Türkiye Barış Meclisi (TBM) AB üyesi 15 ülke delegasyonu ile bir araya geldi. Avrupa Birliği (AB) Siyasi Müsteşarı Michael Miller’in çağrısı ile yapılan toplantıya çok sayıda AB büyükelçiliği üyesi katıldı. TBM’yi ise İmam Canpolat, Hakan Tahmaz ve Azime Bilgin temsil etti. Toplantıda TBM adına sürece ve taleplere ilişkin AB delegasyonuna sunum yapıldı.

DİHA’nın ulaştığı sunumda, Kürt sorununun Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun en eski, en kapsamlı ve en köklü sorunu olarak demokratikleşmenin, evrensel ölçülerde hukuk devleti olmanın ve normalleşmenin kilit sorunu olduğuna vurgu yapılarak, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekildi.

Hükümet güvenlik konseptinde

Sunumda, Öcalan’ın “silahlı isyan dönemine son verme, siyasal direnişe geçiş” iradesindeki netlik ve kararlılığın belirleyici olduğuna işaret edilerek, “Ancak AKP Hükümeti, bugüne kadar silahların susması konusunda gösterdiği çabaları barışa ulaşmamızı sağlayacak köklü açılımlara dönüştürmemiştir” vurgusu yapıldı. Sunumda, hükümetin sürece halen Meclis’e sunduğu yasa tasarısında olduğu gibi güvenlik konseptinde ve “Terör örgütü, teröristler” çerçevesinde yaklaştığına işaret edildi. Sunumda, “İmralı, Kandil, HDP, MİT ve hükümet diyaloğu bu eksende sürdürülmeye çalışılıyor. Ya da toplumda böyle bir algı oluşturmaya özel çaba harcanıyor. Bu konsept değiştirilmeden, hızlı ve sağlıklı ilerleyiş mümkün değildir. Mevcut Terörle Mücadele Kanunu, müzakerenin önünde büyük bir yasal engel oluşturuyor. Kaldırılmalıdır. Hükümet bu konuda önerilere ve itirazlara gerekli özeni göstermiyor” denildi.

Bağımsız gözlemci heyet ihtiyacı

Sunumda, ağır hasta tutsakların durumuna da dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi: “Hükümetinin güven artırıcı, hukukçuların deyimiyle ‘de jure’ uygulamalara yönelmemesi, çelişkili açıklamaları ve tutumlarını sürdürmesi, PKK gerillalarının sınır dışına çekilmesinin yarıda kalmasına yol açtı. Bu süreçte yaşananların bağımsız gözlemci heyete duyulan ihtiyacı göstermiş olması gerekiyordu. Ne yazık ki böyle olmadı. Ana muhalefet partisi CHP ise yaygın kamuoyu beklentisinin aksine sürecin ilerlemesi konusunda açık net, etkin politika geliştirmedi. Hükümetin dışlayıcı tutumunu bahane ederek çoğu kez çözüm karşıtı bir konuma doğru savruldu. Kısacası siyasi iktidar, Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda belirgin ve güven verici bir siyasal irade ortaya koymak için çok uzun bir zaman harcadı. Çift taraflı ateşkesin bozulmaması için ciddi bir yaklaşım içinde olduğunu söylemek mümkün. Bu hafife alınabilecek bir gelişme değil. Ancak süreç büyük ölçüde 18 aydır, Öcalan’ın ve PKK’nin güçlü suni teneffüsleriyle bugüne geldik. Sorun bütün boyutlarıyla çözüm bekliyor. Bu süreci iyimser bir yaklaşımla geçiş süreci olarak tanımlarsak hızla yeni bir evreye geçiş için sıçrama yapılması gerekmektedir.” Sunumda, sürecin cesur adımlarla kalıcı çözüme doğru ilerlemesi gerektiğine işaret edildi.

Çözüm önerileri sıralandı

Sunumda, ayrıca çözüm önerileri de sıralandı. Önerilerde Öcalan’ın cezaevi koşullarının hızla iyileştirilmesi ve PKK ile doğrudan iletişim kanallarının yaratılması gerektiğine vurgu yapılarak, “Hükümetin TBMM’ye sündüğü teklif, yapılacak pozitif öneriler dikkate alınarak hızla yasallaştırılmalı. Müzakerenin kurumsal çerçevesi oluşturulmalıdır. Çözüm sürecine katkı sunmaya dönük çalışma yürüten bizim gibi sivil toplum kuruluşların, akademisyenlerin, basın mensuplarının ve toplumun kanaat önderlerinin Abdullah Öcalan ile doğrudan görüşmeleri sağlanmalıdır. Hükümet, çözüm için oluşturulacak mekanizmaları ve yapılacak yasal değişiklikleri taraflarla müzakereyle ve onların katılımıyla gerçekleştirmelidir” denildi.

AB de katkı sunsun

Talepler bölümünde “İzleme Komitesi”nin oluşturulmasının önemine işaret edilerek, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekincelerin kaldırılması gibi birçok başlıkla devam edildi. Sunumda, AB üyesi ülkelerin sorunun çözümüne katkı sunması gerektiği belirtilerek, “Bu kapsamda PKK’nin terör listesinden çıkarılması, sürecin kalıcı barışa dönüşmesinde cesaretlendirici, pozitif etki yapacağını bilmenizi isteriz. Türkiye ve Suriye’deki barış süreci birbiriyle doğrudan ilişkilidir. Normalleşme sürecine geçmek isteyen Rojava’da yakında seçimler yapılacak. AB’nin Rojava seçimlerine gözlemci göndermesinde büyük yarar var” denildi.

DİHA/ANKARA