
‘Normal’ savaş bedeni, psikolojik savaş ise ruhu, umudu ve kazanma bilincini öldürür. Bu anlamda psikolijik savaş, ‘normal’ savaştan çok daha tehlikeli, tahrip edici ve dolayısıyla çok daha fazla sonuç alıcıdır. Psikolojik savaşı çözümlemeyen, onun etkisinden kurtulmayan ve bu savaşın ‘bilanço’suna inanan bireyler ve toplumlar asla iflah olmazlar.
İşte genelde Türk devletinin, özelde ise Yeşil Ergenekon’un son altı aydır ısrarla sürdürdüğü ve adeta bir can simidi olarak gördüğü psikolojik savaşın esas nedeni budur. ‘Normal’ savaş yöntemiyle sonuç alamayan Yeşil Ergenekon ve Tayyip Erdoğan, psikolojik savaşla sonuç almayı bir konsept olarak ele aldığı için ne gerekiyorsa onu yapıyor. Psikolojik savaştan sorumlu kılınan Atalay’ın ‘sınır ötesi müdahale de, KCK operasyonları da uzun uzun düşünülen ve üzerinde konuşulan bir planlamanın ürünüdür’ demesi, AKP ve dolayısıyla devletin psikolojik savaşı nasıl planlı ve uzun vadeli bir konsep biçimde ele aldığını gösteren en önemli göstergelerden birisidir.
Son otuz yılın tecrübesini, ABD’nin tekniğini, İsrail’in istihbaratını, Güney’de bazı kesimlerin sağladığı lojistik desteğini harmanlayıp kullanan Yeşil Ergenekon ve AKP Hükümeti sürdürdüğü özel psikolojik savaşla sonuç alacağını düşündüğünden, diğer iktidarlardan çok daha zalim ve katliamcı rolünü oynuyor. Bu psikolojik ve özel savaşın en önemli silahlardan birisi kimyasalın çok vahşice kullanılmasıdır. Uluslararası hukuku ve insan haklarını hiçe sayan Tayyip Erdoğan ve hükümeti sözcüğün gerçek anlamında savaş suçu işliyor. Yalan, karalama, iftira, çamur atma, gözdağı verme gibi ahlaki olmayan temel olgular ise, bu özel ve psikolojik savaşın temel argümanı oluyor.
Medya, bu argümanları günlerce değişik biçimlere sokarak, evirip çevirerek, farklı renklere büründürerek, Tayyip Erdoğan’ın bel bağladığı bu kirli ve özel psikolojik savaşına adeta kan pompalıyor. Bugün ‘Yandaş Medya’ dördüncü kuvvet değil, özel ve psikolojik savaşın birinci kuvveti olarak rol oynuyor.
Herkes çok iyi biliyor ki ‘Yandaş Medya’, özel psikolojik savaşın çok özel bir kolu olarak bizzat Tayyip Erdoğan tarafından hazırlandı. Bu medyaya ölçü ve biçim veren Erdoğan oldu. Psikolojik savaş kararından hemen sonra Tayyip Erdoğan’ın yapmış olduğu bir brifing’te bu özel medya grubuna çok özel yaklaşım göstermiştir. ‘Ben ne dersem o olacak’ diyen Erdoğan, gerçekten de onun dediği gibi olmuştur. Brifing’ten sonra medya haberlerinden köşe yazılarına, yorum ve izlenimlerden konuklara kadar her şey yeni baştan ele alınmış ve değiştirilmiştir. O günden bugüne kadar bir tek BDP’li ekrana çıkartılmamış, tek bir gazete BDP’nin açıklama ve hükümeti eleştiren değerlendirmeleri sayfalarına almamıştır. Tam tersine gözaltına alınan her BDP’li, KCK’li diye haber konusu yapılmıştır. Zaman, Şafak, Akşam, Taraf, Sabah, Star, Samanyolu gibi gazete ve TV kanalları çok daha özel ve psikolojik eksenli yayın yaptıkları kesindir.
Kürtlerin psikolojisini tamamen dağıtma ve yıkmayı hedefleyen bu gazete ve TV kanallarının haberleri polis, Özel Tim, JİTEM, MİT ve Başbakana bağlı müsteşarlar tarafından hazırlandığını ve yine bunlar tarafından yayına sokulduğunu biliyoruz. Daha çok beyinin anlam yitirmesine, yüreğin dağılmasına, ruhun parçalanmasına hitap eden haber ve yorumlar ve hatta görüntüler tamamen Tayyip Erdoğan’ın istem ve talepleri doğrultusunda gerçekleşmektedir. Her gün Sabah ve Zaman gazetesini okuyup TV izleyen on kişiden en az birkaç kişinin psikolojisinin bozulacağı kesindir. Evet, Tayyip Erdoğan yayın yapan gazete ve kanalları kendi siyasi çıkarları temelinden yeniden dizayn ederek, sürdürdüğü özel psikolojik savaşını daha fazla tırmandırma çabası içerisindedir.
Peki, Tayyip Erdoğan ve yeşil sermaye bu psikolojik savaşla başarıya ulaşacak mı? Büyük bir yanılsama ve İllusion olan bu psikolojik savaş gerçekten de sonuç verecek mi?
Hiç kuşkusuz ki ‘hayır’ demek için birçok gerekçe vardır. Her şeyden önce insan iradesini kıracak hiçbir silah daha yaratılmamıştır. İkincisi, devrimci savaşa karşı, karşı devrim her zaman kayb etmiştir. Üçüncüsü, belli zorlanma ve kimi muğlaklıklar yaşansa da her zaman devrimci mücadele çizgisi zaferle sonuçlanmıştır. Bu sefer de böyle olacaktır. Tayyip Erdoğan kanser hastalığını kabul etse de etmese de, ömrü yetse de yetmese de zafer Kürt halkının olacaktır...