu tarafında akrabaları da olduğu için çok zorlanmıyor, herhangi bir akrabasının çocuğu olarak kaydoluyorlar. Sonra zorlu askerlik dönemi başlıyor. Hem Türkçe bilmemeleri hem de Ezidi olmaları dolayısıyla askerlikte, birçoğu ağır ayak işleriyle görevlendiriliyor. Xezal Ana’nın eşi Şükrü Ferman gibi hemen hemen bütün Ezidiler, askerde Müslüman taklidi yapmak zorunda kalıyor.)

Xezal Ana ve ailesi, ilk olarak Almanya’da Ezidilerin en yoğun yaşadığı kent olan Celle’ye yerleşiyor. Birçok akrabaları da burada, onlarla birlikte... Bu akrabalar içinde kardeşi İsmail, bugün bildiğimiz adıyla Zeki Şengali de var. Xezal Ana anlatıyor: “Biz PKK’yle daha en başından, 1978’de tanıştık. PKK’yi tanıtan da küçük kardeşim Zeki Şengali’ydi. Ondan önce kimseyi bilmiyorduk. Üç aile hepimiz aynı evde oturuyorduk, ortak bir yaşam kurmuştuk. Zeki gelip bize anlatıyordu. Önce onlara talebe demeye başladılar, sonra Apocu.”


‘Kampanya ne demektir?’

İlk günlerden bir “bağış kampanyası” hatırasını da anlatıyor Xezal Ana: “O günlerde arkadaşlar bize geldiler, dediler ‘bağış kampanyası’ vardır. Ben hayret kaldım, dedim, ‘kampanya’ ne demektir? Dediler, ‘Ülkemiz için, Kürdistan için.’ Ben bilmiyordum, Kürdistan tam olarak nedir? Ama onlara güvendim, 70 Mark yardım verdim.”


İnsanlığın kokusu

O günlerin ardından Celle’de, Zeki Şengali’nin öncülük yaptığı bir çalışmayla dernek kuruluyor. Birçok Ezidi, o dönemde hem bu derneğe hem de genel çalışmalara emek veriyor. Ali Agal, Abdullah Savgat, Berivan, Sipan... Birçoğu şehit düşüyor. Xezal Ana, “Günden güne, hızla hevaller arttı, parti büyüdü. Her şey zahmetliydi, yasaktı. Almanya’da da öyle kolay bir çalışma yoktu, baskı ve sıkıntı vardı. Ama bu arkadaşlardan insanlığın kokusu geliyordu. Evimize geldiklerinde, onlara hizmet etmek istiyordum. Ben de kendimi onların bir parçası gördüm. Belki kadro, militan değildim ama onlardan biri oldum” diyor.


15 Ağustos 1984: ‘O zamana kadar devlet Allah gibiydi’

PKK’nin 1984’ün 15 Ağustos’undaki “atılımı”, birçok Kürt’ün zihninde benzer etkide bulunmuş, “bir duvarın yıkıldığı” hissi doğurmuştu. Xezal Ana da o günü şöyle anlatıyor: “Dedik ki, işte yavaş yavaş Kürdistan kurtuluyor. Savaşçılarımız var, belki bir gün devletimiz de olur. Ben çalışmalarda değildim. 7 çocuğum vardı, 8 saat çalışıyordum. Arkadaşlar bizde kalıyordu, yürüyüşlere gidiyordum, gecelere katılıyordum. 84’te biz hissettik ki, Kürtler artık koskoca devletten korkmuyor. O zamana kadar biz devleti Allah gibi görüyorduk. Kimse ne devleti, ufak bir memura bile bir şey söyleyemiyordu. Ama PKK’yle fark ettik ki, devlete karşı durabiliriz.”


‘Üzgün değiliz, başımız dik’

Zeki Şengali’nin PKK’nin silahlı mücadelesine katılmasını ise biraz karmaşık duygular içinde anlatıyor Xezal Ana. “Ben sana doğruyu söyleyeyim mi” diye sorarak başlıyor söze ve devam ediyor: “Zeki’nin etkisi sadece bana değil, hepimize çok oldu. İlk katıldığında hep evdeydi. Sonra PKK davasından dolayı cezaevine girdi. Senesini hatırlamıyorum, yürüyüşte buluşmuştuk. Bana artık temelli olarak örgüte gideceğini söyledi. O anda ailesini düşündüm, eşi benden daha küçüktür, 7 çocukları vardır. Gözyaşımı tutamadım. Benim için çok zor bir andı. Şimdiyse Zeki, bizim için bir semboldür. Üzgün değiliz, başımızı dimdik kaldırdık. Zeki’yi duymak, bizim için nefes almak gibi. O halkı için mücadele ediyor. Gurur duyuyoruz. Sadece Zeki’yle değil, hepsiyle gurur duyuyoruz. Zeki, bizim ailemiz için güzel bir meseledir. Düşmana karşı mücadele ediyor. Bizim inancımız baskı altındaydı, PKK’nin sayesinde bugünkü hale geldi. Bunu başaran herkesle gurur duyuyoruz.”


‘Müslüman Kürtlerden korkuyordum’

PKK’nin Ezidiler için çok daha anlamlı, çok daha büyük bir çıkışı ifade ettiğini başta söylemiştik. Peki PKK’den önce Kürdistan’da Ezidiler, ne yaşıyor, ne hissediyordu? Xezal Ana, yine “Tam doğruyu söyleyeyim” şerhiyle başlıyor söze ve devam ediyor: “Ülkedeydim, çocuktum, Müslüman Kürtlerden çok korkuyordum. Komşu köylerimizin baskısı altında yaşıyorduk. Bir defasında hatırlıyorum, annemle birlikte komşu köye üzüm almaya gidecektik. Elimi tuttu, bana, ‘Gideceğimiz Sünni köydür, dikkat etmemiz lazım, sesini çıkarma’ dedi, başımı bağladı. Ben daha o zaman tam bilmiyordum da, Sünni köylerde ne var? Yıllar boyunca komşu köylerimizin baskısı altında yaşadık. Çok kişi öldü. Hemen hemen her gün baskı, tehdit yaşıyorduk. Bir tane küçük Sünni Kürt çocuğunun yaşlı Êzîdîlere bir şey söylemesi yetiyordu. Ortalık karışıyordu.”

PKK’liler ise daha ilk günden, Ezidilere Kürtlüğün rahmi olarak bakarak övgülerde bulunmuş, onlara yönelen baskıları ise kınamışlardı. Xezal Ana’ya bırakalım sözü: “PKK’yle buluşan ilk ailelerden biriyiz. Onların fedakarlığını, insanlığını gördük. Gerçeği söyleyeyim: Kendi kendimize dedik, ‘Bunlar sanki melektir.’ Êzîdîler için de mücadele ettiklerini söylüyorlardı. Tabii ki onlara destek verecektik. Başlangıçta diğer Êzîdîler çekiniyordu, ‘Müslüman’ diyorlardı. Ama PKK, günlerce, gecelerce giderek kim olduğunu ispat etti. Müslüman Kürtleri de çok değiştirdi. En güzel olan da oydu. O zamanlar bir dayanışma gecesi oldu, unutmuyorum. Hozan Zozan gelmişti. Orada Êzîdî-Sünni hep birlikteydik. Sünniler gülüyordu, diyorlardı, ‘Köyde bize Êzîdî öldürdüğünüzde cennete gidersiniz, diyorlardı, şimdi hep birlikteyiz.’ O an, benim hafızama kazındı.”


Öcalan’la ilk karşılaşma

Xezal Ana, Zeki Şengali ile diğer akrabalarını görmek için gerilla alanlarına üç kez ziyarette bulunmuş. Bu ziyaretlerden birinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yanına da gitmiş. “Çok heyecanlıydım, vallahi kalbim yerinden çıkıyordu” diyor ve anlatıyor: “Başkan ilk halimi hatırımı sordu. Arkadaşlar Avrupa’dan bir şeyler göndermişti, Başkan’a verdim. Sonra sordu: Avrupa’da ne yapıyorsun? Gerçeğini söyledim, dedim, “Bir kadro olarak parti çalışması yürütmüyorum.” O zaman Başkan biraz güldü, ‘Bize en çok sizin gibi halkımız lazım. İlla kadro olman gerekmiyor. Siz olmayınca biz de yokuz’ dedi.”


Komplo günü

Kürt Halk Önderi Öcalan 15 Şubat 1999’da yakalandığında ise Xezal Ana, haberi iş dönüşü bir arkadaşından duymuş. “Bayılacak gibi oldum, konuşamadım. Kendime vurmaya, ağlamaya başladım. Bence Kürtlerin çoğu da öyle oldu. Zannettim ki dünya yıkıldı, parti artık yıkıldı, kimse bir şey yapamaz” diyor ve devam ediyor: “Hayatımda çok acı gün yaşadım, ama o günkü gibisini yaşamadım. Hemen derneğe gittik. Herkes aynı durumdaydı. Arkadaşlar söyledi, birlikte Bonn’a gittik. Ya Amerika ya İsrail Konsolosluğu önüydü, hatırlamıyorum. Kar yağıyordu ama bayağı insan vardı. Tramvaya bindik, hepsi Kürt’tü, bir tane Alman bile yoktu. Öyle bir hava vardı ki, tramvayda bir kadın, nasıl olduysa bir şeylere gülmüştü, kötü niyetli değildi, ama ona çok kızdım, ‘Nasıl böyle bir günde gülersin’ dedim. O iki gün su içmedim, üç gün yemek yemedim.”


‘Ben onlara ne yaptım ki?’

Xezal Ana, bütün emeğine, bedellerine rağmen halen, yapamadıkları için mahcubiyet duyuyor, az yaptığını söyleyip duruyor. Söyleşiyi de şu sözlerle noktalıyor: “Eğer PKK beni bir ana olarak görüyorsa, ben de onların hepsini kendi evladım gibi görüyorum. Kimi evini terk etmiş, kimi üniversiteyi, kimi ailesini... Bizim için mücadele ediyorlar. En az, en küçük işleri biz yapıyoruz. Onların bize verdiğine karşılık biz çok ufak şeyler veriyoruz. Çok fazla hevali gördüm, çok heval şehit düştü. Ben onlara ne yaptım ki? Yatak yaptım, yemek verdim, yürüyüşlere gittim. Ama ne yapsam da azdır. Onlar bizim için canlarını veriyorlar. Sadece Kürtler için değil, Türkler için de, Araplar için de... Bütün halklar için mücadele ediyorlar. Biz de onlara yardımcı olmak istiyoruz.”


OSMAN OÐUZ