
Gezi Parkı direnişi Türkiye siyasetindeki “ben yaptım, oldu” anlayışına karşı önemli bir tepkiyi ortaya koymuştur. Gezi Parkı direnişi en fazla da Türkiye siyasetinin gerici ve despotik yüzünü çok iyi biçimde açığa çıkarmıştır. Son birkaç günde Erdoğan’ın ve İstanbul Valisinin konuşmaları bu siyaset tarzının dışa vurumudur. Gezi Parkı direnişi sadece bu rolü nedeniyle olsa bile tarihe geçecektir.
Türkiye’de toplum için yapılan bir siyaset yoktur. Devlet politikalarını pratikleştirmeyi önüne koymuş, bu çerçevede oluşmuş bir parti oligarşisi vardır. Bu politik oligarşi cumhuriyet tarihinin tek parti döneminde yaratılmış, çok partili dönemde de sürmüştür. Daha sonraki partiler de bu oligarşik yapılanmalarla devletin temel politikalarını korumak için çalışmışlardır. Bu da esas olarak Kürtleri özel savaş sistemi içinde psikolojik savaşı da yoğun olarak kullanarak kültürel soykırıma uğratmaktır. AKP belli düzeyde devletten dışlanma nedeniyle ilk başlarda bu politik oligarşi geleneğinden kimi yönleriyle farklılıklar gösterse de, sistem içine alınmaları kabul edilince bu politik oligarşinin yeni temsilcisi olarak Türkiye siyasetindeki yerini almıştır. Artık AKP de halk karşıtı politik oligarşinin yeni temsilcisi olarak devleti ve kapitalist modernist sistemi topluma karşı savunan konumdadır. Bunu Gezi Parkı direnişi karşısında açıkça göstermiştir.
AKP bu Gezi Parkı direnişi karşısında demokratik bir tutum gösterip toplumun taleplerini karşılayarak ve buna paralel olarak Kürt sorununun demokratik çözümünde adım atarak siyasal hamle yapıp bu politik oligarşi zihniyetinden kurtulup Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda önemli bir rol oynayabilirdi. Ne var ki kafası demokratik zihniyet ve paradigma çerçevesinde değil de, geleneksel politik oligarşi çerçevesinde çalışınca tamamen gerici ve despotik tutum takınarak kendini gericilikle yaşatma konusunda bir tercih içine girmiştir.
Taksim’de gerici ve despotik tutum gösterenler Kürt sorununda nasıl demokratik yaklaşım gösterirler? Kürt hareketinin demokratik çözümünün ikinci aşamasına nasıl cevap verecekler? Şimdi bu sorunun cevabı aranıyor. Bu nedenle Kürt demokratik siyaseti AKP’nin yaklaşımları karşısında kuşkularını ortaya koymuş ve demokratik olmayan yaklaşımlarını eleştirmiştir.
Türkiye ya Kürt sorununu bazı siyasi zorunlulukların ve gerçeklerin dayatmasıyla ya da demokratik zihniyetle çözecektir. Tabii ki Kürt sorunu öyle bir sorundur ki, siyasi zorunluluk nedeniyle çözdüğü takdirde de Türkiye demokratikleşmek zorunda kalacaktır. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yıllık mücadelesi böyle bir diyalektik ve denklem ortaya çıkarmıştır. Ancak siyasi zorunlulukların dayatması her zaman konjonktüreldir, farklı bir konjonktür ve gelişim durumunda söz konusu güçler adım atmaktan vazgeçerler. AKP gibi on yıllardır Kürt sorununu en iyi ben ezerim üzerinden siyaset yapmış ve kendini böyle bugünlere taşımış bir partinin yine böyle tercihe ağırlık vermesi mümkündür. Son zamanlardaki tutumu bunu çağrıştırmaktadır.
Gezi Parkı direnişi sürüyor. Eğer bu direniş AKP Hükümetinin tutumunu demokratik kılmaya zorlar ve bu temelde Gezi Parkı’ndaki halkın taleplerine demokratik bir çözüm bulunursa bu Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü açısından da kolaylaştırıcı etken olur. AKP’nin toplumun demokratik taleplerine duyarlılığını göstermesi, Kürt sorununun çözümündeki toplumsal desteği de arttırır. Bu da çözüm doğrultusundaki adımları kolaylaştırır. Bu tabii ki politik oligarşi zihniyetinin kırılması anlamına gelir.
Bu açıdan Gezi Parkı direnişi önemli yönüyle politik oligarşi zihniyetini kırma eylemidir. Bütün sorunların kaynağı ve çözümsüzlüğü de buradan kaynaklanıyorsa tüm demokrasi güçlerinin, özgürlük güçlerinin Gezi Parkı direnişi etrafında birleşerek bu politik oligarşi zihniyetini kırarak demokratik siyasal zihniyetin gelişmesinde yeni bir dönem başlatmalıdırlar. Bu da Türkiye’nin sorunlarının çözümüne demokratik siyaset zihniyetiyle yaklaşılmasını, dolayısıyla Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacaktır.
Amed’de Birlik ve Çözüm Konferansı gerçekleşecek. Kürt Halk Önderi Ankara’daki konferansla Amed’deki konferansın bir bütün olarak Türkiye’deki demokrasi dinamiğini harekete geçirme ve demokratik çözüm hamlesine toplumsal desteği sağlama rolünü oynamasını düşünmektedir. Amed’deki konferans Kürdistan’daki ulusal demokratik güçlerin birliğini sağlayarak Kürt sorununun demokratik çözümünün nasıl olacağını ortaya koyacak ve bu temelde Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununun çözümünün toplumsal desteğini yaratarak Türkiye’nin demokratikleşmesine ivme kazandıracaktır. Amed konferansı Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolunun ne olduğunu göstererek Gezi Parkı direnişini yaratan sorunların çözümünü de sağlatacak bir perspektifi ortaya çıkaracaktır.