
“Mertlik“ veya “namertliğini“ ortaya koyarak yemin eden, ama yemin bahisleri genellikle “namertlik“ şeklinde tecelli eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu (Se û Se), geçenlerde, boş çöplükte eşelenen rakipsiz horoz gibi kabarırken, “PKK’yi bitiremezsem namerdim“ diyordu.
Efendisinin sesi de, geriden geliyordu:
"PKK ve PYD Kürtlerin temsilcisi değildir."
Kalpazanlar çetesinin işi ona, buna temsil hakkı dağıtmaya vardırmaları şaşırtıcı değil, ama bizim işimiz de, onlara neyin ne olmadığını anlatmak diyerek, bir parantez açalım:
Anlamaları için tane tane anlatalım: Yer yüzünün hiç bir halkı, bir meydanda toplanıp ulusal kurtuluş için, topluca düşman üstüne yürümemiştir, bugüne kadar. Derdi, davası olan halktan bir fert veya üç-beş kişi öne çıkıp isyan sesini veriyor. Katılım, destek çıkan olursa yürüyüş başlıyor.
Bunlar olurken, kimse başkaldırı için, önde yürüyene, Noter onaylı temsil yetkisi de vermiyor. Mesela Amerika’nın ulusal bağımsızlık hareketi, üç-beş kişinin “pul vergisine itirazı“ ile başladı. Hiç kimse, parmak kaldırarak onları temsilci seçmemişti.
Hindistan ve Çin’in Britanya imparatorluğuna başkaldırısı da, iki halkın ayrı ayrı meydanları doldurup düşman üstüne yürümesiyle başlamadı. Kırları dolduran büyük kalabalıklar olanlardan habersiz işinde, gücündeyken ötede toplar, tüfekler patlıyordu. Afrika kıtası ve Mağrib’in kurtuluşu da böyle gerçekleşti.
Tarihin bilinen en büyük sınıfsal hareketi olan, Romalı Kölelerin başkaldırısı da bir lider hareketi olarak doğdu. Arenada dövüşçü olan Spartaküs’ün, asiller locasına fırlattığı mızrağın arka bulması ile liderliği onaylandı, adeta. Haberi duyan köleler ardına takıldılar.
Kürt hareketleri bu yapılanma geleneği ya da devamındandır. Ama hayatın kesintisiz devamlılığı gibi, liderler veya örgütlenmelerden biri düşünce, ardından gelenler boşluğu doldurdular.
1925 yılında, Azadî hareketi vardı. O baskına uğradı ve kan ile ateş süreci başladı. Hoybûn hareketi bu süreçte kurulup Ağrı Dağı’nda üslendi.
1925 yılında yürürlüğe konulan ve Kürt soykırımını ön gören kanlı plan, halka halka genişletilerek, İkinci Dünya Savaşı eşiği, Dersim düğümüne gelindi. Kürt lider kadroları tasfiye edildi. Azadî’den sonra Hoybûn da sürecini tamamladı.
Türkler, yaklaşan büyük savaşa hazırlık için, “Kürtlerin sonu geldi, her şey bitti, başkaldırı ruhu ile gelecek umutları da söndü" sevinci ve nefes aldırmayan ırkçı yasaklar çemberiyle, Kürt parantezini kapattılar kendilerince.
Oysa, onlar “bitti“ diyor ama, sorun, yerli yerinde duruyordu. Dahası Kürt yarası, soykırım ve yangınlarla daha da derinleşmiş, kin ve intikam hırsı ise kabartılmıştı.
Ancak, insanım deme zemini de yoktu. O nedenle yaralı devin, yıllar alan bir süreç için, sessizliği başladı. Savaş yılları ve ardından gelen yapılanma süreci derken, dev 1950’lerde homurdanma sesleri duyuldu. Sessizliği bozan Musa Anter’di. Amed’de yayımlanan küçük bir gazetede yayımlanan “Kımıl" hikayesi ile “bekle Kürdistan, biz bitmedik geliyoruz" demeye getiriyordu. Kımıl patlamanın sesi olarak her yerde duyuldu.
Türk devleti de hemen ardından insan avına çıktı. Toplu tutuklamalar, başladı. Ama kara korku duvarı yıkılmıştı. Devrimci Doğu Dernekleri, Doğu Mitingleri derken Kürt kavramı her yerde yanılanmaya başladı. Siyasi parti bildirilerine bile girdi.
Türk aydınları çevrelerinde bile, artık sorunun kabulü bir yana çözüm yolları konuşuluyordu ki, PKK’nin kuruluşu duyuldu. Bir süre sonra, ilk kurşun sesi duyuldu.
Kin ve öfke kanalını bulmuş, ses vermişti.
PKK, Kürt halkının maddi ve manevi desteği ile kısa büyüdü. Ortadoğu’da, bugün bir güçtür, o.
Öte yandan, Türk rejiminden gönlünü de, yolu, yönünü de ayırmış Kürtlerin destek verdiği, Türklerin düşman ilan edip ezmeye, bastırarak dışarıya çıkamaz hale getirmeye çalıştığı siyasi partinin aldığı oy sayısı, son seçim itibarıyla 6 milyon rakamını buldu.
Kalpazanlar çetesi temsil diyor, ama her oy ölüm riskine veriliyor adeta. Her oyun gerisinde, ortalama oy kullanamayan üç çocuk varsa bu 18, eğer geriden 4 çocuk geliyorsa 24 milyon insan temsil ediliyor demektir, bu. Kuzey Kürdistan’da ortalama 25 milyon Kürt yaşıyorsa eğer, tümüne yakındır, bu rakam.
“Se û Se"nin, “PKK’yi bitiremezsem namerdim“ burada yerli yerine oturuyor. Se, peşinen bir namerttir. Çünkü kurumlar, kişiler halkı yaratmıyor. Onları yaratan halktır. PKK de halka hizmet veren bir araçtır. Yaratıcısı ve yaşatanı ise Kürt halkı.
Bu dava, dün hizmet için, Azadî’yi, Hoybûn’u doğurmuştu. Davacılar adına PKK savaşıyor, bugün. Yarın mı? Yarın, dünya ile uyumlu yürüyen Kürtlerindir. Kesin olan gerçek, bu.