Türkiye hem içerde hem de dışarda hiç kimseyi memnun etmeyen, problemli bir görüntü veriyor. Amaçlarına tehditle, şantajla ulaşmaya çalışan; bunun için bütün araçları kullanmakta ve bu uğurda herkesle çalışmakta hiçbir sakınca görmeyen politik tutum hem iç hem de dış politikada öne çıkıyor.
Suriye’de ortaya çıkan iç savaş Türkiye’nin zaten oturmamış iç dengelerini büsbütün bozdu. Aslında Türkiye’ye bir tür boy aynası tuttu da diyebiliriz. Bugüne kadar kendilerine dair yerli yersiz yakıştırmalarda bulunan; Ergenekoncular, Fethullahçılar, AKP çevreleri aslında bir nevi boylarının ölçüsünü de almış oldular.
Güya bölgenin büyük ağabeyi olmaya soyunanlar; bütün Ortadoğu coğrafyasından neredeyse tamamen dışlanmış durumdalar. Ortadoğu’nun en problemli Suudi ve Katar rejimlerinden başka dostları kalmadı. Türkiye’nin Ortadoğu’da dört ülkede diplomatik temsilciliği bulunmuyor; İran gibi diplomatik temsilcilik bulunan ülkelerle ise ilişkiler oldukça kötü.
IŞİD’le Türkiye’den kimi hükümet çevrelerinin ilişkilerini ilk olarak ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden bir toplantıda dile getirmişti, bu iddiaya tepkiler gecikmemiş ve sonrasında her iki tarafı da memnun eden bir yol bulunmaya çalışılmıştı.
Ama bu iddiaların bir türlü sonu gelmedi; Batı kamuoyunda Türkiye’de hükümet içinden kimi çevrelerin IŞİD’le ilişkisi yaygın bir kanaate dönüştü. G-20 zirvesinin hemen sonrasında Putin’in "G-20 zirvesine katılan kimi ülkelerin IŞİD’e destek verdiklerini" iddia etmesi aslında Türkiye ile Rusya arasında sonrasında ortaya çıkan gelişmelerin işaret fişeğiydi gibiydi.
Uçak krizi sonrasında Rusya, Türkiye-IŞİD işbirliğine yönelik iddialarını daha doğrudan ifade eder hale geldi. Sonrasında Avrupa basınında bu mealde çıkan yazılar yayınlanmaya başlandı. Son olarak, İsrail Savunma Bakanı Moshe Yaalon’un Yunanistan ziyaretinde "Sizin de bildiğiniz gibi IŞİD çok uzun bir süre petrol karşılığı aldığı Türk parasının keyfini çıkardı, bunun sona ereceğini umuyorum" demesi, dünya kamuoyunda Türkiye’nin nasıl algılandığını göstermesi bakımından oldukça önemli olsa gerekir.
Irak’ta Başika Kampı tartışmalarında ne dediklerini kendileri dahi bilmiyor, söylenenlerin de hiçbir tutarlılığı yok; ne orada kalabiliyorlar, ne de geri çekilecek halleri var. Hem IŞİD’e sözde karşılar hem de Fırat’ın batısına kırmızı çizgi çiziyorlar.
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Türkiye’ye gelir gelmez; daha ayağının tozuyla mevcut iktidar tarafından dışlanmış kesimlerle görüştü, onları cesaretlendirici bir dil kullandı. Bu aslında içerdeki problemlerin mevcut hükümet tarafından çözülemediğinin veya çözüm metotlarının ABD tarafından kabul edilmediğinin göstergesiydi. Mevcut haliyle Türkiye etrafındaki problemlerin çözümüne de katkı sunan bir ülkeden çok sorunları büyüten bir ülke görüntüsü veriyor.
Ne demokratikleşmeye güçleri yetiyor ne de kuvvet kullanıp düşmanlarını yok etmeye! Onca bel altı operasyona rağmen; Esad yönetimi hala Suriye denkleminin önemli bir bileşeni olarak duruyor ve durmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
İçerde muazzam emeklerle bir yere kadar getirilmiş "Çözüm Süreci" şimdi kendilerinin bile inanmadıkları gerekçelerle ortadan kaldırıldı. Geldiğimiz yer ortada! Bu durum kandan beslenen siyaset bezirganlarının bir süre daha iktidar üretmesine yaramış olabilir; geçmişte Kürt öldürmeyi, bir tür gayri insani Hobiye dönüştürmüş olan Ergenekoncuyu/eski JİTEM’ciyi Sur manzaraları memnun edebilir.
(…) ama bunun bir sonu var; kimse bunun sonsuza kadar süreceğini, kendi aralarındaki iktidar oyununu; Kürtleri, Alevileri, Solcuları öldürerek sürdürebileceğini düşünmemeli. Bu ülke Çillerlerin, Ağarların akıbetini yaşadı; bu yolun çıkmaz sokak olduğunu hepimiz biliyoruz!
Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar edenler, zulmü arttırarak sonuç alabileceğini sananlar büyük yanıldıklarını görecekler! Bu halkın özgür/eşit yurttaş olma mücadelesini baskı ve zulümle yok etmeye, ezmeye çalışanlar tıpkı daha öncekiler gibi hatta onlardan daha pespaye olarak siyaset sahnesini terk edecekler.
Cizre’de bir evde beş cenaze ile mahsur kalan kimisi ağır yaralı yirmi dört insana reva görülen bu muamele kolektif olarak işlenmiş bir insanlık suçudur. Bu barbarlığı bütün dünyanın gözünün içine bakarak yapanlar bununla ne yapmaya çalışıyorlar?
Bütün Ortadoğu’nun yeniden yapılandığı böyle bir dönemde Kürtleri ezmeye ama aynı zamanda onları yersiz, aşırı tepkiler vermeye zorlayarak provoke etmeye mi çalışıyorlar?