CHP tarafından gündemleştirilen proje, teorik olarak doğru gözükmekle birlikte pratiğe yansımasında iki ciddi risk taşımaktadır.
Öncelikle ifade etmek gerekir ki, “çatışma çözümü” konusunda deneyim sahibi birçok ülkede benzer mekanizmalar kullanılmıştır. Türkiye’de ise şimdiye kadar bu mekanizmaları savunan daha çok Kürt siyasi aktörleri olmuştur.
Benim birinci risk olarak tarif etmeye çalıştığım nokta tam burada başlamaktadır. Muhalefeti kendi projesi ile etkisizleştirme arayışı Türkiye yönetim geleneğinde köklü alışkanlıklardan birisidir. Bunun bir kaz daha denenmesi, hem de iktidarı, ana muhalefeti ile birlikte bu projenin hayata geçirilmeye çalışılması önemli bir girişimdir.
Birinci risk daha çok niyet ve amaçla ilgili olmasına rağmen ikinci risk aktörlerle ilgilidir. İktidar ve ana muhalefet partilerinin yansıttığı gibi MHP’nin projeye dahil olup olmamasından daha önemlisi BDP’nin projede nasıl bir rol alacağıdır.
BDP’yi bir yol ayrımı ile karşı karşıya getirerek tercihe zorlama planı bu sefer daha net biçimde hayata geçirilecektir.  Bugün iktidar adına sürdürülen söylem ve filli tutuklama operasyonları yeni bir formatla devam ettirilecektir.
“Ya eski ve yeni devletin temsilcisi partilerle birlikte çözüme katkı sunarsın ya daha yoğun bir dışlanmaya maruz kalırsın” dayatması önümüzdeki günlerde daha yüksek sesle ifade edilecektir. Bir yandan baskı ve kuşatma bu nedenle artırılacak, diğer yandan iç kırılmaları teşvik edecek söylemlerin beklenti oluşturması hedeflenecektir. Bir yandan belediye başkanları ve milletvekillerine yönelen operasyonlar diğer yandan yeni anayasa yazılma süreci bunun en açık göstergesidir.
Böyle bir projenin dillendirilmek zorunda kalınması bile çözümsüzlüğün sürdürülemez noktaya gelmesi açısından önemlidir. Özellikle Suriye ve Irak’ta yaşanacak gelişmeler yanında, mevsimsel koşullara paralel yoğunlaşan eylemler yeni bir hamleyi zorunlu kılmaktadır.
Bu proje Kürt siyasetini kapsamadığı müddetçe hiçbir başarı şansına sahip olmayacaktır. Sorunun doğrudan aktörü olan güçleri dışarıda bırakmak yerine içine alarak süreci yönetmeye çalışmak, projenin eskilerden daha kapsamlı olduğunu göstermeye yetmektedir.
Bu projeyi sadece sahne önündeki isimlerin kişisel çabaları bağlamında ele almak son derece yanıltıcı olur. Bu süreç siyasetin yeniden dizayn edilmesi, dolayısı ile iktidar partisinden kaynaklı boşluğun ana muhalefet eliyle doldurulması arayışlarını da beraberinde getirecektir. Yeni CHP, bunu başarabilecek performansı gösterdiği ölçüde mümkün olacaktır.