
Son aylarda polis; Cizre’de, Nusaybin’de, Amed’de, Hakkari’de, Yüksekova’da ve diğer kentlerde plakasız resmi araçlarla sokağa inmeye başladı.
Buna sıradan bir olaymış veya yerel bir keyfiyetin bir sonucuymuş gibi bakmamak gerekir. Devletin merkezi bir kararla oluşturduğu sistematik bir uygulaması olduğuna inanmak gerekir.
Kürtler, Kürt siyasal hareketi, Türkiye’nin vicdanlı aydınları ve "merkez medya" yakın hafızalarına başvurduğunda bunun ne anlama geldiğini, bizleri nasıl bir sürecin beklediğini anlayacaklarına inanıyorum.
12 Eylül askeri faşist darbenin ardından da askeri araçlar, plaka yerine kullanılan numaralarını haki renkli bez parçasıyla kapatarak sokağa inmişti.
"90’lı yılların karanlık ağacı JİTEM" de, sahte plakalı, binek beyaz Toros marka araçlar kullanmıştı. Bu "ölüm araçları"yla halkın üzerine yürümüş, binlerce gözaltı kaybı, yargısız infaz gerçekleştirilmişti.
Kürtler o dönemde, bu araçların içindekilerin kimliğini değil ancak bu araçların devletin resmi envanterlerine işlenmiş olduğunu biliyordu. Tanıyordu onları ve binek beyaz Toros marka araçları her gördüğünde de irkiliyordu; ölüm geliyor diye.
Ölüm araçlarıyla işlenen bazı cinayetler için adli süreç başlatılmıştı. Ancak Emniyet Müdürlükleri mahkemelere gönderdiği yazılarda "Belirtilen plakayla demirbaşımıza kayıtlı bir araç yoktur" diyordu. Yani aracı kabul ediyordu, ancak plakanın resmen o araca ait olmadığını ifade ediyordu.
Bugün dahi o katiller gizleniyor, yargılanmaları engelleniyor.
Devlet bugün sokağa sürdüğü plakasız polis araçlarıyla ne yapmak ve neyin mesajını vermek istiyor?
Birincisi; ben öldürürüm, katliamlar gerçekleştiririm.
İkincisi; bunu resmi araçlarımla yapacağım ki benim yaptığımı da bileceksin.
Üçüncüsü; beni bileceksin ancak "caniyi", katili bilemeyeceksin.
Dördüncüsü; "cellatlarımı" da hep koruyacağım.
AKP hükümeti çıkarmayı düşündüğü "güvenlik paketi" ile öldürmeye, gizlemeye ve katili korumaya "yasal" bir kılıf kazandırarak bunu bütünlüklü hale getirmek istiyor. Tam da "polis devleti"ne yakışır şekilde.
"Halife"nin kelamlarını buyruk olarak belleyen AKP hükümeti; "Halifenin"; "Çocuk katilisiniz, ‘mealen’ faşistsiniz" dediği İsrail devletinin, Filistinlilerin 1987 ve 2000 yıllarında gerçekleştirdiği intifadaya karşı uyguladığı yöntemlerin aynısını gerçekleştiriyor.
İsrail devleti de o yıllarda plakasız resmi polis ve askeri araçlarla halkın üzerine gitmiş, katliamlar yapmıştı.
1973 yılında darbeyle iktidara gelen ve 1990’a kadar Şili halkına vahşet uygulayan Pinochet’ de, iktidarının ilerleyen dönemlerinde aynı yöntemi devreye sokmuştu.
Plakasız polis araçlarının sokağa inmesini, bu araçlarla cinayetler işlenmesini kim önleyebilir veya önlemeli?
Halk önlemeli bu tamam. Ancak bana göre bu görev öncelikle yerel halkın iradesi olarak görülen yerel yönetimlere, büyükşehir belediyelerine düşüyor.
Yetkileri var mı?
Büyükşehir Belediyesi Trafik Müdürlüğü'nün, görevlilerinin tutanaklı ceza kesme yetkisi olmayabilir veya tartışmalı olabilir; ancak, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir yasasının yürürlükteki hükümlerine atıfta bulunarak yayınlanan Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezi Yönetmeliği'nde Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKAME) diye bir kurum tarif ediliyor.
Belirtilen yönetmeliğin 18. maddesinin (a) bendi şöyle düzenlenmiştir: "Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, mevzuatla yetkili kılındığı durumlarda mahalli ihtiyaç ve şartlara göre trafik düzeni ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almak.." Başka bir bendinde de "denetlemek" ibaresi vardır.
Güvenlik tedbirleri "eften püften" şeyler için değil, öncelikle insanların, halkın can ve mal güvenliği için alınır. Halkın can ve mal güvenliği için denetleme yapılır.
Yaşananlar üzerinden ifade edersek, kentlerin sokaklarına inen plakasız resmi polis araçları da Cizre’de kesinleştiği gibi halkın can ve malına zarar veriyor.
Öyleyse Büyükşehir Trafik Müdürlüğü ve personellerinin, halkın can ve mal varlığı için tehdit oluşturan plakasız resmi-sivil polis araçlarının plakasız olarak trafiğe çıkmasını engellemesi, yasayı zorlama anlamına da gelse "trafikten men etmesi" gerektiğine inanıyorum. Gerekirse bunun için hukuki süreç de işletilmelidir.
Büyükşehir Trafik Müdürlüğü, park yasağı olan yerlerden kaldırılan sivil araç sürücülerine/sahiplerine bazen yanlış park cezası kestirebiliyorsa veya kesebiliyorsa, tahsilat yapabiliyorsa bu yetkisini plakasız resmi polis araçları için de hayda hayda kullanmalıdır.