Putin’in kaos ile savaşı

Forum Haberleri —

ABD-Rusya görüşmeleri

ABD-Rusya görüşmeleri

  • Bir el sıkışmanın ne kadar süreceğini belirleyen hiçbir kural olmadığı için, çok mantıklı olsa da “hele bir orada dur” dedikten sonra birinin elini sıkamazsınız.

TERRY EAGLETON
Çeviren: Mestan DİLBİLMEZ 
Kadim Grekçe “kaos” sözcüğü, bir uçurum ya da boşluk anlamına gelir ve bunun karşıtı, dünyanın zarif tasarımı anlamına gelen “kozmos”tur. Modern astrofizikçiler, bizim geldiğimizi görmüş ve yasalarını buna göre şekillendirmiş gibi görünen evrenin “ince ayarı” dedikleri şey karşısında hayranlıkla çarpılır. Matematik tanrının dilidir. Ama bizimkinden çok daha kaotik olan başka evrenler olabilir; belki de sonsuz sayıda. Bunların en az birinde, Jacob Rees-Mogg olarak bilinen tescilli bir Maoist var.

Kaos boşluktur çünkü hiçliğin şekli yoktur. Oval olanın aksine üçgen olan bir olumsuzluk yoktur. “Kaos kuramı” olarak adlandırılan kuram, davranışları rastgele olan ve öngörülemeyen sistemlerle ilgilenir ve bunlardan biri Vladimir Putin olarak biliniyor. Rusya Devlet Başkanı’nın Ukrayna’ya saldırısının ilginç özelliklerinden biri de pervasızlığı. Eski KGB ajanları duygusuz, kalın kafalı ya da sadist olabilir ama onlardan aceleci olmaları beklenemez.

Yine de, Putin uzun zaman önce bir KGB adamıydı ve o zamandan beri delirmek için bolca zamanı oldu. Neyin peşinde olduğunu bilmemek anlamında değil, etrafı dalkavuklarla çevrili ve konserve açacağının ne olduğunu bilmeyen pop yıldızları gibi deli. Shakespeare’in Lear’ı, perde açıldığında böyle bir durumdadır ve ondan kurtulmak için cehenneme götürülmesi gerekir. (Konserve açacağının ne olduğunu o da bilmiyordu ama bu anlaşılabilir bir şeydi.)

Putin’in Ukrayna’yı dümdüz etmekteki amacı kısmen etnik. Ülkenin etnik olarak bir kurgu, bir ulusun kartondan yapılmış modeli olduğunu ve bir an önce tasfiye edilmesi gerektiğini düşünüyor. Ukrayna bir boşluktur, bir varlık değildir ve Rusya bu kaosu kendisine dahil ederek ona bir düzen getirecektir. O zaman Ukraynalılar gerçekdışı olmaktan çıkacak ve özünde oldukları şey, yani Rus olacaktır.

Bu anlamda savaş bize etnisitenin tehlikelerini hatırlatıyor. Postmodern düşüncenin iddia ettiğinin aksine, her zaman alkışlanacak bir şey değildir. Etnik farklılığın insanlığa bela ettiği kanlı çatışmaların farkında olmak için ırkçı olmanıza gerek yok. Herkes Cornwall’dan ya da Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden gelseydi, dünya çok daha kasvetli olurdu ama aynı zamanda çok daha az kanlı olurdu.
Putin’in komşularına yönelik saldırısının arkasında, insanlığın uzun zamandır sahip olduğu en kötü fikirlerden biri yatıyor: Romantik-milliyetçi, siyaset ve etnisite arasında kesin bir uyum ve böylece etnik bir “halkın”, her ne anlama geliyorsa artık, kendi egemen devletine sahip olması gerektiğini ve bu egemenliği, şu anda farklı rejimler altında yaşayan kendi türünden olanlara genişletmesi gerektiğini dayatır.

Bu doktrinin sonucu siyasi yıkım oldu. İngilizlerin kendi kaderini tayin etme hakkı vardır, ancak İngiliz oldukları için değil. İskoç bağımsızlığı, genetik ya da vatanseverlik sorunu değil, bir demokrasi sorunudur. Hindistan’dan Mozambik’e kadar sömürgeleştirilmiş ülkeler, sömürgecilerini başlarından attı ama bu etnik değil, siyasi bir sorundur.

Kaynaklarınızı yağmalayanlar sizinle aynı etnik kökenden olsalar bile sömürgecilik tatsızdır. Kuzey İrlanda’da, dünyanın sadece 6000 yıl önce yaratıldığına inanan bir grup kara cahil Ulster İskoçu’yla yaşamaktansa, sınırda Gael kardeşleriyle birlikte yaşamayı tercih ettikleri için ülkenin bölünmesine karşı çıkan Cumhuriyetçiler var. Bununla birlikte, bölünmeye karşı çıkmak için bundan daha iyi nedenler bulunmaktadır. Batı’da etnik köken çoğunlukla eşit hakların sağlanması sorunudur ve bu nedenle onaylanmalıdır; yine de daha genel bir ölçekte etnisite, bedenleri/cesetleri üst üste yığdı ve ben yazarken de bunu yapmaya devam ediyor.

Düzen ve kaos arasında çok keskin bir karşıtlık yanıltıcıdır. Savaş kaos yaratır ama kasıtlı olarak üretilmiş bir düzensizliktir; keyfi bir karmaşa değildir. Yıkım ve umutsuzluk yayıyorsunuz ama mümkün olduğunca planlı, disiplinli bir şekilde yapıyorsunuz bunu. Ayrıca, kaos olarak gördüğünüz şey büyük ölçüde sizin düzen anlayışınıza bağlıdır. Bu anlamda, iki kavram karşılıklı olarak asalaktır.

“Gelişmekte olan” olarak adlandırılan bir ülkeden, Britanya’ya yeni dönen herhangi biri, her şeyin ne kadar gerçeküstü bir şekilde temiz ve düzenli göründüğüne şaşıracaktır ama daha yoksul ülkelerdeki insanlar hayatlarını anarşik olarak görmez. Virginia Woolf, hayatı parça parça ve biçimsiz olarak gördü ama yerleri fırçalayan hizmetçilerin aynı şeyi hissetmesi pek olası değildir.

Üniversitedeki danışman hocam, bir bebeğin gurultusundan bir araba motorunun mırıltısına kadar etrafındaki hemen hemen her şeyi kaotik olarak görüyordu ama bunun nedeni onun düzen kavramının patolojik olmasıydı. Kimsenin duymadığı bir Ortaçağ üniversite yasası yüzünden tatilde sizinle el sıkışmayı reddederdi. Bir keresinde, dersin sonunda, üniversite görevlisi olarak ona danışıp danışamayacağımı sordum; bunun üzerine odadan çıkmamı, kapıyı çalmamı ve beni tekrar içeri davet edene kadar beklememi istedi. Bunun gibi insanlar, yalnızca koruyucu giysi giyenlerin yaklaştığı yastıklı hücrelerde duvara zincirlenmeli. Ne tür yontulmamış şehvet dürtüleri bastırıyor, Allah bilir.

Pek çok sapına kadar muhafazakâr gibi, öğretmenim de bent kapakları savı diyebileceğimiz bir şeyin sadık bir taraftarıydı. “Bir metro istasyonunda bir kişinin trombon çalmasına izin verin de (anahtar ifade) görün başınıza gelenleri! Siz farkına varmadan Londra yeraltı sisteminin tamamı duvardan duvara trombon çalan insanlarla dolup taşar ve ardından kaos çıkar!” Freudyen deyimle, bu adam yasaya hastalıklı bir şekilde meftun olmuştu. Yeni Ahit’in Ferisileri gibi, kaosu uzak tutmak için yasayı bir fetiş haline getirmişti.
Naif özgürlükçüler, bu patolojiye yasayı tamamen terk ederek tepki verir ama bu, yasa emrettiği için itaat etmekle kendi iyiliği için ona itaat etmek arasındaki farkı görememektir. “Yasa yasadır” lafı, herhangi bir dilde en ölümcül totolojilerden biridir. Buna göre, yasanın talep ettiği şeyi, arkasında yatan bir nedenle yapmıyorsunuz çünkü bu, yasallığın ussallığa bağlı olduğu ve dolayısıyla artık mutlak olmadığı anlamına gelir.

Muhtemelen modern filozofların en büyüğü olan Immanuel Kant’a göre, ahlaklı olmalısınız çünkü ahlaklı olmak ahlakidir. Bu sözü derinden sorgulayabilirsiniz, ancak içinde bir parça gerçeklik payı var: ahlaklı olmak sizi hiçbir yere götürmez. Bu, daha tatmin edici bir hayata giden bir yol olmak zorunda değildir. Aslında Yeni Ahit için bu, devletin elinde sefil bir ölüme yol açan bir yoldur. 18. yüzyıl romancısı Henry Fielding, erdemlilerin bu dünyada ödüllerini alacağını savlayan asil bir doktrin olduğunu yazmıştır, bu doktrinin “tek bir kusuru vardır, o da doğru olmaması” diye de ekler.

Düzen ve kaosun eski dostlar olduğunu gösteren başka örnekler de var. Freud’un görüşüne göre, yasayı ve düzeni uygulayan şey, korkunç gücünü kaotik bilinçdışının güçlerinden alan bir yeti olan süperegodur. Bizi bu tür derinlikte meşgul etmeseydi hiçbir siyasi düzen ayakta kalamazdı. İnsanları kendilikleri içinde yönetemezsiniz, Fransız olsalar bile. Kolektif bilinçdışına girebilen herhangi bir siyasi gücün yerinden edilmesi oldukça zor olacaktır. Aynı zamanda yurttaşlarına, ne kadar yetersiz olursa olsun, onları devam ettirmeye yetecek kadar tatmin sağlarsa, hayatta kalması çok muhtemeldir. İçinde senin için bir şey olmalıdır. Bununla birlikte, duygusal ya da maddi olarak yoksa, iktidar son derece savunmasızdır.

Toplumsal düzen, bizi zaman zaman onu bozmaya teşvik edecek kadar kurnazdır. Ortaçağ Avrupası’nda bunun geleneksel adı karnavaldı. Sıradan insanlar, devasa papier-mâché fallusları ve vajinalarıyla sokaklara dökülüyor ve devlete meydan okuyarak neşeyle uzaklaşıyordu. Hiciv ve tersyüz etme dalgası -burun/fallus, yüz/kalça, ağız/anüs, yüksek/düşük- toplumsal yaşama hızla yayılır. Bu büyük hiciv spazmından kesinlikle hiçbir şey kaçamaz. Hiçbir şey küfredilemeyecek kadar ciddi ya da kutsal değildir. İnsanlar kardinal kılığına girip sokaklara işer. Bütün bunlar kurulu toplumsal düzeni sorgular ama aynı zamanda onu korumanın bir yolu, güneşin sayısız boş şarap kadehleri ve kemirilmiş tavuk budu üzerinde yükseleceği ve halkın itaatkâr bir şekilde işine geri döneceği toplu bir boşalmadır.

Özgür olmak istiyorsan düzene gereksinimin var. Dünyanın nasıl davranacağını tahmin edemezseniz, özgürlüğün olumlu anlamı olan güçlerinizi ve yeteneklerinizi yerine getiremezsiniz. Potalar, Alice Harikalar Diyarında olduğu gibi etrafta dolaşıp duran flamingolardan oluşuyorsa kroket oynayamazsınız.

Yine de, her parçası kesin kurallara bağlı olsaydı, toplumsal hayat işe yaramazdı. Bir el sıkışmanın ne kadar süreceğini belirleyen hiçbir kural olmadığı için, çok mantıklı olsa da “hele bir orada dur” dedikten sonra birinin elini sıkamazsınız. Belki de bu yüzden danışmanım onlara karşı çok dikkatliydi.

Ludwig Wittgenstein’ın toplumsal varoluşun kaba zemini dediği şey üzerinde yaşıyor ve çalışıyoruz, kusursuz bir düzen imgeleminin saf buzunun üzerinde yürümeye çalışanlar olsa bile. Ancak ikisi basitçe zıt değildir. Ukrayna’da tanık olduğumuz şey, bu kadar kusursuz imgelemlerin, harap olmuş bir kentin engebeli zeminini ne kadar kolay oluşturabildiğidir.

Kaynak metin: https://unherd.com/2022/03/vladimir-putins-war-on-chaos/?=refinnar

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.