Herkes nefesini tutmuş İmralı’da yapılacak görüşmeyi bekliyor. Neredeyse birbuçuk aydır görüşme olmuyor. Bir hafta önce BDP heyetinin İmralı’ya gitmek için yaptığı başvuruya, bu yazı hazırlandığı sırada hala cevap verilmemiş bulunuyor. Bu da çözüm sürecinde yeni adımlar bekleyen kamuoyunda kısmi bir tedirginlik yaratmış durumda.

Oysa PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz çağrısıyla başlayan yeni süreç herkeste büyük umutlar yaratarak zirveye ulaşmış bulunuyor. Ülkemizde ve Kürt sorununda büyük bir siyasallaşma hamlesi yaşanıyor. Bu durum kendini en net bir biçimde “Öcalan’a Özgürlük” imza kampanyasında gösteriyor. PKK Lideri’ni Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermek için hazırlık çalışmaları başlamış bulunuyor.
Silahlar susar ve siyaset zirveye tırmanırken yeni İmralı görüşmelerinin olmamasına anlam vermek elbette zor. Oysa birçok çevre “İkinci aşamaya geçileceğini” yüksek sesle dillendiriyor. Sürece dair açıkgözle hiçbir pürüz gözükmüyor. Sadece Başbakan eskisi kadar süreçten söz etmiyor, o kadar.
Eğer hafta sonunda (yani ay sonuna kadar) görüşme olmazsa, bu ne anlama gelir? Kesin hüküm vermek için henüz erken, fakat bunun iyi bir durum olmayacağı açık. İnşallah siyasal hamle zirveye tırmanırken bir yol kazası olmaz.
Halbuki mevcut süreç AKP’ye de, Kürt Özgürlük Hareketine de kazandırdı. Dahası ülkemizin sol demokratik güçlerini ciddi biçimde canlandırdı. Bunları en net bir biçimde Ankara’daki ‘Barış ve Demokrasi Konferansı’ ile Brüksel’deki ‘KNK Genel Kurulu’nda gördük. Bu iki toplantı da beklenenin üzerinde gerçekleşti.
Gerçi Ankara’daki Barış ve Demokrasi Konferansı’nın çok acele gerçekleştiği biliniyor. Fakat buna rağmen hedef kesimlerin tümüne hemen hemen ulaştı. Farklı ideolojilerden tüm demokratik kesimlerin kendini ifade etme zemini oldu. Yeni süreçle bağlantılı olarak ülkemizin demokratikleşmesi açısından güçlü bir umut ve açık bir platform yarattı.
Konferansın eksiklikleri var mıydı? Kuşkusuz ayrıntıda birçok eksiklik söz konusu olabilir. Böyle kapsamlı toplantılarda hiç eksikliğin olmaması mümkün değildir. Hele hele söz konusu ülkemizin demokratik güçlerini bir araya getirmekse, bunun en zor işlerden biri olduğu açık. Bu bakımdan ayrıntıdaki eksiklikten çok, genel plandaki başarıyı görmek lazım.
Zaten büyük çoğunluğun bakış açısı da bu oldu. Hemen herkes Barış ve Demokrasi Konferansının başarılarından söz etti. Örneğin demokratik ifade zemini olduğu belirtildi. Şimdiye kadarki en geniş demokrasi platformu olduğu ifade edildi. Birçok çevrede yeni bir umut ve heyecanın yaratıldığı gözlendi.
Eksiklikleri ne olursa olsun Barış ve Demokrasi Konferansı başarıyla gerçekleşmiş ve yeni bir demokrasi platformu oluşmuştur. Ülkemizin en geniş demokrasi güçleri de bu platformda birleşmiştir. Böylece ilk adım başarıyla gerçekleşmiştir. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünde yeni ve çok güçlü bir yol açılmıştır.
Kuşkusuz bu durumu küçümsememek, önemini görmek gerekir. Fakat bu noktada durmamak ve bununla yetinmemek de gerekir. İlk adım başarıyla atılmış olduğuna göre, ikinci adımı da aynı başarıyla atmayı becermek gerekir. O da pratikleşme adımıdır. Şimdi pratikleşme zamanıdır.
Bir konferansta birleşmek ve demokrasi platformunu oluşturmak yol gösterici birinci adımdır. Artık ikinci pratik adımın önü açılmıştır. Eğer ikinci adım atılmazsa, yani Konferansta oluşan demokrasi platformu pratiğe geçirilmez ve örgütlendirilmezse, o zaman fazla bir değeri ve kalıcılığı olmaz.
O nedenle, duraksamadan ve kesintiye uğratmadan Konferans sonuçlarını pratiğe geçirmek gerekiyor. Zaten alınan ‘Konferansın kalıcılığı’ kararı da böyle hayat bulur. Somut planlamalar ve iş bölümleri temelinde Konferans kararlarının pratiğe geçirilmesi gerekir.
Konferansın önemli bir yeniliği komisyon çalışmalarıydı. Buralardan çıkan sonuçları şimdi yeni komisyonlarla pratiğe geçirmek gerekiyor. Pratiğe de herkesin katılması çok önem taşıyor. Bize göre bir yandan örgütlenme seferberliği olmalı. Konferans kapsamı HDK ve HDP’ye yansıtılarak, iktidarı hedefleyen ve AKP’ye alternatif oluşturan bir demokratik siyasal hareketin yaratılmasına çalışılmalıdır.
Diğer yandan, içinde bulunduğumuz yeni sürecin özelliğine de uygun olarak temel konularda paralel komisyonlar oluşturulmalıdır. Örneğin kadın ve gençlik komisyonları. Yine barış ve demokratikleşme sürecini izleme komisyonu. Alternatif akil insanlar komisyonu. Hakikat ve Adalet komisyonu. Benzer komisyonlar oluşturarak güçlü bir demokratik siyaset hamlesini geliştirmek önemlidir.
Barış ve Demokrasi Konferansı üç noktada pratikleşirse bizce sonuç alabilir. Birincisi medya alanı. Yani basın üzeri propagandaya önem vermek, yeni ortak basın organları örgütlemek, var olan basın-yayın organlarını birleştirmeye çalışmak, oluşan barış ve demokrasi hareketini kitlelere taşıyacaktır.
İkincisi bizzat kitlelere gitmek ve yüz yüze propaganda yapmaktır. Bunun için çok değişik komisyonlar ve propaganda grupları örgütlenebilir. Sadece mitinglerle ve kutlamalarla yetinmeyip mahalle mahalle, kahve kahve, ev ev dolaşabilir. Toplum yeni şeyler duymaya ve yeni yüzler görmeye açıktır.
Üçüncüsü ise örgütleme çalışmasıdır. Halkı HDK ve HDP içinde örgütlemek ve demokratik siyaseti alternatif yapmak için tam bir seferberlik ruhuyla çalışmak gerekir.
Eğer demokratikleşmeyi AKP’den beklemiyorsak ve bunun Barış ve Demokrasi Konferansının işi olduğuna inanıyorsak, o zaman bu üç alandaki pratikleşmeyi gecikmeden ve başarıyla gerçekleştirmek zorundayız. Zaten geliştirilen yeni sürecin ruhu da budur.
Bazıları bu konuda Kürtleri eleştiriyor. AKP’ye güvenilmez, AKP demokratik değişiklikleri yapmaz diyor. Sanki Kürtler AKP’ye güveniyor, bu süreci AKP için geliştiriyor gibi. Halbuki kendilerine ve demokratik güçlere güvenerek bu süreci geliştirdiklerini açıkça söylüyorlar. Sürecin demokratik siyaseti örgütleme ve bu temelde demokratikleşmeyi gerçekleştirme süreci olduğunu belirtiyorlar.
Demekki süreci doğru anlamak, herkese yüklediği örgütsel ve eylemsel görevleri başarmak gerekiyor. Bunun için de doğru bir örgütlenme ve eylem çizgisine ihtiyaç var. Örneğin dar grup örgütlenmesiyle ve ittifaksız tek başına hareket etmekle bu iş olmaz. Yine topluma mal olmayan marjinal eylemlerle de bu iş olmaz.
Başımızı kaldırıp tüm ülkeye bakalım, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin esas olarak nasıl geliştiğini görelim. Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin, Hakilerin, Mazlumların, Kemallerin eylem çizgisini iyi anlayalım! Demokratik siyasetin zaferi bu çizgidedir!..