Meşhur Oxford Sözlüğü, geleneksel olarak her yıl bir kelime seçerek “yılın kelimesi” ilan ediyor. Bu yıl seçtiği kelime hayli ilginç. Yaptıkları açıklama ile kelimenin “post – truth” olduğunu ilan ettiler. Türkçesiyle “Hakikat ötesi, sonrası” vs. anlamına geliyor. Ayrıca direk “post hakikat” kavramı da kullanılıyor. Bilindiği üzere geçen yüzyıl kendini “post modern” kimliği ile kapattı. Şimdi yeni bir post’lu dönem ilan ediliyor. Elbet bu kavramları üretenler bir amaç güdüyor. Yapay adlandırmalardır, egemenin söylemi ve çerçevesidir. Bunu en başta belirtmiş olalım. Fakat ortaya atılış koşulları, çıkış dönemlerini baz aldığımızda bizi de ilgilendiren yanları var. Post hakikat kavramı ile “kişisel sezgi ve inançlarımızın artık bir belirleyiciliğinin kalmadığı” kastediliyor. Yine kurgulanmış bir hakikatten de bahsediliyor denilebilir. Gören diyecek bir “hakikat çağı” yaşamışız da, şimdi sonrasına geldik.

Bundan 18 yüzyıl önce “Barışı istediğim ve savunduğum için öldürüleceğim” diyen Manî, kendi dönemi için “sorun çağımızdadır” diyor. Tespitinde de haklı çıkıyor. Kabul ederiz ki her çağ her yüzyıl her dönem kendi gerçekliğini, ölçüsünü, değerlerini yaratır. Ve bir sonraki döneme aktarım yapar. İki binli yıllara girerken çok spekülasyon yapıldı. Milenyum, zamanın sonu ilan edilmişti. 16 yılı geride bıraktık, yeni dönem daha ilk çeyrek yüzyılını bitirmedik ve durum hiçte parlak değil. “Sorunlu” geçecek bir çağın habercisidir bugün yaşadıklarımız. Geçtiğimiz ay yaşayan en büyük bilim insanı – astrofizikçi kabul edilen Stephan Hawking, insanlığın 1000 yılı kaldığını, bu şekilde giderse, kendini her şeyiyle tüketeceğine dikkat çekti. Dikkate değer bir kehanet!
Bugüne gelirsek, sadece son beş yılı baz alırsak, Önderliğin vurguladığı “kaos aralığında” nasıl türbülansların hayat bulduğu görülecektir. Genel siyasette merkezi sağ her tarafta yükseliyor. Trump’tan Le Pen’e ve buradan da Asya – Ortadoğu’daki otoriteryen bunalımlara, faşizmin kurumsallaşma pratiklerine dek korkunç tablo görülebilir. Ekoloji, kadın, toplumsallık ve daha başka pek çok şey bu potada, cinnet aurasında eriyor. Sanal gerçeklik, insandan kopuş, eşyanın insanlaşması vs. realiteleri de somut veriler olarak önümüzde. Nitelik aşındıkça nicelleşme yükselen değer oluyor.
Yukarıdaki kısa özet – tablo çerçevesinde, kapitalist modernite hakikat ile yol alınamayacağını söyleyerek, post evresini ilan ediyor. Oysa “pre” yani “önce”si de yine kendi başarısı. Paradoksu budur. Bu paradoksla uğraşmayacağım, anti tezine geçeceğim. Ortadoğu özelinde, ilan edilen dönemin tezine kaya gibi anti tezdir. Hakikat rejimine getirdiği yenilik, bakış açısıdır. Geçtiğimiz 27 Kasım ile PKK resmi olarak 38 yılını geride bıraktı. Yarım yüzyıla yaklaşan tarihsel moment artık bir Halk Hareketi olarak yoluna devam ediyor. Toplumsallık felsefesi “hakikat savaşçılığı” olarak hayat buluyor. Gerçekten merak ediyorum, Kürt Özgürlük Hareketi kadar bugün hakikatın kendisi ile hemhal, bu kadar ona yoğunlaşan, onu benimseyen, kurtuluşu orada gören ve bunu psiko – sosyo düzlemde sosyolojikleştiren bir ulusal hareket var mı? Tarih bize pek çok arayışın olduğunu gösteriyor. Fakat hakikat ertesinin ilan edildiği bu zamanda hakikat ile bütünleşen bizlerin yaşadıkları çok daha çetin. Kürtlere yönelik topyekûn saldırıların, her yönü ile boğdurulmaya çalışılmasının hakikat ile anti – hakikat bağlamında analize ihtiyacı var. Düşmanın hakikatı, anti hakikat iken; Kürt Özgürlük Hareketi’nin hakikatı da bu yeminli düşmana karşı, bütünlüklü ve örgütlü olarak durup, olgunun üstündeki tozu almaktır. Onu ölümüne korumaktır. Aşk düzeyinde sarılmaktır.
Son bir yılın Türkiye sahasında yaşanan tüm gelişmeleri topladığımızda, açığa çıkan, kıyıya vuran gerçeklik; her şeyin bu hareketin, halkın hakikatına saldırı şeklinde olduğudur. Hakikatımızın ipini incelterek koparmak istiyor. Her adımı buna yöneliktir. Oysa hakikatın ipi kopmaz. Hakikatı hakikat yapan budur!
Bu halk keşfedilmiş, aranıp bulunmuş bir hakikatin sahibi olduğu için onu bırakmaz, bırakmayacaktır.