Halit ERMİŞ

Trump-Putin, dünyanın iki süper ülkesinin başkanları. Dünyanın kaderini çizmek için bir araya geliyor. Bütün dünya basını bu “tarihi buluşma”yı son dakika olarak geçiyor. Herkes toplantı sonrasında yapılacak açıklamaya kilitleniyor. Küresel sistemin yaşadığı bunalım ve kaosun aşılmasında bu iki zatın ağzından çıkacaklara kulak kabartılıyor. Gözler ekranlarda, kulaklar dış seslere kapalı.

“İnsanlar ölüyor” diyor Trump ve Putin açıklamalarında. “İki ülke kendi aralarında anlaşırlarsa insanlar ölmeyecek.” Bunun için ortak çaba gösterilecekmiş. İki ülke sorunları körükleme yerine, "kendi ülkelerinin menfaatlerini gözeterek” birlikte hareket etmeyi tercih edeceklermiş.

Şimdiye kadar nasıldı? Esas olan kendi ülke çıkarları değil miydi? Madem "kendi ülke çıkarları” insanların ölümünü engelliyor idi, yüzbinlerce insan neden öldü?

Madem kendi ülke çıkarlarını gözeterek anlaşmak, birlikte hareket etmek savaşı bitirecek idiyse binlerce yıllık Ortadoğu tarihi neden yerle bir oldu?

Madem iki ülke çıkarlarını gözeterek hareket etmek sorunları çözüyor idiyse, Kürtler kendi topraklarında neden boğazlanıyorlar. Yoksa “kendi ülke çıkarları” halkların boğazlanmasından mı geçiyor? Öyle değilse Kürtlerin boğazlanmasının nedeni ve sorumlusu kim?

Efrîn’in kapılarını barbar TC/DAİŞ çete yapılarına açan Rusya değil miydi? Bir halk kendi topraklarında boğazlanırken, sürgün edilirken, bir coğrafyanın demografyası bu çeteler eliyle değiştirilirken, dünyanın bu iki “süper gücü” neden sadece izlediler.

Bu iki süper güç, İdlip, Deraa, Kuneytra’daki çetelerin ne olacağını, sivillerin nereye gönderileceğini, Suriye’nin geleceğini, Türkiye’yi, İran’ı, İsrail’i konuşurken, neden hiç TC/DAİŞ işgali altındaki Efrîn’den söz etmiyorlar?

Özellikle Rusya, Efrîn’i TC/DAİŞ işgaline açtığı için en büyük suç ortağıdır. TC/DAİŞ gün geçmiyor ki, Efrîn’de bir insanlık suçu işlemesin. Gün geçmiyor ki bir kaçırma, taciz, tecavüz haberi Efrîn’den gelmesin. Gün geçmiyor ki, hırsızlık, talan yapılmasın. Çete devleti ve örgütü TC/DAİŞ tam karakterlerine uygun şekilde her türlü insanlık suçunu işliyor, her türlü ahlaksızlığı meşru bir hak gibi görüyorlar. Ne gariptir ki, bu suçlarını İslamiyet, Allah, peygamber adını kullanarak ironik bir şekilde meşrulaştırma kavgası veriyorlar.

Kürtler Suriye’nin doğusunda DAİŞ’e darbeler vururken, TC kendilerine bağlı hareket eden, katliam yapan bu çeteleri değişik yollardan İdlib ve Efrîn’e kaçırıyor. Burada her türlü suçta kullanıyor. Bunu da dünyanın “süper güçleri”nin desturu dahilinde yapıyor. Yetmiyor Efrîn’de her türlü taciz, tecavüz, kaçırma, soygun, talan işinde kullandıktan sonra da güney Kürdistan dağlarına götürerek orada yeniden Kürtlere karşı savaşta kullanıyor. İşin özü bir halk çete devleti ve örgütü TC/DAİŞ tarafından boğazlanırken “süper güçler” sadece izliyor.

ABD mi çekilir İran mı?

Son günlerin en fazla konuşulan bir başka konusu ise ABD’nin mi Suriye’den çekileceği yoksa İran’ın mı?

ABD; İran, Suriye’de olduğu sürece çekilmeyeceğini açıklarken, İran ise Suriye devleti istemediği sürece çekilmeyeceğini deklere etti.

İki bilinmeyenli denklem gibi. Aslında ikisi de doğru değil. İkisi de doğru konuşmuyor. Çünkü ikisinin de çekilmeye niyetleri yok. İkisi de bu bölgeyi kaybetmeyi göze almıyor. Çünkü ikisi için de Suriye sadece Suriye değil.

ABD de, İran da Suriye’den çekilmelerinin bölge hakimiyetleri açısından büyük darbe olacağını gayet iyi biliyorlar.

ABD; Suriye, Ürdün, Yemen, Lübnan, Irak üzerinde hakimiyet kurarak İran’ı kendi coğrafyasına sıkıştırarak kuşatmaya çalışıyor. İran ise bu çembere alınma ve sonrasında olası saldırıları tehlikesini gayet iyi gördüğünden kollarını etrafına açarak geniş bir hareket alanı oluşturmaya ve bu şekilde her türlü tazyik ve basıncı boşa çıkarmaya çalışıyor.

İran’ın çekilmesi demek, kendisine yönelik her hangi bir ABD-İsrail saldırısı olmazsa dahi, bölge hakimiyetini yitirmek demektir. Dolayısıyla bunu göze alması mümkün değildir. İran, Suriye ve Irak hükümetlerinin kendisinden ülkesini terk etmesini istemeyeceğini bildiği için, çekilmesinin onların talebine bağlı olduğunu açıkladı.

ABD de, İran’ın bölgeden çekilmeyeceğini bildiğinden, bölgeden çekilmesine böyle bir şarta bağladı. Dolayısıyla bölgede savaşın kısa sürede biteceğini, iki “süper gücün” anlaşmasının bunu da beraberinde getireceğini söylemek oldukça zor.