
NİHAL BAYRAM / MAİNZ
Prof. Dr. Gerhard Trabert, Almanya’nın Mainz kentinde yaşıyor. Birçok insanın ‘Evsizlerin Doktoru’ sıfatıyla tanıdığı Trabert, dünyanın birçok ülkesinde mağdurlara, ihtiyaç sahiplerine, felaketzedelere sağlık hizmeti verdi.
İç savaş günlerinde Yugoslavya’daydı; tsunami olduğunda Sri Lanka’da; büyük depremden hemen sonra Haiti’de. Afganistan, Pakistan, Angola, Libya, Etiyopya, Endonezya, Kenya, Bangladeş… Savaş ve doğal afetlerden dolayı nerede bir felaket yaşanmışsa Prof. Trabert, oradaydı.
Trabert’in son durağı Rojava’ydı; ama buradaki deneyimi, sadece bir yardım çalışması olarak değil politik olarak da onu çok etkiledi. Tanık olduğu toplumsal/politik model ve insan sıcaklığı, aklından çıkmadı.
Trabert ile hem Rojava izlenimlerini hem çalışmalarını hem de acil ihtiyaçları konuştuk.
Çok sayıda ülkeye giderek halka sağlık hizmeti sundunuz. Neyi amaçlıyorsunuz?
Genellikle iç savaş ortamlarında hizmet sundum ve sivil halkın çektiği acılara çok defa tanık oldum. Benim için önemli olan, sivil halk için bir şeyler yapmak. Alman tarihini göz önünde bulundurarak kendime şu soruyu sordum: Bir Alman olarak Hitler vahşetine karşı mücadele edebilir miydim? Bu, benim için özel bir hedef.
Son gittiğiniz yer Rojava oldu. Oraya götüren neydi?
Frankfurt-Kobanê Kardeş Şehir Projesi’nden bir arkadaşım sayesinde haberdar oldum. Daha sonra Rojava’nın yerel demokrasi konseptiyle ilgilendim ve en ince ayrıntılarına kadar araştırdım. Beni en çok, “Özgür toplumun temeli özgür kadındır” sloganı etkiledi.
O sırada Kobanê’de inşasına başlanan yetimhanede ihtiyaç duyulan ilaç, tıbbi cihaz ve diğer acil malzemeleri tespit etmek istedik.
Benim stratejim şu: Uzaktan yardım etmeyi hiç sevmem, olay yerinde olmayı tercih ederim. Mağdur insanları ve onlara yardım edenleri gözümle görmek istedim ve Kobanê’ye gitmeyi başardım. Bu sadece bir dayanışma duruşu değil benim için. Orada gördüğüm insan sıcaklığını hiçbir zaman unutmayacağım.
Neler yaşadınız orada?
Qamişlo’da yaralı YPG/YPJ savaşçılarının olduğu ‘Yaralı Evi’ne gittim. 4 yaralı savaşçıyla aynı odada kaldık. Çoğunun ayağı kesilmişti. Tekerlekli sandalyedeydiler ya da gözleri görmüyordu ama onca acıya rağmen yüzlerindeki merhamet ve güleçlik hiç eksilmemişti. Yaralı olmalarına rağmen savaşçı kıyafetlerini de çıkarmamışlardı. Çok etkileyiciydi.
Bilirsiniz, savaş travması ile en verimli mücadele yöntemi karşılıklı saygı ve saygınlıktır; karşılıklı ilgilenme ve bakım çalışmasıdır. Bu açıdan ortam çok iyiydi.
Etkilendiğim bir diğer anım ise yine o rehabilitasyon merkezinde oldu. Ben ne Arapça ne Kürtçe biliyorum. Orada olanlar arasında da çok az İngilizce bilen var. Bir gece aynı odada kaldığımız yaralı bir YPG savaşçısı, benim yatağıma yaklaştı ve elindeki cep telefonu ile Google üzerinden araştırıp bulduğu bir Almanca cümleyi bana okudu: Doktor, eğer bir şeye ihtiyacın varsa bana söyle.
Nasıl hissettiniz kendinizi?
İnanılmaz bir çılgınlıktır bu: Böylesi insanlık ve dostluk müthiş bir şey.
Kobanê’de kaldığım sürede odayı YPG savaşçıları ile paylaşıyordum ve bunlar arasında bir bacağı tümden kesilmiş bir YPG savaşçısı vardı. Ayrıldığım gün yanıma geldi, derin bakışlarıyla gülümsedi ve bana uzun uzun sarıldı. Kulağıma yaklaşarak “Victory” (Zafer) dedi. Yani bu insanlardaki yaşam umudunu hiçbir yerde bu kadar belirgin görmedim.
Fakat beni en çok etkileyen ve aynı zamanda utandıran, teşekkür eden bakışlar ve gönülden el sıkmalar oldu. Neden etkiledi diye sorarsanız, çünkü böyle bir şey daha önce hiç yaşamadım. Neden utandırdı diye sorarsanız, çünkü bu yaptıklarım benim için çok büyük bir zahmet değildi. Kobanê’ye gitmek ve yardım etmek... Bu benim doktor olarak normal görevimdi.
Bu motivasyonunuzu nereden aldınız?
Dünyada bir şeyler yanlış gidiyor. Başkalarına yardım etmek olağanüstü hale gelmişse, normal görülmüyorsa, işte asıl anormal olan budur.
Rojava’daki yaşam modeli hakkında ne düşünüyorsunuz?
Komün yaşam, her alanda kolektif çalışma ve eşitlik içeren bu sistem, çok değerli. Kapitalist ülkelerde bu modelden çok şey öğrenilebilir. Bu demokrasi modeli, Türkiye gibi diktatörlüğün yaşandığı, diktatör rejimlerin egemen olduğu, demokrasiden adım adım uzaklaşılan bir ülkenin yanıbaşında. Ve model, Kürt bölgesinin askeri gücünden çok daha tehlikeli olarak görülüyor.
Rojava’daki toplumsal model, demokrasi esasıyla inşa ediliyor. Bu insanlar kendilerini o modelle tanımlıyor ve hepsi o modeli perspektif olarak görüyor. Demokrasi karşıtı ülkelerde ise bu model, tehdit olarak görünüyor.
Rojava’da yerel demokrasiyle alttan üste herkesin söz ve karar hakkının olması, herhangi bir hiyerarşinin bulunmaması, çok çeşitli kültürlerin, etnik kimliklerin, dinlerin, inançların, eşit ve ortak yaşaması, kadın-erkek eşitliği var. Ben modelin sadece sözde kalmadığını, gerçekte de var olduğunu, yaşandığını kendim izledim, yaşadım.
Rojava’daki onur, saygı ve hassasiyet, beni çok etkiledi.
Başka nelere tanık oldunuz?
Askeri ve sivil hastaneleri görmek için Qamişlo, Dirbesiyê, Serêkaniyê ve Kobanê’ye gittim. Özellikle kurşun, el bombası, bomba ve benzeri silahlarla yaralananlar vardı. Hem yaralı YPG/YPJ savaşçılarının hem de sivil halkın en temel sorunu, tıbbi ihtiyaçlar. Röntgen cihazları bulunamıyor, ultrason büyük bir sorun, bilgisayarlı tomografi muayenesi çok az yerde mümkün.
Kobanê, iki ayrı kent haline gelmiş. Bir tarafta yerle bir edilmiş evler, binalar; paralelinde ise yeni bir Kobanê. Evler, okullar, hastaneler inşa ediliyor. Yani bir ayağa kalkma, kolları sıvama ve ortak güçle inşa etme oluşmuş, hem Kobanê halkında hem de dostlarında.
Bizi götüren şoför, yıkılan evini gösterdi ve “İşte burada benim yaşamımı yıkmaya çalıştılar ama biz ayakta kalmayı, yaşamayı ve tekrar güçlenmeyi başarıyoruz” dedi. Ben de ona, “Evinin yıkılmış halini görmek seni nasıl etkiliyor” diye sordum. Bana, “Tabii ki öfkeliyim, üzgünüm ama Kobanê’ye inanıyorum, gönülden inanıyorum” dedi. Bu yorumu, tanıştığım birçok insandan duydum.
Kobanê halkı, Kobanê’yi yeniden inşa ediyor. Fakat elbette bu inşa için bizim desteğimize de ihtiyaçları var. Hem dayanışma açısından hem de maddi açıdan…
Şu an siz nasıl bir proje yürütüyorsunuz?
Benim için şu anda en önemli olan, Kobanê’deki yetimhanenin inşa edilmesi. Proje şu anda paramızın bitmesi dolayısıyla durdu ama devam edebilmek için çalışmalarımız yoğun bir tempoda devam ediyor.
Başka projeleriniz var mı?
Qamişlo ile Kobanê kentlerinde arasında bulunan Serêkaniyê’de tıp öğrencileri için yeni bir akademi kurulacak. Ekim’de inşaatı bitiyor ve hizmete açılacak. Öğrenci seçimi, herhangi bir nota bağlı değil. Örneğin Almanya’da ‘NC’ (Numerus Clausus) notu sizin Tıp okuyup okuyamayacağınızı belirler; fakat orada eğer komün “Bize bir doktor gerekiyor” derse bu arayış için görevlendirme yapılıyor. Komün üyeleri, kendi içlerinde doktor olabilecek kişiyi pedagojik, insani ve toplumsal yeteneğine göre seçiyor. Bu öğrenci adayları, önce bir aylık pratik çalışmaya alınıyor ve yetenekleri gözlemleniyor. Bunun ardından Tıp’a kabul ediliyorlar. Yani seçim, herhangi bir not üzerinden değil bireysel yetenekler üzerinden yapılıyor.
Rojava’ya gittiğinizde sanırım Arap halkı ile de görüştünüz. Arap halkı Rojava için ne düşünüyor?
Gözlemlediğim kadarıyla, özellikle de Arap kadınlarından öğrendiğim kadarıyla, Rojava’da sınıf ayrımı ve etnik fark gözetilmiyor. Örneğin bir hastane, ister Kürt, ister Arap olsun, hangi dinden, inançtan olursa olsun herkese eşit yaklaşıyor. Fakat tabii Arap halkının Rojava’yı temelden anlaması uzun zaman alacak. Bu bir geleneklerin çözülmesi sürecidir. On yılı, belki de on yılları alacaktır. Bunu Axîn Amed de vurgulamıştı.
Peki, son olarak: Yarından itibaren neler yapacaksınız?
Rojava’yı Alman kamuoyuna farklı iletişim yolları üzerinden anlatacağım. Yaşam modelini ve bunun başarılı bir şekilde hayata geçirilmesi için gerekenleri… Rojava için şu anda para toplanıyor. Benim stratejim, bir yerden alıp bir yere götürmek değil. Böyle yapmak yerine para götürmek, aletleri oradan almak ve ekonomiyi kalkındırmak, daha iyi.
Kobanê’de Kürdistan Kadın Vakfı ile birlikte çocuk yetimhanesinin inşası, bizim için en acil ve önemli proje. Gereken aletler, tıbbi cihazlar iletildiğinde oraya uçup hem her şeyi kendi gözlerimle görüp emin olmak hem de orada tanıştığım o güzel insanları tekrar görmek istiyorum.
KOBANÊ’DE ÇOCUKLAR: Kiminin yüzü hiç gülmüyor
Axîn Amed, bana çocuk projesinden bahsetti ve Kobanê’de inşa edilmek istenen yetim yurdunu anlattı. İnşaatını gidip bizzat gördüm.
Şu anda sadece Kobanê’de bine yakın çocuk evsiz, sokakta yaşıyor. Bu yetim ve mağdur çocuklar için şimdi bir yetimhane inşa ediliyor. Binada hem okul hem de kalacak yer olacak. Ayrıca boş zamanlarını faydalı bir şekilde harcayabilecekleri alanlar da olacak. Biz gönüllü olan tüm örgütlerle birlikte bu projeyi başarıyla sonuçlandırmak istiyoruz.
Araştırmalara göre Kobanêli çocukların yüzde 80’i, ailesinden en az birini yitirmiş. Bu da ağır bir travma demek oluyor. Kimi çocukların yüzü artık hiç gülmüyor, gülümsemiyorlar bile. Özellikle çocukların suskunluğu, bir noktaya dalıp gitmeleri, anında ağlamaları ya da hiç duygu göstermemeleri, ağır travma izleridir. Ama diğer yandan çocuk dediğin kendini ayakta tutan küçük bir güçtür. Böyle zamanlarda yaşama tutunan, çocuklardır; yaşam mücadelesinin belki de en ağır yükünü o küçük bedenleriyle taşıyan çocuklardır.
Zaman zaman izledim: Bir top peşinde koşan çocuk grupları var mesela ama kısa süre sonra yaşanan travma o çocukları geri çağırıyor ve suskunluğa gömülüyorlar.
DAİŞ 200 metre ötemizdeydi, biz ameliyata devam ediyorduk

Rojava’nın ismini hatırlayamadığım bir yerindeydik, bir hastaneyi ziyarete gittik. O gün bir anne, ikiz çocuklarını getirdi. İki çocuk da erken doğmuştu ve küvöze yerleştirilmeleri gerekiyordu. Fakat hastanın küvözü yoktu ve çocuklardan biri yaşamını yitirdi. Diğer bebeği, Kobanê’de küvözü olan bir hastaneye götürdüler. Bakın, orada acilen küvöze ihtiyaç var, yoksa daha çok bebek ölecek.
Kobanê’de hastane sorumlusu Dr. Naşan Ahmad ile konuştum, bana neler yaşadıklarını anlattı. “Rojava İçin Tıp” (Medizin für Rojava) isimli bir Alman yardım inisiyatifi tarafından kurulan bu sağlık merkezinin eksik cihazlarını ve malzemelerini ayrıntılı şekilde not ettik.
Kobanê Hospital’in sorumlusu Dr. Hikmet Ahmad ile de görüştüm. Dr. Ahmad, ayda beş yüz ameliyat yapılması gerektiğini söyledi. Orada görev yapan Dr. Kurdu Abdi isimli cerrah, tıbbi cihazlara, malzemeye acilen ihtiyaç duyduklarını aktardı. Özellikle kemik kırılmalarında kemiklerin tekrar kaynaşması için vidalarla sıkı sıkıya bağlayan aletlere ihtiyaç olduğunu söyledi.
Bu hastanelere hem yaralı erkek ve kadın savaşçılar hem de siviller geliyor. Dr. Abdi bana, bir seferinde DAİŞ’in hastaneye 200 metre yaklaştığını ama o durumda bile ameliyata kararlı biçimde devam ettiklerini, başarılı bir şekilde sonlandırdıklarını anlattı. Bu cesareti hayranlıkla dinledim. Doktor Abdi, sonra şöyle dedi: “İster savaş olsun ister barış; biz buradayız ve görevimizi yapıyoruz.”
Kadın devriminin teorisi, gülün teorisidir
Başka bir zaman, Qamişlo’da Rojava Özgür Kadın Vakfı (WJAR) Sözcüsü Axîn Amed ile görüştüm. Bana kadınların yerel yönetim sisteminin nasıl olduğunu anlattı. Şu cümlesi çok güzeldi: “Kadın devriminin teorisi, gülün teorisidir. Gül, kendisini savunur.”
O kadar özgüvenli kadınlarla tanıştım ki… Özgürlük Hareketi’nde yer alan Kürt kadınlarının özgüveni beni çok etkiledi.
Axîn Amed’le toplum modeli üzerine konuştuk. Bana ilginç gelen şuydu: Birçok kadın, kendi pozisyonunu yönetici olarak tanımlamıyor. Yanımdaki tercüman hep, “Bu kadın arkadaş, şu alandan sorumlu” diye anlatıyordu. Hiçbir zaman hiyerarşik sistemin yönetici, patron gibi terimlerini kullanmadılar.
Almanya’daki iş alanlarında, şirketlerde yönetim kademesinde bulunanların yalnızca yüzde 6’sı kadındır; Kobanê’de ise sorumlu olanların yüzde 60’ı kadın. Sadece bu rakama bakmak bile eşitliği gözler önüne seriyor.
