Postmodern savaşın satranç tahtasında her gün daha da çoğalan hareketlenmeler yaşanıyor. Dünyanın insanlığın üstüne fazlasıyla geldiği şu günlerde Asya bu konuda Batı’ya göre daha fazla dikkat çekiyor.

Suriye’de Rusya’nın başını çektiği ittifakın Batı ve bağlaşıkları karşısında gözle görülür bir ilerleme içinde olduğu açık. Savaşın sonundan hemen söz edemesek de en azından Esad cephesinin sahada galibiyete daha yakın olduğu gözüküyor.

Bu durumun paralelinde Mısır ve Arap Birliği’nin Erdoğan karşıtlığı ve Esad rejimine arka çıkan tutumları dikkat çekiyor. Bu biraz da her ne kadar bazı Arap ülkeleri Erdoğan rejimine mali desteğini sürdürse de kazanana oynama eğilimi diye değerlendirilebilir. İsrail’de boş durmuyor. Önce uluslararası basına ABD’den dünyanın en pahalı savaş uçağı sayılan 17 yeni F-35 siparişi için onay verildiği haberleri yansıdı. Arkasından yaralı El Nusra üyelerini tedavi için ambulansla taşıdıkları, sonrasında ise DAİŞ’le ilk defa çarpışmaya girdikleri haberlerini okuduk. Bu haberlerden sonuncusunun ne kadar doğru olduğunu bilmiyoruz, ikincisi ise daha önce BM gözlemcileri tarafından belgelenmişti. Sonrasında İsrail’in Suriye içinde Suriye ordusu/Hizbullah’a ait bir konvoya saldırdığı haberi geldi. Bu tarz saldırılara Rusya’nın sessiz kalması dikkat çekici. Elbette Rusya-İsrail arasındaki “uyum”da başka müşterekler de mümkündür, fakat akla Filistin gazının paylaşımı ve Kıbrıs meselesinde “çözümsüzlük”te de benzer yaklaşımların olabileceği geliyor.

Asya’da son dönemin dikkat çeken sorunları arasında yer alan Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilim yeni canlar almaya devam ediyor. Son olarak Keşmir bölgesinde 7 Hindistan askeri ölürken Pakistanlı milislerlerden de 4 kişi öldürüldü. Geçtiğimiz haftalarda ise Hindistan’ın hava saldırısında Pakistanlı siviller hayatını kaybetmişti. Keşmir sorunu köklü bir mesele. Fakat son dönemde Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üzerinden normalde bir yakınlaşma yaşayacağı varsayılırken, aksine iki ülke arasındaki sorunlar artıyor. Bu durumda milliyetçi Modi iktidarının özel bir payı var. Çünkü şu anda Hindistan dünya da silah alımlarında birinci sırada. Hindistan’ın devasa insani sorunları dururken silahlanmaya yönelmesi ve Keşmir meselesinin kızışıyor olması bir tesadüf olamaz. Hindistan’ı rahatsız eden Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) meselesinin bu gelişmede önemli bir rolü olabilir. Bu durum aynı zamanda yeniden paylaşım savaşına hakim olan postmodern karakterin bir yansıması. Pekala aynı cephede görünen ülkeler arasında bir çıkar birliği olmadığı gibi zaman zaman çatışma ve çekişmeler de görülebiliyor.

Diğer bir ön plana çıkan ülke ise Güney Kore. Beş haftadır süren protestoların sonunda Devlet Başkanı Park Geun-hye istifa etti. Milyonlarca insanı sokağa döken mesele yolsuzluk ve bir tarikat lideriyle işbirliği yapmak. Yani tanıdık bir durum. Şimdilik bütün yönleri gözükmese de ABD yanlısı iktidarın çökmesi, kısa vadede Çin ve temsil ettiği ittifakın hanesine bir kazanç unsuru olarak yazılacaktır. Çünkü en azından Çin ve Rusya Güney Kore üzerinden kendilerine dönük yapılan askeri hamlelerle kısmen de olsa uğraşmak zorunda kalmayacaklar. Kısmen dedim çünkü ne ABD’nin ne de Japonya’nın G. Kore’yi kendi haline bırakacağını düşünmek yanıltıcı olur. Nitekim Japonya ve G. Kore askeri istihbarat paylaşımını öngören Genel Güvenlik Askeri İstihbarat Anlaşması’nı (GSOMIA) imzaladı. Bu 2. Dünya Savaşı’ından bu yana görece mesafeli olan iki ülke arasında atılmış en önemli adım. Japonya’nın militarist performansı bununla da kalmadı 2. Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez savaşa katılma yetkisi alan Japonya askerleri BM Barış Gücü bünyesinde Güney Sudan’a gitti. Bu bölgede Rusya’da boş durmadı, Japonya ile sorunlu olan Kuril Adaları‘na Bastion ve Bal tipi gemisavar füze sistemleri yerleştirdi.

Postmodern savaşın güçleri sadece satranç tahtası üzerindeki taşlardan ibaret değil bir de bilardo topları var. Çin’in Filipinler’le kapsamlı yeni anlaşmalar imzalaması sonrası, DAİŞ sahneye çıkarak Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin konvoyuna saldırı düzenledi.

Sonuçta sıraladığımız bütün gelişmeler adeta çıbanlı bir vücudun dünyanın doğusunu sardığını gösteriyor. Mevcut postmodern savaşın dünyayı hali hazırda kapsamlı bir yıkıma soktuğunu, şimdiden milyonlarca insanın öldürüldüğünü, evini barkını terk etmeye zorladığını görebiliriz. “Barbarlık” sahnedeyken maalesef bunun gerçek alternatifi olan sosyalizm etkili bir güç olarak yok. Ama insanlığın varlığını sürdürmesi için başka seçeneği de yok.