Batı Kürdistan’daki Kürtleri temsil eden Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Muslim iki gündür Suriye Konferansı’nın organizatörleriyle Cenevre’de temas halinde. PYD, Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında konferansa katılmak istiyor ancak özellikle Türkiye destekli Suriyeli muhaliflerin ABD’ye “ya biz ya onlar” diyerek baskı yapması müzakereyi zorluyor. Muhaliflerin uzlaşmaz tutumu nedeniyle Cenevre Konferansı 2014’e ertelenirken, Kürtlerin iradeleriyle müzakere masasına oturması için ısrarlı bir çaba içinde olan PYD’nin Eşbaşkanı Salih Muslim, konferansın organizatörlerinden Rusya’nın Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov ile dün biraraya gelerek taleplerini ve beklentilerini yeniden iletti. Görüşme öncesi telefonla ulaştığımız Salih Muslim’le Konferans’tan beklentilerini, organizatörlerin Kürt Yüksek Konseyi’ne yönelik tutumunu, BM Suriye Özel Temsilcisi Brahimi ile yapılan görüşmenin içeriğini, Washington’da ilk kez yapılan Kürt Konferansı’nın diplomatik etkilerini, Güney yönetimiyle yaşanan gerginliği, Türk devletinin amacını, sınıra örülen duvarı, YPG’nin Til Xelef ile Til Koçer’i düşürmesinin önemini konuştuk.


Cenevre Konferansı’nda Kürtlerin nasıl temsil edileceğine dair tartışmalar var. Hewlêr Anlaşması çerçevesinde Kürt Yüksek Konseyi olarak masaya oturulmasını istiyorsunuz ama Suriye muhalefetiyle katılıma sıcak bakanlar da var. Bu ayrışmanın temel sebepleri nedir?

Bazı çevreler Kürtleri Suriye muhalefetine katmaya çalışıyor. Biz bu girişimleri Kürt iradesini parçalamak olarak tanımlıyoruz. Cenevre Konferansı’nı organize eden temel güçler olan ABD, Rusya ve BM’den yetkililere de Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında Cenevre Konferansı’na katılmak istediğimizi bildirdik. Bu konuda ısrarlıyız. Bir iki parti çıkıp Suriye Ulusal Koalisyonu’na katılsa bile biz Kürt Yüksek Konseyi’yle konferansa katılmaya kararlıyız. Bir kaç istisna parti, bu ısrar ve kararımızı etkilemez.

Konferans öncesinde Rojava için ikinci Lozan kaygısı dile getirildi. Nedir bu kaygılara sebep olan?

Konferansa Kürt Yüksek Konseyi ile değil de başka bir gücün şemsiyesi altında katılmamızın istenmesi ikinci bir Lozan kaygısına sebep oluyor. Çünkü Lozan’da Türkiye delegasyonu içinde bir Kürt vardı ama bu kişi Kürt iradesini temsil etmiyordu. Aynı şey şimdi Cenevre’de gündemleştiriliyor. Aynı Lozan’da olduğu gibi bir, iki Kürt’ü Suriye Ulusal Koalisyonu’na katıp “işte bunlar Kürtleri temsil” ediyor algısı yaratılmak isteniyor. Biz buna kesinlikle izin vermeyeceğimizi belirtiyoruz. Konferansa bizim de içinde yer aldığımız Kürt Yüksek Konseyi’nin katılması için görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Lozan Antlaşması bölünme getirdi, dört parça Kürdistan arasına suni sınırlar çizildi. Bu kaygılar Rojava için de geçerli mi?

Konferans’ta Kürtleri kimin temsil edeceği çok önemli. Muhaliflerin koalisyonuna katılmak Kürt iradesini temsil etmemek demektir. Çünkü o zaman bu koalisyonun amaçları ve istekleri doğrultusunda masaya oturmuş olursunuz. Bu durumda Kürtlerin taleplerini savunma şansınız olmaz. Kürt Yüksek Konseyi, Kürtlerin özyönetim, eşit vatandaşlık ve anadilde eğitim hakkı talebini müzakere edecek. Bu nedenle de Konseyin müzakere masasında yer alması için çabalıyoruz, bundan da vazgeçmeyeceğiz. Ayrıca şuna da dikkat çekmek isterim; Birinci Cenevre Konferası‘nda Kürtler hiç yoktu hatta adı dahi geçmiyordu. Bu anlamda Kürtlerin Konsey’le İkinci Cenevre Konferansı‘na katılımı bir ilk olacak ve bu önemli bir gelişme olarak tarihe geçecektir.

Kürt Yüksek Konseyi müzakere masasında olacak mı, görüşmelerinizde bu konuda bir netlik sağlandı mı?

Konferansın organizatörlerinden ABD, Kürt Yüksek Konseyi’nin katılımına itiraz ediyor, pek sıcak bakmıyor. Rusya ise Konseyin temsil edilmesinden yana. Bugün (dün) Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov ile bir araya geleceğiz. Bu görüşmede de taleplerimizi yeniden ifade etme şansını bulacağız.

ABD’li diplomatlarla bir görüşmeniz olacak mı peki?

Hayır. Bu yönlü bir talep gelmedi. Ama Sayın Bogdanov aracılığıyla zaten mesajlarımızı, taleplerimizi ve beklentilerimizi üçlü delegasyona (ABD-Rusya-BM) iletmiş oluyoruz.

ABD itiraz gerekçesini nasıl izah ediyor?

ABD’liler; Kürt Yüksek Konseyi’nin Kürt sorununu ve çözüm taleplerini masaya koyması durumunda Suriye koalisyonu içinde tepkilerin yükseleceğini ve konferansta her şeyin ters yüz olacağını belirtiyorlar. Biz de ‘eğer biz Kürt Yüksek Konseyi olarak temsil edilmezsek ve taleplerimizi anlatmazsak konferansa katılmamızın da bir anlamı olmadığını’ söyledik. Böyle bir katılımdansa hiç katılmamayı tercih ettiğimizi ifade ettik.

Peki özyönetim projeniz, Suriye’deki tüm halkların bir arada, eşit vatandaşlık esasında buluşmasını hedeflemeniz nasıl karşılanıyor?

Birçok taraf projemizi kabul ediyor. ABD de taleplerimiz konusunda haklı olduğumuzu ifade ediyor. ABD’yi asıl muhaliflerin bize karşı olan muhalefeti etkiliyor. En fazla da Türkiye’nin uzantısı olan Suriye Ulusal Konseyi’nin (SUK) etkili olduğunu düşünüyoruz. Bu çevreler Kürtlerin mücadelesinden, kazanımlarından ve güçlenmesinden rahatsız oluyorlar. Kürt Yüksek Konseyi’nin konferansa katılımını engellenmek için de çaba gösteriyorlar.

Uzlaşmazlık yine erteleme getirdi, Cenevre Konferansı’nın 23 Kasım’da yapılmayacağı kesinleşti. Nedir son durum, yeni bir tarih verildi mi?

Konferans 2014’e ertelendi. Kesin tarih yok ama önümüzdeki yıla ertelendi. Ertelemeye de Batı ve Türkiye destekli muhalifler arasındaki anlaşmazlıklar sebep oldu. Çünkü muhalifler homojen değil, ortak karar alamıyorlar. Konferansta nasıl temsil edilecekleri ve taleplerine dair her kafadan bir ses çıkıyor. Bu da müzakere koşullarını zor ve karmaşık hale getiriyor. Bu nedenle de bir türlü kesin tarih tespit edilemiyor.

Cenevre’de BM Suriye Özel Temsilcisi Brahimi ile görüşme şansınız oldu mu?

Hayır, bizzat görüşmedim. Aramadık kendisini. Çünkü geçtiğimiz haftalarda Suriye’ye yaptığı ziyarette bizden bir heyet zaten kendisiyle görüşmüştü.

Görüşmenin muhtevası neydi?

Heyetimiz taleplerimizi birinci ağızdan Brahimi’ye iletti. Ayrıca kendisine Kürt Yüksek Konseyi adına 3 mektup teslim edildi. Mektuplardan biri ABD Dışişleri Bakanlığı’na, biri Rusya Dışişleri Bakanlığı‘na biri de BM’ye yazılmıştı.

Mektupların içeriğinde ne vardı?

Mektuplarda Kürtler ne istiyor ve konferansa katılım şartları özetlenmişti. Demokratik bir Suriye’nin inşası ile Kürtlerin anadil ve özyönetim gibi temel taleplerinin anayasal güvenceye alınması talepleri yer alıyordu mektuplarda. Kürt Yüksek Konseyi’nin çok sayıda parti ile iki Meclis’ten oluştuğunu ve bütün Kürtlerin iradesini temsil ettiği belirtiliyordu. Ne Esad rejiminden ne de muhaliflerden yana olduğumuz, üçüncü bir taraf ve bağımsız olarak Kürtlerin hakları için mücadele ettiğimiz anlatılıyordu. Tüm bu sebeplerden de Kürt Yüksek Konseyi’nin muhatap kabul edilmesini talep ettiğimizi ve Cenevre Konferansı’na Konsey çatısı altında katılmak istediğimiz ifade ediliyordu.

ABD’yle görüşmek isteriz


El Qaide ve bağlı çeteler ile Esad dışında bir alternatif sunmanıza ve bunu sahada göstermenize rağmen ABD’nin size yönelik tavrı nedir, değişim olabileceğini düşünüyor musunuz?

ABD yöneticileri gerçeği kamuoyundan gizliyorlar. Ortadoğu’da Selefi güçlerle savaşan tek güç olduğumuzu, bizden başka kimsenin bu örgütlerle çatışmadığı gerçeğini halklarından saklıyorlar. Ancak tüm saklama girişimlerine rağmen bu gerçekler günden güne daha fazla açığa çıkıyor. Bu gerçekleri daha fazla gizleyemezler, bu tavırları kamuoyu önünde mahkum olacaktır. Kendi yönetimleri içinde de artık bu gerçeği görüp, savunanlar var. Muhakkak bu gerçeği tanımak zorunda kalacaklar. Çok yakında diplomasi ve görüşme kanallarının açılacağını düşünüyorum.

Washington’daki Kürt Konferansı’nda ABD yönetimine “görüşmeye hazırız” mesajını verdiniz. BDP Eşbaşkanı Demirtaş da ABD’li yetkililere PYD’yle görüşülmesi talebini iletti. Obama yönetiminden size herhangi bir olumlu yanıt geldi mi?

Hayır, bugüne kadar bize herhangi bir yanıt gelmedi. Ancak ben bundan sonrası için ABD yetkililerinin bizimle görüşme talebi olabileceğini tahmin ediyorum. Kürt Konferansı diplomasi için bir zemin oluşturdu. Biz her zaman görüşmeden yanayız, kimseye kapıları kapatmıyoruz.

ABD’nin size vize vermediği iddiaları doğru mu?

Stockholm’deki ABD Büyükelçiliği üzerinden Washington’daki Kürt Konferansı’na katılmak için vize başvurusunda bulunmuştuk. Ancak gönülsüz yaklaştılar ve yanıtı geciktirdiler. Soruşturduğumuzda bunun bilinçli siyasi bir tutum olduğunu öğrendik. Bu konudaki eleştirilerimizi Sayın Demirtaş aracılığıyla ilettik.

Türkiye’nin politikaları tutmuyor

Siz her kesim ve devletle diplomatik temas ve diyalogdan yanasınız, bunu Türkiye, İran ve Irak ile ilişkilerinizde de esas alıyorsunuz. Türkiye’nin tavrında bir değişiklik sözkonusu mu?

Türk devleti bir atakta bulunuyor bu tutmayınca da yeni bir atağa geçiyor. YPG cephede Türkiye’nin desteğindeki çete örgütlerine karşı zafer kazanınca hesapları tutmayan AKP Hükümeti şimdi de Kürtlerin iradesinin Cenevre’de temsil edilmemesi için herşeyi yapıyor. Kürtlerin Rojava’da özyönetim kurmasını engellemeye dönük girişimlerini tüm kollardan sürdürüyor. Kürtler arasında çelişki yaratmak istiyorlar. Ancak başaramayacaklar. Biz tüm bunları görüyoruz ve buna karşı mücadelemizi her alanda etkili bir şekilde sürdürüyoruz.  

Til Koçer ve Til Xelef  stratejik önemde

PYD Eşbaşkanı, YPG’nin Til Koçer’i almasıyla ambargonun kırıldığını, Til Xelef’le ile de Türkiye’nin çete örgütlerine lojistik desteğinin kesildiğini ifade ederek, bunların stratejik zaferler olduğunu söyledi.


YPG’nin Til Koçer Sınır Kapısı’nı ele geçirmesinin siyasi ve askeri sonuçlarının olacağını söylemiştiniz, etkisi hissedildi mi, dengeleri etkiledi mi?
Bu kapı bölgedeki siyasi ve askeri dengeleri değiştirmeye adaydır. Ama sonuçlarını görmek için henüz erken. Bu kapı direkt Bağdat’a açılan bir kapıdır. Değişim biraz da Bağdat yönetiminin tavrına bağlı. Onu ileriki günlerde hep beraber göreceğiz. Ama benim beklentim değişim olacağı yönde.

Irak Hükümeti, Til Koçer Sınır Kapısı’ndan ticaret yapılabileceğini açıkladı. Bu konuda bir gelişme var mı, son durum nedir?

Biz sınır ticareti yapılmasını önemsiyoruz, çünkü böylelikle Rojava üzerindeki ağır ambargo kırılacak. Ancak kapı şu anda hala kapalı. Ne gıda yardımı gönderiliyor ne de herhangi başka bir geçiş yapılıyor. Kontrol YPG’de. Askeri güvenliği YPG güçleri sağlıyor ama şu an için oradaki yerel komiteler kapının nasıl işlev göreceğini ve kimlerin bu yönetimden sorumlu olacağını belirlemeye çalışıyor. Bunlar yapıldıktan sonra önümüzdeki günlerde kapı açılacaktır.

Til Koçer’in ardından Til Xelef de çetelerden arındırıldı. Buraların alınmasıyla “Arap Kemeri’ne neşter atıldığı” belirtiliyor. Nedir burayı bu kadar önemli kılan?
Til Xelef’in önemi şurdan geliyor; Türk devleti çete örgütlerine silah da dahil her türlü yardımını buradan gönderiyordu. Kapının alınmasıyla çetelerin lojistik desteği de kesilmiş oldu. Til Xelef’e artık tamamen YPG hakim. Artık geçmişe dönülmesi mümkün değil, önemi buradan kaynaklanıyor.

YPG’nin Til Xelef’i düşürmesini Araplar tatlı dağıtarak kutladı, Türkmenler ile Hıristiyanlar da büyük  bir sevinçle karşıladılar. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

YPG cephede yürüttüğü etkili savaşla bu halkların nazarında da takdir topluyor, sevgiyle karşılanıyor. YPG, sadece Kürtler için savaşmıyor, zulüm gören, ayrımcılığa uğrayan herkes için cephede. YPG, Kürtleri ve diğer halkları; hem Esad rejimine hem de çete örgütlerine karşı koruyor. YPG’nin dahil olduğu Kürt Yüksek Konseyi de sadece Kürtlerin değil Suriye’de yaşayan tüm halkların temel haklarının anayasal güvence altına alınmasını, ortak ve eşit yönetimi savunuyor. Tabi tüm bunlar da ezilen halklar tarafından sevinçle karşılanıyor

Güney’e mesaj: Halka havale ediyorum

PYD Eşbaşkanı Salih Muslim kendisine kapıları kapatan Güney yönetimini de halka havale ettiğini belirterek, “Halk kendisine gereken cevabı veriyor, vermeye de devam edecektir” dedi.


Güney yönetimi, size yönelik bir tavır geliştirdi. Üstelik siz her konuşmanızda YPG’lilerin, Şêx Said, Qazi Muhammed, Mustafa Barzani, Seyid Rıza ve Abdullah Öcalan’ın savaşçıları olduğunuzu belirtmenize rağmen ‘Barzani’ye hakaretle’ itham edildiniz. Ancak Güney yönetiminin bu izahat ve suçlamaları Kürtler tarafından kabul görmedi. Yine Kürt çoğunluk, karşıtlık ve çatışmadan ziyade dayanışma ve birlikten yana. İlişkilerde bir gelişme var mı, bunun için karşılıklı adımlar atıldı mı, atılacak mı?
Hayır atılmış bir adım yok. Bize herhangi bir açıklama da yapılmadı. Ancak şunu söylemek isterim; Biz kimseye hakaret etmedik, etmeyiz de. İki ay önce İsveç’te yaptığım bir konuşmayı bahane ederek böylesi bir tutum sergilediler. Ancak dediğim gibi konuşmam hakaret içermiyordu. Ama besbelli Barzani yönetimi bu tavrı kendi iradesi ve inisiyatifiyle geliştirmedi. Mesele sadece Barzani yönetimi meselesi değil, Rojava’da Kürtlerin iradesiyle güçlenmesinden rahatsızlık duyuluyor. Bize yönelik tavır bölgedeki siyasi dengelerle ilgilidir. Ben olayın arka planında AKP Hükümeti’nin  taleplerinin etkisi olduğunu düşünüyorum. “Kimse sen Kürtleri temsil etmiyorsun, biz ediyoruz” diyemez. Buna Kürt halkı karar verir. Kendilerini biz halka havale ediyoruz. Halk zaten bu çevrelere gereken yanıtı veriyor. Zira Rojava halkına karşı çok büyük hatalar yaptılar. Sınırlar kapatıldı, halk ambargo ve açlıkla yüzyüze bırakılmak istendi. Yaptıkları kardeşlikle bağdaşmaz. Asıl bu uygulamalar nedeniyle Güney yönetiminden biz özür bekliyoruz.

Ayşe Gökkan’a selam yolladı: Duvarları hep birlikte yıkacağız


Salih Muslim, sınıra örülen duvarların Kürtleri ayırmaya yetmeyeceğini vurgulayarak ölüm orucundaki Ayşe Gökkan’a da “Hep birlikte duvarları yıkacağız” mesajını yolladı.

Rojava ile Kuzey arasında duvarlar örülüyor. AKP Hükümeti “güvenlik için yapılıyor” diyor. Ne dersiniz bu konuda?

Bu duvarlar Kürtlerin birliğini engelleyemez. Kürtleri bölemez. Bu sınırlar, duvarlar 70 yıldır var. Ama Kürtler arasındaki dayanışmayı ve birliği engelleyemediler. Bu duvar da Kürtleri ayıramayacaktır. Kürt halkı için hiçbir anlamı yok bu duvarların. Halkımız bu duvarları yıkacaktır.

Duvara tepki göstererek ölüm orucuna başlayan Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’a bizim aracılığımızla ne söylemek istersiniz?

Ayşe Gökkan’ın direnişini selamlıyoruz. Direnişinin arkasındayız.  Tıpkı Berlin Duvarı’nın akıbeti gibi inşallah biz de en kısa sürede bu duvarları yıkar ve parçacıklarını hatıra olarak saklarız.


ÇİÐDEM DEMİREL / HABER MERKEZİ