"Özgürlük, bilinçli bir biçimde politik eylemde bulunarak korunabilir” diye yazmıştı feminist bir yazar kadınları politikaya çağıran kitabında. Kobanê’de 25 gündür sürdürülen direniş tam da bunu ifade ederek politikayı gerçek anlamına kavuşturuyor. Diğer yanda ise yalanlar, kirli hesaplar, karanlık ittifaklar ve demagoji ile politikanın çarpıtılmış, çürümüş gerçekliği sergileniyor binlerce yıldır olduğu gibi. Eril iktidarın en azgınlaşmış biçimi olan faşist IŞİD’in ve onunla ittifak halindeki aynı zihniyeti taşıyan AKP’nin sadece Kürtlerin değil, başta kadınların ve çocukların, demokratların, solcuların, sosyalistlerin, sosyal demokratların, tüm kültür ve inançların, İslam’ı faşizan amaçları ve emperyalist çıkarları için kalkan yapmayan herkesin düşmanı olduğu artık herkesçe biliniyor. Biliniyor bilinmesine de bu faşizan karanlık güçlere karşı aktif direniş sadece Kürt Özgürlük Mücadelesinin ve Kürdistan’daki yurtsever halkın omuzlarında yürüyorsa bu işte bir yanlışlık yok mudur sizce de?

Günlerdir canlı yayınlara, son dakika haberlerine kilitlenerek Kobanê Direnişi ile Kürt halkının insanlık onurunu korumak için Türk devleti ve IŞİD’le yürüttüğü varlık-yokluk mücadelesine tanıklık ediyoruz. Kardeş halklardan, devrimci güçlerden, kadın özgürlüğü mücadelesi yürütenlerden, demokrat kesimlerden yeterli destek ve katılımı bulmuyor bu direniş. Politikanın özgürlükle, özgürlüğün eylemle bağının farkındalığını en derinden ve yakıcı yaşayanlar buna göre bir duruş ve tutum içindeyken, bunu hissetmeyenler sessizce seyrediyor yaşananları. Kendi yaşamları ile bağını kurmadan, onlar adına konuşan, karar alanların insafına bırakmaya devam ediyor politikayı.
Katliamla karşı karşıya bulunan Kobanê ile dayanışma için değil, kendi özgürlüğümüz için harekete geçmek gerektiğinin fark edilmesi için daha ne olması gerekiyor. Bunu en güçlü hissetmesi gerekenler ise kadınlardır. Oryantalist hislerle Kürt ve Êzîdî kadınlarına acıyarak, onlar için yardım toplayıp vicdanen rahatlamaya dayalı bir destekten bahsetmiyorum. Yaşanan direniş ve savaşın, Ortadoğu’daki kadın özgürlük mücadelesi ile bağını kuran bir katılım ve destekten bahsediyorum. Bence bu yeterince bilincine varılmış bir gerçeklik değil. Rojava Devrimi bir kadın devrimidir ve o devrimin kazanımlarının savunulması bölgedeki tüm kadınların sorumluluk duymasını gerekli kılar.  
Kobanê’deki direniş ile Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümü ve kadın özgürlüğü arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Eğer bu bağlantı doğru kurulursa AKP iktidarı döneminde kadın katliamlarının artma nedeni ve kadın özgürlüğü konusunda yaşanan gerilemenin de gerçek nedeni anlaşılmış olur. Tam da bu nedenle açıkça ifade etmeliyiz ki IŞİD faşizmi karşısında Türkiye’de ve dünyadaki kadın hareketlerinin sesi çok cılızdır. Hele de kadın özgürlüğü için mücadele eden, düşünce üreten kadınların sessizliği oldukça gafilanedir. Bu gafletin ağır yükünü de Kürdistan kadın özgürlük hareketi omuzlamak zorunda kalıyor. YPJ’li kadın komutanlar kanlarının son damlasına kadar mücadele edip kazanacaklarını, Kobanê meclisinden Ayşe Efendi "Ömer Muhtar gibi ayaklarını mevziye bağlayarak mücadele edeceklerini” söylüyor. Yetmişindeki analar, on beşindeki genç kızlar mevzilerde kadınlık onurunu, insanlık onurunu savunuyor. Daha nice Kürt kadını sözleri ve eylemleri ile bu sürece dönük radikal kadın politikasını belirliyorlar. En son Arîn Mîrkan’ın gerçekleştirdiği fedai eylemi de politika yapma hakkının ve bir toplumun özgürlüğünün böylesi dönemlerde ne kadar ağır bedellerle kazanıldığını öğretiyor hepimize.  
Kadın örgütleri Kobanê direnişine katılmama, destek vermemenin vebali üzerine daha fazla düşünmeli bir an önce harekete geçmelidirler. Onlarca yıldır Kürt kadınları savaş mevzilerinde fedaice, Kürt anaları sokaklarda, Kürt kadın siyasetçileri zindanlarda politika yürütüyor. Kadın özgürlük hareketleri için bu düzeyde bir radikalleşmeyi yaşamadan giderek daha da erilleşen, faşistleşen devlet siyasetleri ile baş etmek mümkün değildir. Hele de bu faşist siyasetlerden kadınların hakları için dilencilik yaparak da sonuç almak mümkün değildir. Türkiye ve dünyadaki kadın özgürlük hareketleri için bu düzeyde bir radikalleşme için kat edilmesi gereken uzun bir mesafe olduğunun da bilincindeyim. Ancak o zamana kadar birkaç şey söylemek, bu direnişe destek sağlayacak girişimlerde bulunmak, sessiz kalan, IŞİD’le işbirliği yapan hükümetlere karşı direnen kadınların sesini dünyaya duyurmanın da imkanları yok mu? Bunları yapmadan özgürlük ile politika bağlantısını dile getirmek, kadınların politikaya katılmasına çağrı yapmakla kadın hareketlerinin politikadaki etkisizliğini kırmak olası mıdır acaba? Hele de insanların kafasını kesen, kadınları cariye olarak satan bir örgütle işbirliği yapan bir hükümetin ve cumhurbaşkanının yönettiği bir ülkede yaşayan kadınların.   
Kobanê direnişi Ortadoğu kültürünün emperyalizme, kültürel İslam’ın faşist İslam’a, kendi söz ve eylemleri ile özgürleşen kadınların köleliğe, özgür Kürtlüğün işbirlikçi Kürtlüğe, devrimci eylem ve söylemin orta sınıf siyasetine karşı direnişinin ifadesidir. Hepimiz saflarımızı buna göre netleştirmekle karşı karşıyayız.