9 Ekim’de Türkiye’nin Rojava’ya karşı başlattığı soykırım saldırısı şimdiden büyük sonuçlar doğurdu. Birçok şey daha iyi anlaşılır ve görünür oldu. En çok anlaşılan ve görülen Türkiye’nin Kürtler üzerinde bir soykırım planı yürüttüğüdür. Bilindiği gibi İran, Suriye, Türkiye arasındaki çelişkiler, çatışmalar hangi boyutta olursa olsun Kürtlerin tasfiyesi noktasında ortaklaşıyor, anlaşıyorlar. İran’ın, Suriye’nin, Irak’ın Kürtlerle sorunları var, fakat Türkiye’nin bütün Kürtlerle sorunu ve düşmanlığı var. Türkiye kendi Kürt sorununu çözmedikçe diğer parçalardaki çözümlerin mümkün ve kalıcı olamayacağı artık netleşmiştir. Türkiye bütün varlığını ve birikimini piyasaya sürerek dünyada Kürt düşmanlığının öncülüğünü yapmaktadır.
21. yüzyılda Hitler’de olmayan bir pervasızlıkla Erdoğan Kürt soykırım planını dünyanın gözü önünde uygulamaya çalışmaktadır. Kürtleri nasıl tasfiye edeceğini haritalarla BM kürsüsünde bile dile getirmektedir.
Erdoğan Rusya’nın teşvikleriyle Kuzey Suriye’ye saldırdı. Trump yönetimi askerlerini geri çekerek, hava sahasını açarak bu soykırım saldırılarının önünü açtı. Kürtler bu soykırım ve kazanımlarının ortadan kaldırılması saldırılarına direndiler. Bir hafta içerisinde dünya insanlığının vicdanı kazanıldı. Kürtlerin Türkiye için bir tehdit olmadığını, Suriye’deki nüfuslarının ve güçlerinin buna yetmediğini bütün dünya biliyordu. Türkiye’nin elinde NATO’nun ikinci büyük ordusu vardı, DAİŞ ve Nusra’dan devşirdiği on binlerce çete gücüyle insanlığa karşı ne kadar suç varsa bunu işlemeye hazır güçler vardı. Amerika ve Trump’a baskılar artınca ateşkes gündeme geldi. Bu ateşkesle anlaşıldı ki Amerika Girê Spî ve Serêkaniyê bölgesini Türkiye’ye bırakıyor. QSD ise sadece ateşkesi kabul ederek güçlerini belirtilen bölgeden geri çekti.
Bu beş günlük geçici ateşkes süresi bitmeden Erdoğan, Putin’in yanına koştu. Uzun pazarlıklar sonucunda Putin’le Kürtlerin tasfiyesi ve bütün kazanımlarının ortadan kaldırılması üzerine bir anlaşma imzaladı. Putin yönetimi Kürtlerle hiç görüşme gereğini duymadan, görüşlerini sormadan Suriye kendi mülküymüş gibi Erdoğan’la anlaşma imzalıyor. Kürtlere kalan Rusya’nın emir ve talimatlarını yerine getirmektir! Bunu da çok kaba ve hoyratça Kürtlere dayattılar. Biz Kürtleri soykırımdan kurtardık, kabul etmezseniz Türkler size saldıracak diye Türk sopasıyla Kürtleri teslime zorluyorlar.
Burada ortaya çıkan en ilginç ve önemli bir nokta hem Trump’ın hem de Putin’in Kürtler bize teşekkür etsin, biz olmasaydık Erdoğan Kürt soykırımını tamamlayacaktı. Görüldüğü gibi dünyayı yönettiğini ilan eden iki güç Türklerin Kürtler üzerindeki soykırım planlarını biliyor. Buna karşı soykırım insanlık suçudur deyip kararlı tutum alacaklarına Türkiye’ye tavizler vererek, Kürtleri parça parça ikram ederek Türkiye’yi durduracaklarını, Kürt soykırımını da sınırlayacaklarını sanıyorlar. İşin ilginç tarafı Türkiye’yle kendileri anlaşma yapıyor, Türkiye’yi Suriye’de güç haline getirip taraf yapıyorlar. Ki, Türkiye hiçbir şekilde Kürtlerin varlığının ve haklarının olmaması temelinde Suriye’dedir. Bu durumda Rusya ve Amerika nasıl Kürt soykırımını önlemiş oluyorlar. Zaten Amerika ve koalisyon güçleri yıllarca DAİŞ’e karşı Kürtlerle ortak yürüttüğü mücadelenin bütün kazanımları ortadan kaldırıldı.
Kuzey-Doğu Suriye’de hiçbir varlığı olmayan rejim ve Suriye’nin bir kurşun sıkmadan gelip üzerine oturmanın yolunu açtı. Suriye topraklarında hiçbir hakkı olmayan Türkiye’nin hem işgalle hem de elindeki çetelerle Suriye’ye şekil vermeye ortak yaptılar. Herkes Suriye’de savaşın sona ermesi ve siyasi yollarla çözüm arayışındayken Türkiye hiçbir gereği yokken sadece Kürt soykırımı eksenli yeni bir işgal, kaos ve insani krize yol açtı. Suriye’de daha önce yaşattığı felaket yetmiyormuş gibi yeni bir felakete yol açtı.
Avrupa’daki devletler İkinci Dünya Savaşının ortaya çıkmasında büyük rol oynadılar. Hitler’in önünü kesmek mümkünken taviz vererek, uzlaşarak, çıkar hesapları yaparak Hitler’i durduracaklarını sandılar. Ancak faşizm bu yol ve yöntemlerle durdurulamazdı. Sonuçta bütün dünya ve insanlık için bir yıkım yaşandı. Aynı tutarsız, çıkarcı ve oportünist politikalarla Türk soykırımcılığı ve Erdoğan faşizmi durdurulamaz. Erdoğan’ın Suriye’ye girmesinin hiçbir hukuki ve meşru dayanağı yoktur. Bunu bildikleri için Türk yetkilileri şimdi işgalin meşruiyetini Rusya ve Amerika’yla imzaladığı anlaşmalara dayandırıyor. Halbuki Amerika ve Rusya Suriye’nin sahipleri değiller. Suriye halkları adına karar verme yetkileri yoktu. Trump ve Putin binlerce Kürt’ün ve Suriye vatandaşlarının öldürülmesine, köylerin ve kentlerin yıkılmasına, göçlere onay veriyorlar. Başınıza gelen bu felakete şükredin, diyorlar. Eğer biz bunu da yapmasaydık Türkler tümden sizi yok edecekti. Sizi tümden yok edişten kurtardığımız için bize teşekkür edin, diyorlar. Evet, devlet ve egemenlik odaklı zihniyetin kör çıkarlara dayalı, vicdandan arındırılmış politikaların halklara yıkım ve felaket getireceği ortadadır. Buna karşı halkların vicdanını, direnişini ve birliğini güçlendirmeliyiz.