Dörtlü zirveyi redderek Erdoğan ile Moskova’da buluşan Putin, kendisinin belirlediği zaman ve mekanda görüşmeyi gerçekleştirmiş oldu. 5 Mart görüşmesi, Rusya’ya istediği sonucu verdi.

AZİZ KÖYLÜOĞLU

Her zaman ki gibi Erdoğan ile Putin görüşmesinde kazanan Putin oldu. Bu öngörülen bir durumdu. Çünkü güçlü ile güçsüz karşılaşmasında güçlünün kazanacağını bilinir.  Hem içeride hem de dışarıda uyguladığı gerilim ve saldırganlık politikası ile Türkiye’yi bir çıkmaza sürükleyen Erdoğan ise Moskova kapılarından eli boş dönmek zorunda kalıyor.

Gerginlik ve saldırganlık politikasıyla bir yere varılmayacağı Moskova’da 5 Mart görüşmelerinde bir kez daha teyit edilmiş oldu.

Ne olmuştu?

Suriye’de herşey şu an itibariyle Rusya’nın istediği istikamete ilerlediği açık. Bu durum Rus uçağının düşürülmesiyle başladı. Rusya uçağının düşürülmesinden sonra Suriye siyasetindeki kaygılarını bir tarafa bıraktı ve bölgesel siyasetinde Suriye’yi önceledi. Hem Suriye yönetimini ayakta tutmak hem de bölge siyasetinde Suriye’yi minavela olarak kullandı. Bunda da şimdiye kadar başarılı oldu. Rusya’nın Suriye de başarılı olmasında hem Avrupa, ABD’nin başarısız ve stratejiden yoksun politikaları da etkili oldu.

Astana süreci de Rusya’nın Kürt kartına oynamasıyla başladı. Rusya, Erdoğan Türkiyesine “Eğer Suriye’de isteğimiz çizgiye gelmezseniz, Kürtlere askeri ve siyasi destek veririm” şeklinde tehdit etti. Bu tehditler Erdoğan’ı Putin’in ayağına götürdü.

Sıkışan Suriye yönetimine nefes aldıran Astana görüşmeleri, Türkiye-Katar destekli çete gruplarıyla, Suudi Arabistan destekli gruplar arasında ayrışmaya ve iç çatışmaya neden oldu.

Bu kırılma Suriye rejimine ciddi bir nefes oldu. Bunda Putin ile Erdoğan arasında oluşan ilişki etkili oldu.

Rusya Erdoğan’ı kullandı

Silahlı gruplar arasında çatışmalar derinleştikçe, Suriye devleti toparlandı ve elindeki toprakları genişletmeye başladı. Erdoğan’ın burada belirleyici oldu. Halep, Hema, Humus, Ğuta ve en son Deraa’da bu senaryo tekrarlandı.

Türkiye ve Katar tarafından desteklenen radikal çete gruplarıyla  diğer grupların arasındaki çatışmaların derinleşmesinde, Erdoğan’ın dahil olduğu Astana süreci belirleyici oldu. Şu anda bu politika İdlib’de sürüyor.

Putin dörtlü zirveyi reddetti

İdlib’de Türk ordusu ve çeteleri ile Suriye rejim güçleri arasında yaşanan çatışmalarda yüzlerce Türk askeri ve çetesi öldürüldü. Bununla birlikte Rusya askeri istihbaratının üst düzey üyeleri dahil, Suriye ordusundan çok sayıda kişi yaşamını öldürüldü. Vekalet savaşından asiller şavaşına evrilen Suriye iç savaşı, bölgesel bir savaşa doğru evriliyordu. Rusya faktöründen kaynaklı olarak, Erdoğan böyle bir evrilmeyi istemiyordu. Bunun için uzun süre Putin ile görüşme talep ediyordu ve bu görüşmenin Avrupa liderlerinin katılmasıyla gerçekleşmesini istiyordu. Dörtlü format olarak bilinen Almanya, Fransa, Türkiye ve Rusya liderleri arasında planlanan görüşmeyi, Putin reddeti ve ikili görüşmelerde ısrar etti.

Putin görüşmeleri ikili olarak yaparak elini güçlendirirken, saha da ilerlemeyi esas aldı. M5 yolunun tamamen Suriye güçlerinin eline geçmesi ve Hama’nın kuzeyinde Suriye ordusunun ilerlemesi, İdlib’deki dengeleri alt üst etti. Suriye askeri güçleri ilerledikçe Türkiye’nin daha fazla gözlem noktası çembere alındı. Bu durum Erdoğan rejimi için bir çıkmaz noktasıydı. Ya İdlib’den çekilecekti ya da çatışmalara resmi (zaten gayri resmi içindeydi) olarak dahil olacaktı.

Türk askerleri hedef seçildi

Putin dörtlü görüşmeye yanaşmayınca, Erdoğan İdlib’deki söylmelerinin çıtasını yükselti ve “Rejim Soçi anlaşması sınırlarına çekilmese, biz onları o sınırlara süreceğiz” dedi. Bu söylemin akabinde Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriye rejimine savaş ilan ederek ‘Bahar Kalkanı’ adı altında Suriye ordusuna dönük saldırı başlattı. Bu saldırılarda Suriye ordu güçlerinden büyük oldu. 3 savaş uçağı düşürüldü. Erdoğan rejimi, bütün çetelerini harekete geçirdi. Suriye ordu güçlerini geri çekilmeye zorladı. Rusya’nın desteğini alan Suriye kısmı de olsa ilerlemesini sürdürdü. M4 ve M5 yollarının kesişme noktası olan Saraqib çatışmaların merkezi oldu. Rusya ise Türk güçlerini sınırlandırmak için doğrudan Türk askerini hedefleyen saldırılar yaptı.

5 Mart’ta Erdoğan ve Putin arasında 2 saat 40 dakika, heyetler arası görüşmeler ise 3 saat sürdü. Toplamda 5 saat 40 dakikalık bir görüşme oldu. Görüşme Putin’in istediği zaman ve mekanda gerçekleşti. Bu da görüşmede Rusya’nın istediği sonucun çıkacağını gösteriyordu. Böyle de oldu.

6 saate yakın süren görüşmeden bir ateşkes çıkmaması bunun yerine daha geniş bir taşıyan “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır” tabirinin kullanılması önemliydi. Çünkü Rusya göre Türk çeteleri ateşkesleri kendilerini güçlendirmek için kullanıyorlar.

Putin’den operasyon sürecek mesajı

Erdoğan yaptığı açıklamayla Rusya’nın İdlib politikasına razı olduğu gösteren açıklamasında “Rejimin doğrudan askerlerimizi hedef alan saldırganlığı sebebiyle yaşanan üzüntü verici hadiselerin ardından İdlib’de yeni bir statünün oluşturulması kaçınılmaz hale gelmiştir” dedi. Putin ise, BM’nin “terör” örgütleri olarak gördüğü çete gruplarına karşı saldırılarını sürdüreceklerini belirtirek, bir sessizlik dönemi olsa da yakın zamanda yeniden saldırılarına başlayacaklarının mesajını verdi.

M4’ün güneyinde çetelerin yaşama şansı azalıyor

Soçi muhtırasının devamı olan Moskova toplantısında yer alan “M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecek” maddesi, çete gruplarının M4 otoyolunun güneyinde yaşama şanslarını ortadan kaldırıyor. Rusya’nın bu talebi Soçi muhtırasında dile getirilse de o zamanda uygulama şansı yoktu. Türkiye’nin de bunu uygulama şansı yok gibi. Eğer uygulanırsa, Hama ve Latkiye tamamı İdlib’in büyük bölümü Suriye devlet güçlerinin eline geçmiş olacak. Bu gerekçeyle Rusya ve Suriye yakın zamanda bu bölgeye Erdoğan’ın sessizliğini satın alarak bir saldırı başlatacağını gösteriyor.

Özellikle M4 otoyolu üzerinde bulunan Cisr El-Şuğur ve civarında bulunan grupların büyük bölümü Asyalı ve Kafkasyalı çetelerden oluşuyor. Bunlar aileleriyle bu bölgeye yerleşmiş ve sayıları onbinleri buluyor. Eskiden Alevilerin yerleşim yeri olan Cisr El-Şuğur bu çetelerin saldırılarında göç etmek zorunda kalmıştı.

‘Gözlem noktalarını’ terkedecek

Geçici olarak İdlib’de bir sükunet olsa da bunun uzun sürmeyeceğini öngörmek zor olmayacak. Erdoğan rejiminin yakın zamanda kuşatmada kalmış ‘gözlem noktaları’ terk edeceğini şimdiden söyleyebilirim. Radikal çete grupların Erdoğan’ın desteğiyle direnmesiyle Cisr El-Şuğur ve M4 otoyolu çevresinde yeniden çatışmaların başlama olasılığı yüksek. Rusya ve Türkiye’nin ortak devriyeleri ise sadece göz boyamadan ibaret olacaktır.

Doğu Ğuta ve S-400 hava savunma sistemini satın almaya karşılık, Rusya, Efrîn’i Erdoğan rejimine peşkeş çekmişti. ABD ve Rusya’dan yeşil ışık alan işgalci Türk devleti, geçen yıl Serekaniyê ve Gire Spî’yi işgal etmişti. Bu işgaller ve İdlib’deki son gelişmeler gösterdi ki, Suriye’de toprağa karşı toprak veya başka bir çıkar için Kürtler üzerinden ve Kürtlerin Suriye’deki toprağını peşkeş çekme siyaseti sona gelmiş bulunuyor. Kürtler açısından temkinli bir politika izlemenin yararı olsa da çok kaygılı olmalarının bir nedeni yok. İdlib’e karşı başka bir yer verme yerine, İdlib’i ya anlaşma ya da zorla alma ve çeteleri darbeleme imkanları varken, Suriye toprağının başka bir yerini Türk devletine peşkeş çekme siyaseti bitmiş.

Türk işgalinin olduğu alanlar gündeme gelecek

İdlib sonra gözler, Efrîn ve Türk devletinin işgal ettiği diğer yerlere çevrilecek. Yavaş yavaş Türk işgalinin sonlanacağı bir evreye giriliyor. Türk devleti bunun farkında ve bu süreci uzatmak istiyor. Bununla Erdoğan Türkiye’nin iç siyasetini daha fazla dizayn etmeyi amaçlıyor. Kürtler İdlib’deki gerginlikten çok iyi yararlanmalıdır. İdlib’deki durum, Suriye yönetimiyle bir uzlaşı noktası olarak değerlendirilebilir.

Suriye Kürtleri tek yönlü olarak kullanmak istiyor. Suriye bir yandan yetersiz gücüne ek bir destek olarak görüyor, diğer yandan Kürtler hak, hukuk sahibi olmasın diye her türden oyunun peşinde. En son Beşar Esad, Rusya 24 TV kanalına yaptığı açıklamalar bunu açık bir şekilde gösteriyor. Kürtlerin onbinlerce yıldır yaşadığı topraklarda muhacir gibi göstermeye çalışan Beşar Esad, klasik egemenlerin mantığı tekrar etti. Türk resmi bakışında “Kart-Kürt” ve dağ Türkü olarak tanımlanan Kürtler, Esad’a göre Türkiye’den kaçanlar olarak tanımlandı. Öyle görünüyor ki Suriye devleti, faşist BAAS söylem ve politikasının dışına çıkmak istemiyor.

ABD, İdlib’deki Rus, Türk çatışmasından azami olarak yararlanmak istiyor. Bu için bir yandan Erdoğan’ı İdlib’de cesaretlendirirken, diğer yandan da silah ve istihbarat yardımı yapacağını açıkça dillendiriyordu. Türk devleti askerlerine yapılan saldırıdan sonra NATO faktörünü devreye sokmak istese de saldırının yapıldığı yer NATO sınırları dışında olduğu için NATO’nun eli kolu bağlı. ABD için temel nokta Türkiye’nin Rusya ile yaptığı S-400 anlaşmasını ilerletmemesi ve sistemi aktif hale getirmemesi. İdlib’deki Rus ve Türk çelişkisini bunun için bir imkan olarak kullanmak istiyor. Ama Türkiye önümüzdeki ayda S-400’leri aktif hale getireceğini yeniden deklare etti. ABD’nin Erdoğan ile Putin arasında kurulan ilişkiyi bozması zor.

Suriye devlet güçleri İdlib’de çatışmasız ilerliyor

   

Türk devletine bağlı çetelerle çatışmaya girmeden İdlib’de ilerleyen Suriye devlet güçleri, çeteleri 19 defa ateşkesi ihlal etmekle suçladı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) açıklamasında Suriye devlet güçlerinin İdlib’de ilerleyerek Kefer Nibul’a bağlı Maaret Muhis ve El Biric bölgelerini Türk devletine bağlı çetelerle çatışmaya girmeden kontrol ettiğini kaydetti.  Suriye devlet ajansı SANA ise Putin-Erdoğan görüşmesinden sonra yürürlüğe giren ateşkesin Erdoğan rejimine bağlı çete grupları tarafından 19 kez ihlal edildiğini, İdlib’in güneyindeki Hezarin ve El Dar El Kebir köylerinin çeteler tarafından bombalandığı bildirdi.

SANA’nın haberine göre Rusya Savunma Bakanlığı Suriye Koordinasyon Merkezi Başkanı Oleg Goravlyov’un, “Son 24 saat içinde terörist grupların 19 ihlali yaşanmıştır” dediği belirtildi.    

 

İDLİB