Servis edilen fotoğrafta savunmasız anne ve çocuklar var. Poliste ablukaya alıp vahşice gaz-su sıkıyor. Geçilen haber şu: "Diyarbakır’da polise saldırı"…
Böyle işte…
Tam bunu görünce aklıma başka bir haber geldi. Geçenlerde ilginç bir emniyet haberi servis edilmişti. Aynen aktarayım… "Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar, 2013 yılında 40 polisin intihar ettiğini söyledi. Türkiye'deki polis intiharlarının Avrupa ve ABD'den daha düşük olduğunu vurgulayan Kılıçlar, sosyal medyadaki eleştirilerin vakaları artırdığını öne sürdü."
Evet, polis intiharlarının sebebi de sosyal medyadaki eleştirilermiş. Yani siz "ne biçim insansınız" diye polise serzenişte bulunursanız o ara 20 tane anında yaşamını yitiriyor. 60 tane atlıyor, 70 tane hastaneye kaldırıyor, 100 tane depresyona giriyor. Sakın eleştirmeyin polisi. Vatanı için gecesini gündüzünü copuna katan bu insanları üzmeyin. Katilsiniz demeyin. Öldürüyorsunuz demeyin. Bakın o kadar insancıl ve hassaslarmış ki anında etkilenip intihara sürüklüyorlarmış kendilerini.
İşin daha ilginci de Türkiye’de en çok polis intiharının olduğu yıllar 2001 ve 2013 yılları imiş. Biri AKP’nin doğuş yıllarına denk geliyor… Diğeri de beynen ölümüne denk geliyor. Xêrlîsî…
Fotoğrafa bakışın böylesi…
Kalemsiz kağıtsız resim yapardım. Elim yukarıda havada resim yapardım.
Annem bana "ne yapıyorsun oğlum" diye sorardı. Ben de resim yapıyordum diye cevap verirdim. O da gülümserdi, bu yaptığım ona komik gelirdi. Bazen çizdiğim resmi düşünüp üzerinde değişiklik yapardım. Sanki gerçekten varmış gibi. Sonradan da çocukken yaptığım gibi ve sanki hayatım boyunca uğraşım olmuş bir şeymiş gibi tasarımları önce zihnimde yaptım…
Bu satırlar ben ve annem arasında geçmedi. Annem sadece "kalk davarları götür" derdi. Ben de zihnimde çizecek başka şeyler bulmuştum. Welhasıl Oscar Niemeyer annesi ile olan bir resim meselesini böyle anlatıyor ve ününü nasıl bir hayal gücüne borçlu olduğunu anlatmaya çalışıyor. Kendisi doğuştan çizim ve hayalci yani. Oscar’ın bu anektodunu aktarma sebebim ise aynı durumun Türkiye için ne hal û ahvalde olduğunu göstermek.
Tekirdağ Anadolu İmam Hatip Lisesi 1. sınıf öğrencisi 15 yaşındaki İ.B., motosikletinin plakasına yapıştırdığı kara kalemle çizilmiş kadın resmini (bir portre resim. Sadece kadının yüzü var) Okul Müdürü Erhan B.'nin müstehcen bularak kendisini dövdü iddiasıyla şikayetçi oldu…
Okul müdürünü tebrik ederim. Sanat tarihine takla artırdığı için. Keşke bu adamın önüne Mona Lise ve Son Akşam Yemeği adlı tabloları da koysalar. Leonarda Da Vinci’nin onlarca şifre yerleştirdiği bu çalışmalara bu adamın bakış açısı Fransa sanat hareketini sarsabilirdi. Tüm dünyada zaten genel bir bunalım var. Üretimler tıkanmış. İşte bu müdür bir kurtuluş reçetesi olabilir. Basit bir yüz resminden tahrik olacak kadar bir derinlik kazanmış bir insandan bahsediyoruz.
La manyak! Hangi gözle o kadına baktın… Nasıl bir yoğunlaşmadır bu böyle?
Erdoğan’ı bu manada tekrar kutlamak lazım. Bu hasta ruhlular hepsi onun eseri. Ha! Tek suçlu Erdoğan demiyorum. Bu tipler zaten dünden hazır faşizmi arzulamaya. Hazır kıvama getirilen suçu toplum ve birey de bir güzel işliyor.
Polisi eleştirmeyin...
Mayası emir, dünyası kibir ile oluşmuş ve basın adı altında 6.sınıf mahalle dedikodusundan daha kötü sözde habercilik yapan; bu yaptığına da ciddi ciddi inanan Türk basınını Zeus gelse kurtaramaz. Düşecekleri hiçbir çukur kalmadı. Hades bunları yeraltı dünyasına almaz. O derece… Bunu artık net biliyoruz. Güç kimde ise baskı makinelerinin kıblesi de oraya dönüyor. Müthiş bir örneğini Pazar günü Amed’de gerçekleşen Gever Katliam protestosunda gördük. Ha ilk mi? Aman estağfurullah… Milyonlarca örnekten, davranıştan, pislikten bir tanesi…