
Kürdistan ve Türkiye genelinde 6-8 Ekim’de gerçekleşen halk serhıldanını bahane eden AKP Hükümeti ‘kamu güvenliği’ paketini gündeme getirdi. 28 Mart serhildanının hemen ardından nasıl ki “Terörle Mücadele Yasası” devreye konulduysa, bu kez de “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı“ gündeme getirildi. Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye devam eden paket bütçe görüşmelerinin tamamlanması ardından Meclis Genel Kurulu’na sevkedilecek. Polise geniş yetkiler veren paket yürürlüğe girmeden dahi polisin saldırı ve infazlarında ciddi bir artışa yol açtı. Son 2 ay içinde çok sayıda kişi polis tarafından silahla vuruldu, yaralandı ya da hayatını kaybetti. Son olarak Amed’in Sur İlçesi’nde 17 yaşındaki Abdulkadir Çakmak polisler tarafından silahla vurularak öldürüldü. Hukukçular ise tasarının Meclis’ten geçmesi halinde saldırı ve infazların artacağı uyarısında bulundu.
Sayman: Her yerde her şey olabilir
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Sayman, hukuktan istifa ettiğini belirterek, Türkiye’nin hukuk dışına çıktığını, Türkiye’de artık her yerde her şeyin olabileceğini dile getirdi.
Kaboğlu: Tehlikeli düzenleme
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Anayasa’ya açık aykırılıklar içeren düzenlemenin tehlikeli olduğunu belirtti. Kaboğlu, “Molotofkokteyl, TCK’ya göre zaten suç. Tasarıda ise, molotofkokteyl kullanımı ile hiçbir ilgisi olmayan birçok düzenleme var. Şu halde, hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler ile güvenlik kavramı arasındaki ilişki, yakından irdelenmeli. Bir de, her bir düzenlemenin ilgili Anayasa maddesi ile ilişkisi öne çıkıyor. 14 Ekim günü TBMM Başkanlığı’na sunulan metin ve bununla ilgili hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalar, Anayasa’ya açık aykırılıkları içeriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kanar: TMY’nin kapsamı genişliyor
Av. Ercan Kanar ise “korkunç bir tasarı” olarak tanımladığı yasayla, kaldırılması beklenen TMY’nin kapsamının genişletildiğine dikkat çekti. Kanar şöyle konuştu: “Uzun süredir özellikle son 4 yıldır polis hedef gözeterek, sokak infazları uyguluyor. Bu tasarının gündemleşmesi ile infazlar artmaya başladı. 2006 yılında ‘Terörle Mücadele Yasası’ kapsamında verilen yetkiler bu yasa ile genişletiliyor. Bu tasarı korkunç bir tasarı. Bu yasal düzenleme Nazi, Mussolini’de yaşanmış olan faşist rejimlere dönülmesi anlamına geliyor. AKP askeri vesayeti kaldıracağını söylüyordu ama polis vesayetini kuruyor.”
Çapar: Polise öldürme yetkisi veriyor
HDP Merkezi Hukuk Komisyonu üyesi Hülya Çapar, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun 2007’de de değiştirildiğini belirterek, “O zaman da hukukçuların işaret ettiği şey, 16. maddenin yargısız infazlara neden olabileceğiydi. Maalesef bu öngörüler haklı çıktı. O dönem 178 kişi hayatını kaybetti ve failli olan polisler yine cezalandırılmadı“ dedi. Söz konusu paketle birlikte yine polisin yetkilerinin arttırıldığına dikkat çeken Çapar, infazların daha da arttıracağı uyarısında bulundu. Polise resmen öldürme yetkisinin verildiğine vurgu yapan Çapar, Vali’ye ve polise verilen yetkiler ile de hakim ve savcıların görevlerinin de gasp edildiğini söyledi. Çapar, tüm bu uygulamaların hukuk devletinden polis devletine geçişi ifade ettiğini kaydetti.
Keskin: Cezasızlık yasallaşıyor
Av. Eren Keskin ise “Esas olarak zaten Türkiye Cumhuriyet’i bir hukuk devleti değil. Sürekli değişiklikler yapan bir ülke. Bu defa çok daha ağır hukuk değişiklikleri getiriyor. Cezasızlık yasal hale getiriliyor. Bu çok vahim. 90’lı yıllarda yaşanan yargısız infazların var olması bu yasa tasarısı ile hesaplanıyor” şeklinde konuştu.
YASİN KOBULAN/DİHA/AMED
Gaz ve cop olarak dönüyor
Hükümetin bütçe programına tepki gösteren Tüketici Hakları Derneği, “Ödediğimiz vergi bize TOMA, gaz ve cop olarak geri dönüyor” dedi.
Tüketici Hakları Derneği (THD), 2015 yılı merkezi bütçesi’ne ilişkin dernek binasında basın açıklaması yaptı. THD Genel Başkanı Turhan Çakar, bütçenin rant bütçesi olduğunu söyleyerek, halka yönelik yatırımlardan daha çok faize gittiğini söyledi. Bütçede yaandaş sermaye gruplarının vergide de avantajlı bir duruma getirildiğini ifade eden Çakar, 2014 yılında kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 9 iken, 2015 yılında bu payın aynı düzeyde kalmasının öngörüldüğünü belirtti. Çakmak, payın önemli bir kısmının ise emekçiler tarafından stopaj olarak ödendiğini kaydetti. 2014 yılı Bütçesindeki toplam vergi gelirlerinin yüzde 67’sinin KDV, ÖTV ve benzeri tüketici vergisi olduğunun altını çizen Çakar, “Bu oran OECD ülkelerinde bizdekinin yarısı kadardır. Dolaylı vergiler, gelirden bağımsız ödendiği için en adaletsiz vergidir. Çünkü, zengin ve yoksul tükettikçe aynı vergiyi öder. Kaldı ki, geri kalan doğrudan vergilerin yarıya yakını da gene emekçiler tarafından ödenmektedir” dedi.
“Diyebiliriz ki, 2015 yılı Bütçesinde emekçilerin ve tüketicilerin vergi yükü yüzde 80’ni aşmaktadır. Buna bordroda ödenen sigorta primleri de eklendiğinde bu pay daha da yukarı çıkmaktadır” diyen Çakar, ödedikleri vergilerin rantiyeye faiz olarak geri döndüğünü belirterek, bunun tek istisnasının güvenlik hizmetleri olduğunu, ödedikleri vergilerin kendilerine TOMA, gaz ve cop olarak geri döndüğüne dikkat çekti.
DİHA/ANKARA