Mariano Rajoy iktidarına karşı, ülke genelinde büyük bir hoşnutsuzluk ve memnuniyetsizlik söz konusuydu. Başta başkent Madrid olmak üzere, birçok şehirde, halk sokağa inmiş, hükümeti protesto ediyordu. Rüşvet ve yolsuzluk had safhadaydı. Ekonomik kriz her geçen gün biraz daha hissediliyordu. İşsizlik en çok gençleri vurmuştu. Zaten sokakta olanların çoğu da onlardı. Gençler, Mariano Rajoy iktidarını protesto ederken, diğer partilere de pek güvenmiyorlardı. Avrupa basınında bu kötü gidişatla ilgili makaleler çıkıyor, Yunanistan krizinin İspanya’ya sıçrama olasılığına dair yorumlar yapılıyordu.

Kaosa aydın müdahalesi
İşte tam bu umutsuz günlerde, bu kargaşanın ortasında, 12 Ocak 2014 tarihinde, Publico gazetesinin haftasonu sayısında, 30 kadar aydın, akademisyen, sendikacı, “Mover Ficha” başlığıyla bir metin yayınladı. İspanya’nın içinde bulunduğu duruma dikkat çeken bu metin, aslında bir “manifesto” niteliğindeydi. Metnin imzacıları arasında Madrid Üniversitesi’nde Profesör Juan Carlos Monedero, Bibiana Medialdea, yazar ve filozof Santiago Alba Rico ve sendikacı Gonzalez Carnero gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.
İspanya’da ne olduysa bu imzacılardan sonra oldu. Bugün ülkede umudu büyüten Podemos hareketi bu metnin içinde doğdu ve kısa sürede bütün ülkeye yayıldı.
“Durumu ele almak” anlamına gelen “Moyer Ficha” başlığı altındaki satırlar, halka “Mariano Rojay iktidarına karşı devam eden hoşnutsuzluğu bir örgütlülüğe çevirmek ve bir program çerçevesinde, Mayıs 2014’te yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri için belirlenecek adaylara oy vermek..” çağrısı yapılıyordu. Böylece, Sol bir program çerçevesinde, Avrupa Birliği’nin giderek krize dönüşen ekonomik modeline karşı alternatif bir model oluşturulacaktı.
Nitekim bir gazete ilanıyla ortaya çıkan bu yeni düşünce, çok geçmeden büyük bir yankı buldu, 11 Mart 2014’te “imzacılar” öncülüğünde partileşti ve kadrolar alanlara indi. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde beklenin çok üstünde oy aldı, 5 milletvekilini Brüksel’e gönderdi. Aynı zamanda ülkenin dördüncü büyük partisi oldu. Podemos, en büyük sürprizini ise Mayıs 2015 belediye seçimlerinde yaptı ve tam anlamıyla bir zafer kazandı. Bu partinin desteklediği seçim listeleri, Madrit, Barcelona, Saragosse, Cadix et Saint-Jaques-de-Compostelle gibi önemli merkezlerde birinci oldu. İspanyolca “Biz yapabiliriz” anlamına gelen Podemos, önümüzdeki dönemde yapılacak genel seçimlerde İspanya’yı yönetmeye hazırlanıyor.

Etnik sorunlara bakış muğlak
Kısa sürede büyük başarılara imza atan ve Avrupa’nın gündemine giren Podemos, yola çıkarken 36 sayfalık bir “yol haritasını” yayınladı. Aynı zamanda partinin politik çizgisini de yansıtan bu belgenin, öne çıkan altı bölümü oldukça önemli. Bu bölümlerin hepsi “ülkede demokrasiyi kurmak ve geliştirmek” ile ilgilidir. 2, 3 ve 4. bölümlerde “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” önündeki bütün bariyerleri yıkmak ve bu durumu Avrupa’nın geneline yaymak’ şeklindedir. Katalonya ve Bask ulusal sorunları da bu çerçevede ele alınıyor ve çözümün yüksek düzeydeki demokraside olduğuna vurgu yapılıyor. 5. bölümde ise “anayasada yapılacak değişiklikler” için referandum yolunu işaret ediyor.
Hiç şüphesiz Podemos, İspanya’daki son Frankist kalıntıları yıkıp, özgürlükçü bir sistem kurmayı hedefliyor. Fakat ülke özgülüne yakından bakıldığında, bu çok da kolay olacağa benzemiyor. Bu kolay aşılmayacak sorunların başında ise Katalonya ve Bask ulusal sorunu geliyor. Podemos’un programında bu iki halka yönelik somut bir çözüm önerisi bulunmuyor. Sadece bu tür sorunların demokrasi içinde çözüleceğinden bahsediliyor. Demokrasi içinde nasıl çözüleceğine dair bir “yol haritasının” bulunmaması kafalarda soru işareti bırakıyor. Hatta bu konuda, Podemos’un, bağımsızlık yanlısı hareketleri frenlediğini bile düşünenler var. Belediye seçimlerinde Barcelona’da Podemos’un desteklediği listede kazanan Ada Colau’nun bağımsızlık yolunu uzattığını düşünen ve bunu zaman zaman dile getiren birçok Barcelonalı politikacı bulunuyor.  

Liderin en zorlandığı sorular...

Katalan ve Bask halkların ulusal hakları konusunda sadece yerli politikacıların kafaları karışık değil, zaman zaman Podemos liderinin de bu sorun hakkında fazla net bir cevabı bulunmuyor. Pablo Iglesias, geçen sene Ekim ayında bir radio programında soruları cevaplarken, hiç şüphesiz en çok zorlandığı soru Katalonya’nın bağımsızlığıyla ilgiliydi. Iglesias, “Katalonya’nın bağımsızlığı öncelikli sorunlarımız arasında yer almıyor. Buna daha çok halk karar verecektir…” diyordu. Böylelikle Iglesias anayasa değişikliği için referandum yolunu göstermiş oluyordu. Basında yer alan başka bir açıklamasında ise “Podemos’un getireceği demokrasi sisteminde Katalanlar İspanya’dan ayrılmak istemezler…” şeklindeydi.

Kısa sürede bütün İspanya’da heyecan yaratan ve bir umut ışığı haline gelen Podemos, Katalan ve Bask gibi devasa sorunların çözümünü somut olarak programına almasa, iktidar olsa bile, ülkeye kalıcı bir demokrasi ve barışı getirme şansını kaybedebilir. Franco faşizmini yaşamış, sonrasında ise çoğu zaman bu düşünceye yakın iktidarlar tarafından yönetilmiş bir ülkeye tam demokrasi getirmek, ilk önce Katalan ve Baskların -bağımsızlık dahil- bütün haklarını teslim etmekten geçer.

MEHMET AKAR